Yolcu’nun yolu: Türkiye’de Selefilik

Selefiler için silahlı mücadele sadece ve sadece bir yöntem ve doğru yer-doğru zaman sorunudur.

  • YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN

Selefilik Türkiye kamuoyu için görece yeni bir olgu. Şimdiye kadar daha çok terörizmle, özellikle İslam Devleti (IŞİD) bağlantılı operasyonlarla gündeme geldiler. Son olarak ise Cübbeli Ahmet Hoca’nın “Selefi dernekleri silahlanıyor” uyarısıyla. Bu nedenle, Selefilerin halen az tanınıyor olması kaçınılmaz.

Bilinmeyen hemen her konudaki toptancılık elbette burada da devreye giriyor. Peşinen söyleyelim ki Selefiler ortak dogmalarına, ortak kabullerine karşın homojen bir topluluk değil. Farklı, rakip ve hatta birbirlerine düşman sayısız ekolden oluşuyorlar. Cihadi ekol tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de azınlık konumunda. Buna karşılık, Selefilerin büyük çoğunluğu “barışçıl” davet (propaganda) yollarını kullanıyor. Cübbeli Ahmet’in dernekler derken kastettiği de küçük, kapalı cihad hücreleri kurmayı değil, kitleselleşmeyi ve yayılmayı öncelik olarak gören bu çizgi.

Dolayısıyla yazımız cihadi çizgiden Selefi gruplara, onların siyasi ve toplumsal örgütlenme modellerine ilişkin değil. Bu konuda meraklı okura Doğu Eroğlu’nun titiz ve kapsamlı çalışmalarını naçizane tavsiye ederim. Konumuz Selefi çizginin ana gövdesi. Konuyu anlatmak için yararlanacağımız eksen ise Selefiliğin Türkiye’deki tartışmasız öncüsü, Irak Türkmeni kökenli Şeyh Abdullah Yolcu.

YOL AFGANİSTAN’DAN GEÇİYOR

Yolcu 1958 yılında Kerkük’te doğdu. Din adamı babasının yolundan gitmek için, ilköğretiminin ardından Suudi Arabistan’a yerleşti. Burada, Selef menheci denilen çizgide eğitim gördü. Irak’a dönüşünde askere alındı, İran-Irak Savaşı’na katıldı. Ardından, kendi tabiriyle “Afgan Cihadı”na gitti. Usame bin Laden başta olmak üzere, daha sonra El Kaide’nin kurucuları olacak Suudi destekli liderlerle tanıştı.

Yolcu’nun 1986’da İstanbul’a yerleşmesi hayatında daha sakin bir dönemin başlangıcı. Körfez sermayesini can simidi olarak gören Özal ekonomisinde Suudi bağlantılarını kullanarak, 1990’da Guraba Dış Ticaret adında bir şirketi kuruyor. Bu sayede, yükselen yeşil sermayeyle ve bağlı bulundukları cemaatlerle de tanışıyor. Temasları sonucunda Yolcu Türkiye’nin Selefilik için bakir bir alan olduğunu anlıyor. Faal bir davetçi olma kararını böylece veriyor.

Yolcu’nun saptadığı en önemli eksiklik Türkçe Selefi kaynaklarının çok sınırlı olması. 1992 yılında Guraba Yayınları’nı kuruyor.

İlk yayınlar tanınmış Suudi şeyhlerinin, Necid meşayihi denilen gelenekçi grubun güncel eserleri. Böylece Türkiye’de Selefi literatürün ciddi temelleri Yolcu tarafından atılıyor. Öyle ki 1999 yılında Feyzullah Birışık tarafından kurulan Karınca-Polen Yayınları’nın gerek yayıncılık, gerek davet çalışmaları Guraba’nın hayli gerisinde kalacak.

Bu dönemde Yolcu şirketinden ayrılır ve tam zamanlı davetçi olur. Yine de Arap dünyasıyla ilişkileri sayesinde halen ticari aracılık ve komisyonculuk işleri yürütmekte.

DÖNEMEÇ: SELEFİ AKINI

2002 yılı tüm dünyada Selefi hareket için bir dönüm noktası. Birinci Körfez Savaşı ardından, Sahve hareketi Suudi hükümetinin Amerikan askerlerini ülkede konuşlandırmasını ve dolayısıyla Necid meşayihinin bu konuda tutumunu eleştirerek sivrilmişti. 11 Eylül sonrasında ise Amerika’ya ve El Kaide başta olmak üzere cihad gruplarına nasıl yaklaşılması gerektiği yönünde sorular Selefiler arasındaki çatışmaları ve zıtlaşmaları yoğunlaştırır. Sonuç olarak, çeşitli ekollerden Selefiler kendi çizgilerindeki davet çalışmalarını tüm dünyaya yaymaya başlar.

Ayrıca, 11 Eylül tüm dünyada İslamcı siyasetin dikkatini El Kaide, dolayısıyla Selefilik üzerine çeker. Selefiliğin en önemli öncülerinden (“selef-i salihin”) İbn Teymiyye’nin Mardin Fetvası cihad yanlısı İslamcılar için her zaman ciddi bir dayanaktır. Ancak, bu kitle artık Selefi menhecini daha yakından tanımak istemektedir.

Bu gelişmelerin Türkiye’deki doğrudan sonucu davet çalışmalarının doruğa çıkması olur. 2002’de Necmi Sarı tarafından kurulan Ummülkura Selefi yayıncılığa yeni bir soluk getirir. 1995’te Belçika’dan Türkiye’ye yerleşen Mehmet Balcıoğlu ise Ebu Said el-Yarbuzi adıyla faal davet çalışmalarına başlar.

Yine bu dönemde, yurtdışında eğitim görmüş çok sayıda Selefi Türkiye’ye dönerek yayıncılık faaliyetine başlar. Bunlar arasında, Zahiri ekollere yakın Seyfullah Erdoğmuş (Ebu Muaz), Ubeydullah Arslan gibi isimlerle cihadi çizgiye yakın Mehmet Emin Akın sayılabilir.

KİTLESELLEŞME DÖNEMİ

2000’lerin ortalarına gelindiğinde, Türkiye’de ciddi bir davet külliyatı oluşmuş, çalışmalar dernekleşme üzerinden kitleselleşme dönemine girmiştir. Yolcu da gözüne yeni bir kitleyi kestirir. Çalışmalar tarikatların “müşrik”, Diyanet’in “devletçi” anlayışlarından yaka silkmiş, daha sıradan dindarlara yönelir. 2005 yılından itibaren, yayınevi Yolcu’nun daha kolay anlaşılır bir dilde yazdığı kitaplara ağırlık vermeye başlar. Bu arada Yolcu Arapça kitaplarıyla da dünya Selefi çevrelerinde Abdullah bin Abdülhamid El-Eseri adıyla tanınan, ünlü bir şeyh olmuştur. Öyle ki bir kitabı 2002 yılında, Suudi din işleri bakanı Salih bin Abdülaziz Âl Eş-Şeyh’in önsözüyle yayımlanır.

Yolcu’nun davet çalışmalarındaki en önemli destekçisi Erzurum’dan İstanbul’a yerleşerek Guraba Yayınları’nın editörlüğüne getirilen Hüseyin Cinisli olur.

Cinisli Türk sağının sembol isimlerinden Rasim Cinisli’nin akrabasıdır ve Türkiye’nin toplumsal ve siyasal iklimini Yolcu’dan çok daha iyi tanımakta, dolayısıyla Yolcu’nun hedefi olan sıradan dindarların nabzını yakalamaktadır. Guraba Yayınları, bu kitleselleşme döneminde kurulan Guraba-Der ve diğer davetçi gruplar Selefiliğin Türkiye İslamcılığının dokusunda sağlam bir yer edinmesini sağlar.

2011 yılı Selefilik için yeni bir kargaşa ve genişleme döneminin başlangıcıdır. Arap rejimlerinin ve özellikle Selefilerle müttefik monarşilerin Arap Baharı karşısındaki tutumu, Müslüman Kardeşler’le ilişkilerin nasıl yürütüleceği, Prens Muhammed bin Selman’ın Suudi rejimini ele geçirmesi gibi konular Selefi hareket içinde yeni ayrışmaları ve blokların yeniden kurulmasını getirir. Yine Katar’ın Selefi hareketi Müslüman Kardeşler’le bağdaştırma çabaları, Kuveyt’in Müslüman Kardeşler karşısında gelenekçi Selefilere sürdürdüğü ittifak, Suudi Arabistan’ın Müslüman Kardeşler’e karşıt Medhali-Cami ekolünü yurtdışındaki resmi Selefi çizgisi ilan etmesi tüm bu manzarayı Ortadoğu jeopolitiğinin göbeğine oturtur.

‘ŞAM CİHADI’ VE YENİ DÖNEM

Bu dönemde diğer bir belirleyici faktör Selefilerin “Şam Cihadı” olarak adlandırdığı Suriye İç Savaşı’dır. Çeşitli ekollerden sayısız Selefi hem Arap rejimlerinin desteğini, hem de “uluslararası toplum”un iznini alarak Suriye’ye gider. Böylece Arap dünyasının ortasında yeni bir cihad odağı oluşur, etkileri tüm İslam dünyasını sarmaya başlar.

Türkiye’de ise Halis Bayancuk (Ebu Hanzala), Murat Gezenler, 2012’de Suriye’de öldürülen Metin Ekinci (Ebu Hafs) gibi cihadi davetçiler Selefi hareketin yeni yüzleri olur. Bu isimler Suriye’deki Selefi cihad gruplarına ve bir süre sonra IŞİD’e insan ve kaynak aktarılmasında önemli rol oynayacaktır.

Bu kuşakla birlikte, ana akım Selef menheci içinden de genç davetçiler çıkar. En tanınmışları olarak, Ebu Zerka adını kullanan Yılmaz Şahin’i sayabiliriz. Şahin ilk önce YouTube’daki Arapça dersleriyle ilgi çekecek, 2014’te ise bugün İstanbul’daki sekiz katlı bir binada faaliyet gösteren İmam Ahmed İlim Yayma, Araştırma ve Kültür Vakfı’nı kuracaktır.

Selef menhecinin merkezinde, Necid meşayihi çevresinde yetişen Yolcu için bu dönem çok sancılı geçer. Suudi devletinin aldığı yeni yön, Medhali-Cami ekolüne verdiği resmi destek ve Necid meşayihinin bu konularda pasif tutumu Yolcu’yu Suudi Arabistan’dan uzaklaştırır. Yolcu’nun şimdiki rotası Arap Baharı sonrası taptaze Selefi dinamikleri barındıran Kuveyt’tir.

Kuveyt Devleti 1980’lerde Müslüman Kardeşler’in yükselişine karşı Selefilerle ittifak kurmuş, ancak 1990’ların tartışmaları içinde Selefi camia 1997 yılında Cemiyetçiler ve Hareketçiler olarak ikiye bölünmüştür. Cemiyetçiler Kuveyt rejiminde edindikleri ayrıcalıklı konumu korumak, El-Sabah ailesiyle ilişkileri asla bozmamak istemektedir. Hareketçiler ise radikal şeyh Abdurrahman Abdülhalik öncülüğünde, Kuveyt’in Batı’ya yakın tutumunu ve nispeten seküler-demokratik görünümünü kıyasıya eleştirmektedir.

Hareketçi çizgi Abdülhalik’in vârisi Hakim El-Mutayri ile yeni bir döneme girecektir. El-Mutayri Suudi Arabistan’da Sahve hareketinden, İngiltere’de ise Sahve’nin fikir babası olarak görülen Şeyh Muhammed Surur’dan etkilenmiştir. 2005 yılında, Hareketçi Selefiliğin siyasi platformu olacak Ümmet Partisi’ni kurar. Ümmet Partisi’nin ülke içinde etkisi hayli sınırlı kalır. Ancak, Kuveyt Selefileri uluslararası davet ve cihad gruplarının finansmanında köklü bir geçmişe sahiptir. Böylece El-Mutayri’nin sunduğu olanaklar 2011 sonrasında Suudi karşıtı çizgiye düşmüş Selefi şeyhler için de biçilmiş kaftan olur.

YENİ YOL, YENİ BÖLÜNME

Yolcu bu ortamda Hareketçi çizgiye yakınlaşır. Kuveyt’te 2010 yılında kurulmuş Müslüman Âlimler Birliği’nin yönetim kuruluna girer. Suudi rejimine karşı salvolarını artık daha cesaretle savurmaktadır ama bu yeni yönelimi kendi grubu içinde bölünmeyi getirir. Hüseyin Cinisli Necid meşayihi çizgisinden uzaklaşıldığını söyleyerek Yolcu’dan ayrılır. 2014 yılında, Bursa’daki Emrah Orhan Kurugöllü ile birlikte Tevhid ve Sünnet Yayınevi’ni, Tevhid ve Sünnet İlimlerini Yayma Derneği’ni kurar. Dernek bugün İstanbul’daki yedi katlı bir binada faaliyet gösteriyor. Yolcu ise eski talebelerini “kralcı” olmakla itham ediyor.

İşte burada Surur’dan biraz bahsetmek lazım. Kuveyt’in istenmeyen adam, Suudi Arabistan’ın düşman ilan ettiği Surur İngiltere’de geçen yılların ardından 2013’te Katar’a yerleşmiş, Katar Devleti’nin himayesine girmişti. 2016’da ölen Surur’un Katar’daki davet çalışmaları 1970’lere kadar uzanmakta. Böylece rakiplerinin Sururi olarak adlandırdığı çizgi Katar’ın resmi olarak desteklediği Selefiliğin ayrılmaz parçası olur. Kuveyt’te Hareketçi Selefilerin, özellikle El-Mutayri’nin Surur’a yakınlığı ise Ümmet Partisi’nde ve yan kuruluşlarında Katar’ın parmağı olduğu şüphesini uyandırır.

Böyle bir ortamda Yolcu ve grubu Kuveyt’in Hareketçi Selefiliği üzerinden, Türkiye-Katar eksenli, Suudi karşıtı jeopolitiğin parçası haline geldi. Türk-Suudi ilişkilerinin henüz kopmadığı 2013 yılında İstanbul’da yapmak istediği konferans MİT tarafından engellenen El-Mutayri bugün Türkiye’nin Kuveyt’teki en sıkı müttefiki. Erdoğan rejimine yakınlığını ülkesindeki muarızlarına kulak asmadan, yüksek sesle dile getirmekten çekinmiyor. Yolcu da AKP’ye desteğini ve hatta Erdoğan’a hayranlığını apaçık duyuruyor. Bu durumun Yolcu’nun elini hem Selefi rakiplerine, hem de Selefi çizgi dışındaki muhaliflerine karşı daha da güçlendirdiği açık.

CÜBBELİ’NİN DERDİ

Bu tablo karşısında, Cübbeli’nin derdi ne?

Basitçe söylersek, günümüzde Türkiye’nin büyük şehirlerinde, Bayburt gibi küçük ama dindar illerin hemen hepsinde, hatta çok sayıda büyük ilçede çeşitli ekollerden Selefilerin dernek, vakıf, Kur’an kursu, medrese, öğrenci yurdu gibi kurumları bulunuyor. Türkiye’de Selefi çizginin hayli yeni olmasına karşın çok hızlı yükseliş kaydettiğini unutmayalım.

Dolayısıyla, özellikle tarikat çevrelerine yönelen şirk eleştirileri nedeniyle, bu genişleme İsmailağa camiası gibi aşırı tutucu cemaatler başta olmak üzere tarikat ağlarının altını oyuyor. İhsan Şenocak, Ebubekir Sifil, Nureddin Yıldız gibi gelenekçi ulemanın takipçileri de yine Selefiliğin muhtemel etki alanı içerisinde. Cübbeli’nin esas derdi bu gidişata karşı çıkışta başrolü kimseye kaptırmamak.

SELEFİLER VE ‘SİLAHLI MÜCADELE’

Peki, Selefi dernekler silahlanıyor mu? Hayır, silahlanmıyorlar. Fakat bu ilkesel bir “barışçı” çizgiye sahip olmalarından kaynaklı değil. Selefiler için silahlı mücadele sadece ve sadece bir yöntem ve doğru yer-doğru zaman sorunudur. “Afgan Cihadı”, “Şam Cihadı” gibi örneklerde bunu fazlasıyla gösterdiler. Silahlanmıyorlar çünkü silahlanmalarını amaca uygun kılacak bir konjonktür Türkiye’de mevcut değil.

O halde Selefi dernekler tehlikeli mi?

Suudi Arabistan rejiminden daha keskin bir devlet ve toplum düzeni isteyen grupların, bugün kullandıkları yöntemlerden bağımsız olarak, ne kadar tehlikeli sayılacağını okurun takdirine bırakıyorum.

Ne var ki şunu da eklemek zorundayım; atacakları her adım Arap dünyasındaki saflaşmalara bağlı Selefiler için doğru zamanın ne vakit geleceğini bugünden kestirmek asla mümkün değildir. Yine de bağlantıları yeterince sağlam her Selefiyi biraz kazırsanız altından muhakkak dört dörtlük bir cihadi çıkacağından emin olabilirsiniz.

Son Haberler

Büyük sınırdışı

Kafa kesilmesi vakasının ardından Fransa İslamcı göçmenleri sınır dışı etmeye hazırlanıyor. RED haber - Fransa'da bir öğretmenin bir radikal İslamcı tarafından okulunun önünde başının kesilmesinden...

Aile boyu tecavüz doğru mu?

Kocaeli'de önce kendisine gelen bir kadına, ardından da eşine tecavüz ettiği öne sürülen farazi 'Cinci Hoca' haberi yalan çıktı. Ama nedense habere kimse şaşırmadı! RED...

“Erdoğan kazandı…”

Kıbrıslı muhalif gazeteci Şener Levent, KKTC cumhurbaşkanlığı seçimini değerlendirerek, Türkiye'den Ada'ya yerleştirilenlerin sonucu belirlediğini savundu ve ekledi: "Onur değil, para kazandı." RED haber - Kıbrıs'ta...

Şili yine ayakta

Geçen yıl başlayan ayaklanmanın yıldönümünde Şilili emekçiler yine Haysiyet Meydanı'nı fethetti. RED haber - Şili'nin sağcı Devlet Başkanı Sebastian Pinera'ya ve onun baskıcı rejimine karşı...

“Kendimi yakacağım!..”

Fettah Tamince'ye ait Antalya Rixos Otel'de staj yaparken şüpheli şekilde ölen 16 yaşındaki Burak Oğraş'ın babası Murat Oğraş, Meclis önünde kendini yakacağını ilan etti. RED...