Gazete REDYok birbirlerinden farkları

Yok birbirlerinden farkları

1571 yılı…Tatarlar sıklıkla yağmalayıp haraca bağladıkları Moskova’ya akmakta. Fakat kazın ayağı eskisi gibi değildir artık; tarihte ilk defa bir hafif süvari akını toplar ve tüfeklerle geri püskürtülür. Bozkır göçebelerinin atın evcilleştirilmesiyle başlayıp, tunç savaş arabalarıyla ilk perdeyi açıp, eyer ve üzengi gibi buluşlarla altın çağına giren 3000 yıllık Avrasya hakimiyetlerinin son günüydü denebilir. Sonrasında Tatarların geri çekilişi ve Rusların Alaska’ya varan yayılması başladı. Çok da acıklı bir tarihtir Asya’nın Slavlaştırılması. Dünya bir daha Cengiz, Timur, Atilla, Mete gibi istilacılar görmedi. Devir artık metalürji, kimya, balistik, navigasyon bilenlerin devri oldu.

Patlayan tüfekler kaba kuvvet çağının bitip akıl çağının başladığını ilan ederken bundan Osmanlılar da payına düşeni alacaktı. Askeri güçlerinin önemli bir kısmı tımarlı sipahiler ve akıncılardan oluşmaktaydı ve savaş meydanında akıbetleri de Tatarlarınki gibi oldu doğal olarak. Daha masraflı olan yeniçerilerin sayısını artırmak zorunda kaldılar fakat bunu destekleyebilecek bir ekonomik altyapı yoktu ortada. Üç kıtaya yayılmak karın doyuracak diye bir kural yok elbette, daha başkentinin iaşesini sağlayacak bir ulaştırma altyapın yoksa. Elin Venedik’i nüfus olarak senin onda birin, alan olarak yüzde birin. Ama sahip olduğu birkaç limanla daha temiz gelir elde edip daha büyük bir güçle çıkıyor işte karşına ve seni perişan ediyor. Çünkü senin büyüklüğün kof bir büyüklük. Onun için üç dönümlük devletlerle baş edemiyorsun.

600 yıllık ömrün de kof bir ömür. Zamanında yapılan hiç bir büyük keşif ve buluşta imzan yok. Ecnebilerin bir yılda yazdığı kadarını 6 asırda yazamamışsın. Güçlü dönemin de zaten sadece bir yüzyıl sürmüş. Gücün küçük devletçiklere işlemiş ancak. Habsburglar’a, İran’a gelince yerine çakılıp kalmışsın. 300 yıl boyunca bir kaç başarılı savunman var, ama kazandığın bir meydan savaşın yok. Hep toprak kaybı hep geri çekiliş. Kendi valinle baş edememişsin daha. Adam Mısır’dan kalkıp Kütahya’ya kadar gelmiş sonra can düşmanın Rus’a sığınmışsın. Rus Yeşilköy’e kadar gelmiş, gitmiş İngiliz’e sığınmışsın. Avrupa başına bir asker dikmeden işgal etmiş ülkeni, açık pazar ve ham madde kaynağı olarak kullanmış. Rusya boğazlara inmesin diye bitkisel hayatta yaşamana izin vermişler. Onun için son fiskeyi vurup yıkmamış yüzyıllar boyu. Büyük devletler arası dengelere sığınarak fazladan yaşamışsın.

Elin emperyalisti gittiği yere telgrafını, demiryolunu götürür, limanlarını kurar. Madenlerini keşfeder işletmeye açar. Amerika’dan patatesi İrlanda’ya, Yemen’den kahveyi Brezilya’ya götürür eker. Sonra zenginliklerini gani gani taşır ülkesine. Sen nereye ne götürdün, ne getirdin? Hangi üretici gücü harekete geçirdin? Kılıç zoruyla vergi toplamaktan başka neyi becerdin? Onu bile beceremedin, çoğu devletin kasasına değil aracılara gitti. Devlete giden para da doğru harcansa gene iyi. Senin içoğlanlarına, cariyelere, saraylara harcadığın parayla Erdemir, TÜPRAŞ gibi onlarca tesis, binlerce kilometre demiryolu yapılırdı. Her bir savaşta cepheye on bin asker fazladan sürülürdü. Sanayi, altyapı, eğitim namına ne bıraktın bu yoksul ülkeye deve yüküyle borçtan başka?

Bugün Vladivostok’tan Varşova’ya herkes Rusçsa konuşur. Amerika’dan Yeni Zelanda’ya herkes İngilizce konuşur. Latin Amerika Portekizce, İspanyolca konuşur. Afrika’nın yarısı Fransızca konuşur. Hepsi her ayak bastığı yere dilini, akademisini, kültürünü götürmüş de senin Osmanlıcanı kim konuşuyor? Bir kelime bırakamadın daha 300 yıl tuttuğun yerlere. Kurucu unsurların bile benimsemedi senin saray dilini. Beceremezsin elbette çünkü kültür emperyalizmi ileri zeka gerektirir.

Denizlerde durumun daha da beter. Devşirme korsanlarla ancak bir kaç on yıl götürebilmişsin Akdeniz hakimiyetini. Dünya ticareti okyanuslara kayarken sen Doğu Akdeniz’deki kırıntılarla idare etmişsin. Açık denizlere bir adım atmaya kalkmışsın el kadar Portekiz anında geri püskürtmüş. Denizcilik deyince dur orada, bir ülkenin bilimsel ve iktisadi gücünün en somut hali donanmasıdır. Osmanlı’nın en somut hali de işte İnebahtı, Çeşme, Navarin, Sinop bozgunları, Kandiye Savaşı, Hindistan seferi, II.Abdülhamid’in Haliç’ten çıkmayı beceremeyen donanması… Matbaanın önemini 300 yılda anlayan adamların denizciliği bu kadar olur.

Şahsen karar veremiyorum, eski Osmanlılar mı daha ezikti yoksa yenileri mi? Hayallerdeki gibi bir Osmanlı hiç bir zaman olmadı. Yok Osmanlı olmaktan kasıt güçlü ve hükümran olmaksa öyle bir gücün yok, boşuna hayal kurmaya da gerek yok. Yani iki ayağı da sakat bir fikriyattır yeni Osmanlıcılık. Zaten böyle heveslere kapılmak şeytan tarafından lanetlenmekle aynı şeydir ama şu an için girmiyorum o konuya.

Bazıları kurmak istediği gelecek gibi bir geçmiş yaratıp yedirmek istiyor topluma. Kafaların içinde camdan bir hayal dünyası inşa ediyorlar. Bize de o camlara bir kaç taş atmak düşer. Kendini Fatih’in torunu sananlar Deli İbrahim’in de torunu olduğunu hatırlasın diye.

İşte Deli İbrahim’in torunları:

Önceki İçerikMankurtlaşmak…
Sonraki İçerikYALAN!..

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

23,984BeğenenlerBeğen
16,906TakipçilerTakip Et
1,350AboneAbone Ol