Gazete RED“Yılansı fare çocuklar”

“Yılansı fare çocuklar”

Okan Bayülgen’i 30 yaş üzeri olan hepimiz tanıyoruzdur. Hayatlarımızın bir yerine muhakkak girmiştir. Zamanında birilerinin “Sende Serge Gainsbourg karizması var abi” demiş olması muhtemel, ekranlarda Gece Kuşu’yla ilk görüntüsü gözlerimin önünde. Fransız usulü ceket-gömlek kombini, önünde retro mikrofon, dumanını bolca savurduğu sigarası… Sonraları NTV’de daha ciddi işler yapmaya çalıştığında ise bir Thierry Ardisson taklidi vardı karşımızda.

Bayülgen hayatı boyunca sadece kendisi için, sadece ömür boyu sürecek tek kişilik şovu için birilerinin taklidi olmaya çalıştı. Cansu Dere’nin zarif ve kırılgan güzelliğinden bir Jane Birkin çıkartmaya çabalamaması belki de bu yüzdendi. Bayülgen’in tüm bu hallerine rağmen, onun sahiciliğine, hatta halisaneliğine koşulsuz iman eden ve başkalarını da inandırmaya çalışan bir mecra vardı: Ekşi Sözlük. Gerçekten de ortaya çıkış dinamikleri itibariyle hayli farklı bu iki varlık, Okan Bayülgen ve Ekşi Sözlük, en azından zirvede oldukları dönemde tuhaf bir ortaklık içinde yaşadılar.

***

Okan Bayülgen’le başladık ama konumuz Ekşi Sözlük. Uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Sedat Kapanoğlu’nun başyapıtı kısa sürede öyle bir başarıya ulaştı ki Türkiye’de alternatif popüler kültür denilebilecek kategorinin ana odağı haline geldi. Ekşi Sözlük’e yazar olmak ülkenin internetle haşır neşir ilk kuşağının hayallerini süsledi. Uzun ve zahmetli üyelik süreci, özellikle ilk dönemlerdeki yazarların yansıttığı sosyo-kültürel imaj nedeniyle, gençliğin gözde seçkinler kulübüne kabul edilmek anlamını taşıyordu. Adına klon denilen ve Ekşi Sözlük konseptini taklit eden başka siteler ise Ekşi Sözlük’e rakip olabilmek bir tarafa, nesnel olarak oturdukları konumu, Ekşi Sözlük’e henüz üye olamamışların piştiği “PAF takımı” olmayı kısa süre sonra kabullendiler.

Ekşi Sözlük politik anlamda en büyük tepkiyi İslamcı cenahtan çekiyordu. Özellikle dini konulardaki ifade serbestliği, sitede yansıtılan hâkim yaşam tarzı ve algıları, kadın-erkek ilişkilerine bakış İslamcı toplum mühendisliği projesiyle açık uzlaşmazlık içinde görülüyordu. Daha da önemlisi, çiçeği burnunda internet kuşağının böyle bir siteye imrenerek, özenerek yetişmesi İslamcı söylemin toplumun merkezine oturma iddiasına halel getiriyordu. İslamcı matbuatın “Ekşi Sözlük gençliği yozlaştırıyor, hükümet göreve” tarzı susturma çağrıları da, Ali Murat Güven’in İslamcı gençliğe yaptığı Ekşi Sözlük’ü “fethetme” çağrısı da sonuçsuz kaldı. İlginçtir, Ekşi Sözlük İslamcıların istediği kıvama tam da kendi yönetiminin çabaları neticesinde gelecekti.

“Leoparın kuyruğunu tutmayacaktın TİB” diyerek, henüz üç yıl önce internet sansürüne savaş ilan eden Sedat Kapanoğlu’nun 2014 yılında verdiği “Türkiye’de kalmak enayilik” demeci hayli ilgi çekmişti. Herkes Ekşi Teknoloji şirketinin ve sitenin servis sağlayıcılarının internet sansürüne karşı yurtdışına taşınacağını tahmin ediyordu. Ancak, şirket ve servis sağlayıcıları yerinde kaldı, Kapanoğlu 2015’te Amerika’ya taşındı! Kapanoğlu’nun şirketteki yönetim kurulu başkanlığı ise küçük ortak Başak Purut’a devredildi.

Sonrasında Ekşi Sözlük’te sahnelenen, seyircilere hafif bir iyi polis – kötü polis mizanseni içinde sunulan dönüşümdü. Purut’un özellikle “ticari itibar” konularında yaptığı müdahaleler sahip olduğu “hukukçu” kimliğiyle, resmi, soğuk bir dille gerekçelendirilmeye çalışıldı. Öte yandan, kolay kandırılır olduklarını defalarca kanıtlamış bazı Ekşi Sözlük yazarlarının Kapanoğlu’na yönelik “geri dön SSG” çağrıları yürekleri dağlıyordu.

Oysa Ekşi Sözlük yönetiminin yapmaya çalıştığı şey belliydi. Sitenin daha fazla reklam alması, bunun için ise sadık okurları dışında, hatta onlara karşıt demografilere de hitap ettiğini tüm reklam verenlere kanıtlaması gerekiyordu. Ekşi Sözlük’ün mevcut yazar profilini değiştirmek buna yönelik en sağlam pazar genişlemesi yöntemi olarak görüldü ve “burası Türkiye’nin aynası” palavrasıyla meşrulaştırıldı. Diğer taraftan, bu sürecin daha dolaysız olarak politik bir yönü vardı: Ekşi Sözlük’ün büyümesini Erdoğan iktidarının şimşeklerini üzerine çekmeden, dolayısıyla reklam verenler nezdinde güvenilirliğine, sürdürülebilirliğine zarar vermeden devam ettirmesi için ehlileşmesi, uslanması şarttı.

Ekşi Sözlük’te kolektif denetim mekanizmasının 2012’deki moderasyon istifası ile beraber sona ermesi dönüşüme uygun zemini sunuyordu. Böylece dönüşüm süreci yazarların denetiminden uzak, Ekşi Teknoloji A.Ş.’nin tek taraflı idari kararlarıyla biçimlendi. Yazar olmanın geçmişe göre çok daha kolaylaştırılması önemli bir adımdı. Ekşi Sözlük niceliği nitelikten daha değerli gördüğünü artık açıkça beyan ediyordu.

İktidar nazarında sakıncalı başlıkların gizlenmesi (“sol frame sansürü”), İslam, Müslüman, imam gibi kelimelerin geçtiği başlıkların değiştirilmesi gibi müdahaleler yine bu dönemde ortaya çıktı. Ancak, bir başka adım, bir kişinin birden fazla hesabı olmasına izin verilmesi bazı pis kokuları burunlara getiriyordu. Nitekim bu sayede, halk arasında “Ak Troll” olarak bilinen dezenformasyon-manipülasyon ağı Ekşi Sözlük’e asla gitmeyecek şekilde, adeta kontenjanlı olarak yerleştirildi.

Tüm bu sistemli müdahaleler sonucunda Ekşi Sözlük’teki demografik dönüşüm başarıya ulaştı. “Masada erkek varken garsonla muhatap olan kadın”ın “orospu” olduğu yönünde görüşleri artık Ekşi Sözlük’te okuyabilirsiniz mesela. Kendisi de Ekşi Sözlük’te yazdığı halde, sitenin eski stereotip profilini temsil edenlere “ekşiciler”, “ekşici piçler” diye hakaret edenler ciddi bir ağırlık oluşturuyor. Erdoğan devrinin seçkinlere düşmanlık ideolojisiyle uyum içinde, Ekşi Sözlük’ün eski profilinin temsilcileri “fularlı enteller” olarak nitelendiriliyor. Eski profile sahip çıkanlar ise bu dalgayı gittikçe yaygınlaşan ve yaygınlaştıkça anlamsızlaşan “çomar” edebiyatıyla göğüslemeye çalışıyorlar.

Ekşi Sözlük’ün “ticari itibar” konusunda gittikçe artan ve Koru Hastanesi olayıyla zirveye çıkan hassasiyeti de reklam verenlere sarsılmaz güven aşılayınca reklam gelirleri garantili şekilde arttı. Ekşi Sözlük alternatif bir popüler kültür sitesinden popüler bir sosyal medya sitesine dönüştü. Başak Purut nezaret ettiği dönüşümü başarıyla tamamlamış olacak, 2017 Ağustos’unda o da Amerika’ya taşındı. Arkasında bıraktığı Ekşi Sözlük daha kârlı ve elbette daha akıllı uslu. Bir gün belki de Hasan Yeşildağ gibi bir tipolojiye iyi fiyata satılmayı bekliyor.

***

Bu dönüşüm ne zaman başladı?

Okan Bayülgen bahsine geri dönelim… “Bittiği” zamanı hatırlıyoruz: Gezi’nin hemen sonrası. Ekşi Sözlük’ü kendini “bitirmeye” yönelten süreçle örtüşüyor. Bayülgen ve Ekşi Sözlük’ün asal ortaklığı da burada açık seçik hale geliyor. Her iki varlık da en azından Gezi’nin sonrasına kadar olan şöhretlerini benzeri bir demografiyi hedef alan isyan pazarlamacılığına borçluydular.

Ekşi Sözlük genç, kentli, orta sınıf, şimdinin veya yakın geleceğin beyaz yakalısı, erkek, tüketim kültürüyle barışık, orta karar hazcılıklara düşkün bir demografinin isyankârlığa zahmetsizce erişebileceği platform olarak varlığını sürdürdü yıllarca. Benzersiz satış teklifini bunun üzerine inşa etti ve sinik, alaycı, pasif-agresif muhalefet üslûbunun mayalandığı kap işlevi gördü. Örnek verelim. Eskiden çokça görürdük. Ekşi Sözlük yazarı ismini vermeden, sadece “başbakan” diye bahsederek, Erdoğan hakkında esprili ama sert eleştiriler dile getirir ve sonuna da “yanlış anlaşılmasın, ben Burkina Faso başbakanını kastettim, ehe mehe” tarzında bir şeyler eklerdi. Nihat Genç’in Ekşi Sözlük camiasından “yılansı fare çocuklar” diye bahsetmesine yol açan tıynet tam da budur sanırım.

Derken Gezi geldi… Ekşi Sözlük yazarlarının, okurlarının ezici çoğunluğu eylemleri destekledi. Ne var? “Okan” da orada değil miydi? Kültür-medya sektöründe gedikli birilerinin tüm Gezi’ye mal etme çabasıyla “Gezi mizahı” dedikleri muhalefet üslûbunu internetten, kapalı arkadaş çevrelerinden alanlara taşıdılar. Ancak, gün oldu, aradıkları isyankârlığın “sadece bir tık” ötede olmadığını, onu yakalasalar bile her zaman bekledikleri sonuçlarla karşılaşmayacağını anlayıverdiler. Tanımadıkları bir dünyayla ve gerçeklik algısıyla tanıştılar. Bilgisayar başında kastıkları “orantısız zekâ” esprileri kurmacaydı, Ethem Sarısülük’ün başına giren mermi ise gerçeğin ta kendisi.

Sonuç olarak, benzersiz satış teklifi, hatta yalnızca imaj olarak isyankârlık pazarlaması çoğu kapitalist için anlamını yitirdi. Hem fazla kârsızdı artık, hem de başka yönlerden fazla riskli. Örneğin Bayülgen dükkânı tekmil kapatıp gider ve Cübbeli Ahmet Hoca ile “Kur’an programı” gibi yeni tarz projeleriyle alay konusu olurken, Kapanoğlu daha yumuşak bir geçişi organize etti. Ekşi Sözlük’ü hem daha kârlı hale getirmeyi, hem de eldeki alıcı kitleyi hemen kaçırtmadan, dolayısıyla marka değerini koruyarak ehlileştirmeyi seçti. Böylece, Okan Bayülgen anarşizmiyle birlikte Ekşi Sözlük solculuğu da tarihe karıştı.

Kapanoğlu’nun ve Purut’un Amerika’ya yerleşmelerini kendilerinin yansıtmaya çalıştığı gibi salt ekonomik kararlar olarak görmemek lazım. Diğer bir yönüyle, yakın zamanlara kadar memlekete risksiz, zahmetsiz muhaliflik pazarlayan kimilerinin dâhil olduğu yeni mültecilik dalgasının parçası bu.

Sahi, gemiyi ilk önce kimler terk eder demiştik?

2 YORUM

  1. harika bir yazı olmuş, 12yıllık ekşi yazarlığı sonunda farkettiğim, fetöye o.ç dediğim tüm entrylerimin yönetim tarafından silinmesiydi. ufak ufak paranın yani hala ayakta kalmanın yazarlar değil, gündem ve hit alan konuların deli dünya pazarlanması. önceden ekşi olan erik artık tatlandı hoşaf olma yolunda dört nala gidiyor. nereden ve hangi kesimden para kaynağı buldularsa artık, hizmet ettikleri şey bizim bildiğimiz şey değildir.

  2. Yazarlık hayatımın hiçbir gününde, hiçbir yazımda İslâmcı gençliğe “Ekşi Sözlük’ü fethetme” çağrısı yapmadım. Söylediğim tek şey, o da yalnızca bir kez, dindarlara ve dinsel değerlere her türlü adalet, vicdan, saygı ve edep sınırlarının ötesine geçilerek pervasızca hakaret edilen bu ortamda, gerektiğinde o yorumların sahiplerine cevap verebilecek, dünyaya vâkıf, Türkçe’ye vâkıf, aklı başında, kalemi kıvrak birkaç düzine de dindar gencin yazar olarak bulunmasıydı.
    Birkaç düzine insan, içinde 10.000 yazar bulunan bir yeri fethedemez, ancak temsil ettikleri mahallenin itibarını koruyacak bazı girişimlerde bulunabilir. Heyhat, o dönemde bu kadar bir tepki bile sizleri rahatsız etti ve mâlûm yazımı bağlamından kopartarak bir tür “fetih çağrısı”na dönüştürdünüz. Ezici çoğunluğun İslam karşıtı radikal görüşlere mensup olduğu bir ortamda 50 tane dindar yazara bile tahammül edemiyor olmak, benim ya da bizim değil, sizlerin defosuydu. Sonrasında da iktidar “dinsizin hakkından imansız gelir” diyerek kendine özgü yöntemlerle duruma müdahale etti ve paranın gücünü kullanarak Ekşi Sözlük’ü adım adım evcilleştirdi.
    Benim özlediğim Ekşi Sözlük de bu değildi, ancak sizler o günlerde öylesine vahşi ve gözü dönmüş durumdaydınız ki olağan olan, doğal olan, haklı olan karşısında kopardığınız fırtınaya karşılık, aç gözlülüğünüz yüzünden sonrasında tropik bir tayfuna yakalanıp tarumar oldunuz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,152BeğenenlerBeğen
17,017TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol