Gazete REDYeryüzünü gökyüzünden yazmak…

Yeryüzünü gökyüzünden yazmak…

Bu yazı dizimizde Dünya’nın giriş–gelişme–sonuç kısımlarını Turgut Uyar gibi olmasa da göğe bakarak satırlara dökeceğim.

  • ÖNDER ŞAHİN

Dünya Yeni Oluştuğunda…

Bu görüntü günümüzde yok. Aslında, geçmişteki mevcudiyeti de net değil; ama gök cisimlerinin hareketleri temel alınarak uzmanlar tarafından oluşturulmuş bir simülasyondur (benzetim) diye adlandırılabilir.

Yapay fotoğrafımız bebek Dünya’nın göğüne ait (hattâ o kadar bebek ki henüz atmosferinden eser yok! Bakın, dikkat ederseniz eser miktarda demiyorum, “eser” yok diyorum); hemen hemen 4.7 milyar yıl öncesine…

Kozmolog tahminlerine göre, şimdinin gaz ve buz devleri (Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün), gezegenimize şu an olduklarından çok daha yakınmış.

Muhtemeldir ki modern astronominin tabiri caizse yana yana aradığı 9. GEZEGENin kütle – çekimsel etkiler sonucu Güneş sistemi dışına itilmiştir. Fotoğraftaki en parlak gök cisimleri, sistemimizin diğer gezegenleridir.

Zaten atmosfer olmayınca aydınlık–karanlık, uydumuz Ay’da olduğu gibi, meydana gelmez.

İnsanlar arasında bilinenin (aslında bilinmeyenin) aksine, gök cisimleri kendi eksenleri ve başka cisimlerin etrafında döner. Bazıları iç ısısını kaybedip durağanlaşabilir (Ay gibi).

Güneş’in kendisi, kendi ekseninde ve Samanyolu etrafında döner. Samanyolu da komşusu Andromeda’yla dans halindedir.

Dolayısıyla böylesine değişen konumlarda yeryüzüne ışığı yansıyan cisimler de değişir.

Açısal farklılıklar kutup yıldızını bile dönem dönem değiştirir. Eskiden kutup yıldızı olan Vega (Arapçada “düşen”), günü geldiğinde bir kez daha kutup yıldızımız olacaktır.

Kaldı ki kutup yıldızının ismi ne olursa olsun söz konusu yıldız güney yarıkürede görülmez. Aynı şekilde, oradan görülebilenler kuzeyde görülmez; zira Dünya düz değildir!

Ay Yeni Oluştuğunda…

Bu kez bebek Ay’ımızın simülasyonu…

Yaklaşık 4 milyar yıl önce Thea adlı bir gök cisminin Dünya’ya çarpıp hemen hemen Mars kadar parçalar koparması sonucu gezegenimizin tek uydusunun oluştuğu düşünülüyor.

Görüntüde Ay o kadar yeni ki kabuğu henüz soğumamış, yüzey lavlarla kaplı. Üstelik şimdikinden çok daha yakın, görünürlüğü muhtemelen katbekat iri ve oluşum aşamasını müteakip Güneş ışığını yansıtmaya başlayınca daha parlaktı (yıldızların parıltısını bastıracak kadar).

Ay, hâlâ Dünya’dan uzaklaşmayı mikro ölçülerde sürdürüyor; ama varlığı son derece hayatî. Ay olmasaydı iklim koşullarımız kıyaslanamayacak ölçüde farklı olur, gezegen de daha hızlı dönerdi.

Ay’ın kendisinde atmosfer yok (sanırım büyük su kütleleri olmadığından), yerçekimi de yeryüzüne oranla hayli düşük.

Ancak bildiğim kadarıyla kutuplarında katı halde su var.

Olsa bile atmosfer bulunmadığından radyasyon dolayısıyla o su bir işe yaramaz!

Yüzey de göktaşı etkisine açık; dolayısıyla kalbura dönen bir yüzeye haiz.

Ay’dan göğe gündüz vakti bile bakılsa kapkaranlık bir siluetle karşılaşılır; zira gene atmosfer noksanlığı ışığın tutulmasına mani olmaktadır.

Yaşam is LOADING!

3.4 milyar yıl öncesindeyiz ve hayat “otları” yerden bitmeye başlıyor diyecektim ki dilimi, affedersiniz, parmaklarımı ısırdım; çünkü bu otlar suda ilkin suda bitti (Hani bazen bu sözcüğün sesteşinin gerçekleşmiş olmasını dilemiyor değilim!)

Atmosfer ufaktan biçimlenmiş; ama ince yapıdaydı. Ayrıca, oksijenden fakir; karbondioksit, metan ve su buharından zengindi.

Buradan Dünya’nın o vakitler epey sıcak olduğu anlamını çıkarmak mümkün.

Gökyüzünün şimdiki gibi mavi olduğu sanılıyor; fakat o da Güneş ışınlarının kırılışıyla ilintili olduğundan pek şaşılası değil.

Dinolara Elveda!

Gökyüzü vasıtasıyla gezegenimizin yapısı istikametinde yolculuğumuzu sürdürürken şimdi geldik pek “magazinsel” bir durağa!

Yaklaşık 65 milyon yıl önce dinozorları yok ettiği düşünülen göktaşı bugüne dek neredeyse kendisinden büyük oranda yazılı ve görsel esere konu olmuştur.

Doğrusu, meteorumuz bu üne değecek niteliklere sahipti. Tahmin edilen çapı 10 km, yarattığı krater ise hemen hemen 200 km idi! Muhtemelen metalden oluşan bir nüvesi vardı.

Çarpışmanın ardından gökyüzü puslu ve koyu bir hal aldı. O şiddetle uzaya gidenler hariç, gökyüzüne saçılan meteor ve meteoritler alevli mancınık kayaları misali, yeryüzünü bombardımana tutmaya uzun süre devam etti.

Mevzubahis krater keşfedilince bilim insanları ilkin, meteorun bu denli büyük bir yok oluşa sebep olabileceğine ihtimal vermez; fakat çarpmanın atmosfere yaydığı zehirli bir gaz olan sülfür (kükürt), neden olduğu tsunami ve iklim değiştiren bulutlar, kitlesel yok oluş tezini güçlendirir.

Bizi ilgilendiren yanıysa homo sapiensin bu korkunç olaya borçluluğu.

Takriben 167 milyon yıllık dinozor saltanatı boyunca memeliler ve ataları saklanabilmek için o kadar ufalmıştı ki dev sürüngenler onları leblebi niyetine yiyordu!

Hattâ karanlık korkusunun o zamanlardan kaynaklı ve bu sebepten mütevellit genlerimizde yer ettiği tartışılmaktadır; dolayısıyla “zamanın ruhu” gereği, zeki canlılar yerine öncelikle yaşam kaygısında olanlar ön plana çıkmaktaydı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,097TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol