Yalan Padişahlığı

Yalanları yüzünden insanlar salgını ciddiye almadı ve geldiğimiz yere bakın: Her gün 50 bin yeni vaka var en az ülkede!

  • T. AKMAN

“The Invention of Lying (Yalanın İcadı) 2009’da gösterime giren, Hollywood yapımı bir romantik komedi filmi. İlk bölümü komedi, ikinci bölümü az felsefe, son bölümü ise son derece bayıcı bir dini içeriğe sahip filmin ilk yarısını seyretmenizi öneririm.

Sadece doğruların söylenebildiği, yalanın olmadığı fantastik bir paralel dünya temel alınarak başlayan filmde, önce hepimizin her zaman yalan söylediğini ince ince gözümüze sokuyorlar; sonrasında da o yalanları söylemezsek hayatın gerçek bir faciaya dönüşeceğini.

Kibarlık, merhamet, şefkat, ahlak gibi kavramların yok olacağını, birlikte çalışma ortamları, kadın-erkek ilişkileri ve arkadaşlıkların çökeceğini örnekleriyle gösterirken de seyirciyi güldürmeye çalışıyor.

Pepsi reklamı: “Coca-Cola bulamadığınız zamanlar için.”

Bugün yaşadığımız dünyada hakikat, tıpkı annelik gibi çok kutsal bir kavram. Hepimiz çocuklarımıza, ne olursa olsun doğruyu söylemeyi aşılarız. Kendimize hep doğrulara sadık kalmayı telkin ederiz. Sonra, ne yazık ki, çoğumuz için baharlar hızla geçer ve yaz gelmeden kış gelir.

Filmi yorumlayanlar genelde geçerli bir sebebiniz varsa biraz yalandan zarar gelmez diyor; yani toplum genellikle, doğru nitelendirdikleri sonuca ulaşmak için söylenen yalanları uygun görüyor.

Peki bu mantıkla düşünürsek şu örneklerde sonuçlar gerekçeleri haklı kılıyor mu?

Çocuklar mutlu olsun: “Sen uyuduktan sonra Noel Baba, bacadan girip, hediyeni ağacın altına bırakacak.”

Sevgilim üzülmesin, bozulmasın: “Karantinada evde oturmaktan hiç kilo almadın canım.”

Petrol arzını kontrol altında tutmamız gerekiyor: “Saddam Hüseyin kimyasal silahlarla kendi halkını öldürüyor.”

Ekonomi battı, ülke iflasın eşiğinde: “Küresel bir felaket halini alan CoVID-19 hastalığının üstesinden gelerek, inşallah ramazanın sonunda çifte bayram yapmayı niyaz ediyoruz.”

Çoğumuz yaptığımız hemen hemen her şey için geçerli bir gerekçe düşünebiliriz, bir kılıf uydurabiliriz. Bu yüzden, en azından teoride, sürekli hakikati ararız ama gerçek farklıdır.

Kabul edilebilir yalan sınırı herkese göre farklılık göstereceği için bu konuda da grinin tonlarını kullanamayız; yüzde yüz doğru dışındaki tüm seçenekler yalandır. Bir de herhangi bir şeyin doğru olması, gerçek olmasını gerektirmez.

Örneğin, Tanrı doğrudur, ama gerçek değildir. Sihirbazların insanları yok ettikleri, hatta ortadan ikiye kestikleri ve geri birleştirdikleri doğrudur, ama gerçek değildir. Herhangi bir şeyin gerçek olması da doğru olduğu anlamına gelmez.

Örneğin şampanyayı karbondioksit değil, bardağın içindeki toz, yani pislik köpürtür; ama bu gerçek, hakikatimiz olmak zorunda ve keyfimizi kaçırmak zorunda değildir.

Keza bir diktatör bozuntusunun bir ülkeyi yönetiyor olması gerçektir, ama doğru değildir…”

Evet bunları yazmışız 6 ay önce. Arada ne değişti sizce?

Bugün çok daha kötü bir yerdeyiz ama gelin görün bitmiyor soytarılıklar. Geçtiğimiz günlerin ‘dev’ haberi: Amerikan Pfizer ile güya Türk ama gayet Alman bir çiftin kurucuları arasında yer aldığı, gayet Alman şirketi BioNTech, CoVID-19’a karşı YÜZDE 90 etkili bir aşı bulmuş!

Öncelikle defalarca anlatmaya çalıştığım ve yanılmak için dualar ettiğim acı gerçeği tekrar edeyim: Aşı bu pandeminin çözümü değil ve asla olmayacak.

Tıpkı yüzyıllardır hiçbir aşının en basitinden gribe çözüm olmadığı gibi, bunun için de bir “mirakuru” yok.

Peki özellikle bu aşı hakkında kopartılan bunca gürültünün sebebi ne?

Tam teknik detay yazmaya başlayacağım, sürekli gelen haberler bugün yazmama da engel oldu. Başımızda bir sağlık bakanı ve hatta bakanlığı var ki… Bakanın son incisi: “Maske yakında hayatımızdan çıkmış olacak. CoVID-19 aşı çalışmalarında büyük ilerlemeler var.”

Ayıp yahu!

Salgın yerine algı yönetiminiz yüzünden kimse ciddiye alamadı virüsü, sadece bu söylem nedeni ile geldiğimiz yere bakın, halen devam ediyorsunuz.

Her gün 50 bin yeni vaka var en az ülkede! Her akşam kimsenin anlamadığı saçma sapan tablolarda toplam yeni hasta sayısı diye verdiğiniz rakam İzmir’in günlük hasta sayısından az!

Aşı müjdesini bir de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’ı dinleyelim:

“Halk aşı haberini yanlış algıladı. Bu haberle birlikte havayolu şirketlerinin hisseleri yükseldi. Çünkü sanıldı ki bu aşıyı yaptırdıktan sonra bütün kısıtlamalar kalkacak, artık maskesiz ve mesafesiz günlük hayat devam edecek, seyahatler yapılabilecek. Böyle bir şey yok. Bunun mümkün olması için aşının yüzde 100 koruyucu olması lazım. Ayrıca bu aşıyı olanların korona virüsünü başkalarına bulaştırma ihtimalleri de olabilir. Bu konuda bir veri henüz yok. Yani bu aşıyı yaptıranlar da toplumsal bağışıklık gerçekleşinceye kadar maskeli olarak yaşayacaklar ve kısıtlamalar devam edecek. Hayatımızda önemli bir değişiklik olmayacak.”

Hadi beni kimse dinlemesin, bir sebepleri yok ama bu saygıdeğer hocamızı bir dinleseler on binlerce insanımız boş yere ölmeyecek belki. Bir eğitim bakanı var ki sağlıkçı meslektaşını hiç aratmıyor. O da nasılsa salgın kontrol altında ya, tüm okulları ve tüm sınıfları açmaya hazırlanıyormuş:

“Tatilden sonraki süreçte hepimiz, yani tüm kademelerdeki öğrenciler ve tüm öğretmenler, okullarımıza dönmek temennisindeyiz.”

Delirmek işten değil! Habere bakınız:

“Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi Üyesi Prof. Dr. İbrahim Akkurt, CoVID-19 pandemisinde çok ciddi ve kaotik bir ortama girildiğini belirtti. Sağlık Bakanı Koca’yı ‘Bir kişi üç kişiyi enfekte ediyor’ sözleri üzerinden eleştiren Akkurt, ‘Bunun Türkçe meali sürü bağışıklığıdır. Bunun anlamı resmen bilerek, tasarlayarak, siyasal güçle insanları hasta etmeye, perişan etmeye ve ölüme sevk etmektir. Her gün açıklanan turkuaz tablo, günün tarihi dışında gerçekleri yansıtmıyor’.”

Doğru, gerçek ve hakikat sarmalının nasıl kullanılabildiğini görebiliyorsunuz değil mi?

Öne çıkan aşının iki ortağından biri olan Pfizer dünyanın en büyük ikinci ilaç şirketi ve tek amacı kâr etmek. BioNTech nispeten daha ufak bir şirket olsa da onun da tek ve salt amacı kâr etmek.

Normalde ne normalde kanser tedavisi üzerine çalışmalar yapan BioNTech ne de Advil, Viagra, Xanax ve Zoloft gibi kendisine her sene milyarlarca dolar kazandıran ilaçlar harici bir alanda çalışmayan, sitrik asidin mucidi olan Pfizer bugüne kadar bir aşı geliştirmiş değil. Pfizer ile BioNTech 2018’de gribe karşı bir mRNA aşısı geliştirmek üzere bir anlaşma imzaladığından beri aşı üretimi ile ilgileniyorlar.

Pek de hızlı ilerlemeyen çalışmalar, CoVID-19 patladığında bir fırsat olarak görülerek grip virüsü yerine korona virüse yönlendirilmiş ve 2 yılda gribe karşı bir arpa boyu yol kat edemeyen BioNTech, bir anda CoVID-19 aşısı buluvermiş. Ne güzel…

Peki bulamaz mı?

Bulabilir. mRNA çok iddialı yeni bir teknoloji, belki de gelecekte çok şeyi değiştirecek bir yöntem ama henüz sadece teoride güzel bir çözüm ve hiçbir denenmiş başarı öyküsünün altında imzası yok.

Kimse kendini kandırmasın, bu iki kapitalist şirketin bir araya gelerek aşı yapmasının tek amacı para kazanmak.

Daha varlığı tartışılan, testleri bitmemiş ve onayı olmayan bir aşının fiyatının ve lojistik detaylarının belli olması, hatta deneyler bitmeden üretimine başlanmış olması da bunun güzel bir göstergesi.

Doz başına 19,5 dolar istenen aşının toplam son kullanıcı maliyeti taşıma zinciri hariç 39 dolar.

Şu anda üste para verseler yaptırmak istemeyeceğim kadar kendini kanıtlamamış ve güya “dünyayı kurtarmak için” geliştirilen bir aşı için böyle bir paranın peşinen istenmesi bana çok planlı geliyor.

Her gün medyatik ve birbirinden küstah açıklamaların yanı sıra, aşının müjdelendiği gün hisseleri yüzde 15 yükselen Pfizer CEO’sunun, aynı gün sahip olduğu tüm Pfizer hisselerinin yüzde 60’ını satarak cebine 5,6 milyon doları koyması da aşının ne kadar işe yarayacağının bir başka kapitalist göstergesi.

Bu arada adam fırsatı görüp, bir anda karar verip satmıyor hisseleri; kurallar gereği aylar önceden böyle bir satış yapacağını planlayıp raporlaması gerekiyor. Yani bu süreç çok önceden çok iyi planlanmış ve yönetilmiş.

Zamanlama ise rakiplerin sadece birkaç hafta önünde. Gerçekten gönlüm çok istiyor korona ile bir an önce vedalaşmayı ama ne yazık ki tekrar ediyorum, pandeminin gerçek bir çözümü olacaksa bu çözüm aşı üzerinden olmayacak.

Diyelim ki bu aşı haberinin tümü doğru, gerçekten çözüm olamaz mı?

1 yıl süreyle (hastalığı geçirenler bile 2-3 ay sonra bağışıklığı kaybediyorken) yüzde 90 gibi çok iddialı, daha önce görülmemiş seviyelerde (hastalığı geçirenlerin bile yüzde 90’ı bağışıklık kazanmıyorken) koruyuculuk sağlayan bir aşı ile sadece salgının kontrol altına alınabilmesi için dahi aşının Türkiye’de 55 milyon kişiye HER YIL ulaştırılabilmesi gerekiyor.

Pfizer CEO’su olarak hesap makinesi alalım elimize “55 milyon kişi, 110 milyon doz, 39 dolar çarp 110 milyon. Hmm, Türkiye’den her yıl 4,3 milyar dolar garanti.”

Güzel işmiş vallahi; neden sattın ki hisselerini?

Gerçek olamayacak kadar güzel, değil mi? Onlarca üreticisi olan kıçı kırık grip aşısından 1 milyon doz dahi tedarik edemeyen, sağlık sektöründe uçan kuşa borcu olan ülkem bakalım her yıl 110 milyon doz aşıyı nasıl getirtecek? Getirse ultra soğuk zinciri bozmadan dağıtımını nasıl yapacak?

Bunların hiçbirinin olmayacağını görmek için kâhin olmaya gerek yok. Sadece aşı üzerinden, tüm dünyada salgının bittiği propagandası yapılacak, bu bir zamana yayılacak ve hayat normale dönsün diye daha büyük yalanlarla, daha yalan sayılar gözümüze sokularak, laf salatası savunmalarla bu yalanları kendi doğrularımız olarak kabul etmemiz için gereken süre beklenecek.

Geriye akıllı insan kalırsa birkaç kişi dışında maske, mesafe, korunma, hijyen diyen kalmayacak ve ultra iyimserlere göre 2021 yazında, tahminen 2022 yazında, bana göre 2023 yazında hiçbir şey bitmediği halde, umutla beslenen ve iyice bunalan halklar aşı etrafındaki propagandanın etkisinde virüsü geride bırakacak ve yeter artık, ölen ölür diyecekler ve çok özledikleri normale dönecekler.

Ancak koronavirüsü de tıpkı grip gibi asla alt ya da bertaraf edemeyeceğiz ve virüs insanları öldürmekten vazgeçene kadar kaçmaya ya da ölmeye devam edeceğiz.

Sürekli hastalanan ve ölenler artık normal karşılanacak, tablolar yavaş yavaş kaybolacak; risk grubu insanların çoğu zaten ölmüş ya da aşılanmış olacağı için beklentiler de değişecek. Zamanla testler de hızlanacak, gelişecek (Mars fatihi Elon Musk dün 4 test yaptırmış ve 2 pozitif 2 negatif sonuç alınca çıldırmış; umarım bizzat el atar bu konuya) ve nasıl grip, hepatit ya da AIDS gibi virüslerle yaşayabilir hale geldiysek korona ile de yaşayabilir hale geleceğiz. Plan bu.

Bakınız bu işin çözümünde baştan beri ısrar ettiğim gibi test çok önemli ve aşı iddia edildiği gibi başarılı olsa dahi pandeminin kontrol edilmesi için testlerin gelişerek ve artırılarak yapılması şart.

Ancak bir maske dağıtmayı beceremeyen bakanlık test ve filyasyon konusunda da tümüyle rezil olduğu gibi, artık tıbbın gerçeklerinden iyice uzak bir uygulamaya geçmiş durumda.

Bakanlık, il sağlık müdürlüklerine gönderdiği yeni genelge ile koronavirüse yakalanan kişilerin temaslılarına, sadece semptom gösterdikleri takdirde test yaptırılması talimatını verdi!

Yani saray halkı, futbolcular ve torpillilerin haftada iki kez test yaptırabildiği bir ülkede, aynı evde yaşayan biri hastalananlar dahil, hasta olduğu belirtileri ile bariz değilse artık test yaptıramayacak.

Eee ne yapacak peki hasta oldukları hemen hemen kesin olan ve kesinlikle evlerinde izole kalması gereken insanlar?

Panik halinde özel sağlık kuruluşlarına ve (böyle bir şey mümkünse) bakanlığınkinden daha dandik ve güvenilmez testlere yönlenecekler, yani yangına benzin dökecekler.

Ekonomiden sağlığa, spordan eğitime her attığı deneme yanılma adımından sonra burnunun ucunu göremeyen bir devletin salgını yönettiğini düşünmek dahi gerçekçi değildir.

Unutmayalım salgınla mücadele hastanelerde değil, sahada kazanılır.

Zaten bakanlığın yalan rakamları aksini iddia etse de hastaneler ve sağlık sistemi çoğu yerde çöktü ya da çökmenin eşiğinde ve önümüzdeki birkaç aylık dönemde göreceklerimiz ne yazık ki içimizi çok acıtacak.

Hepsi gerçeklerin saptırılması ve bizleri doğru olmayan şeylere inanmaya mecbur bırakmak için yapılan algı yönetiminin ısrarla ve doz artışı ile devam etmesinden kaynaklı…

Bir yer var, biliyorum
Her şeyi söylemek mümkün
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum
Anlatamıyorum.

Orhan Veli Kanık – (13/4/1914-14/11/1950)

Son Haberler

Jöleli ters köşe!

Eski milli kaleci ve Milli Takımlar Teknik Direktörü Şenol Güneş, iktidar tarafından şımartılan Jöleli Yiğit Bulut'a haddini bildirdi. RED haber - Türkiye A Milli Futbol...

Diktatöre Otokar takviyesi

Koç Holding'in ortağı olduğu Otokar, geçen hafta en az 49 kişiyi öldürten Uganda diktatörüne 110 milyon dolarlık zırhlı araç satma anlaşması yaptı. RED özel -...

Kendini de at o zaman

Geçmişte Adnan Hocacı olan ve Fethullahçılarla enseye tokat 'Yetenek' seçen Acun Ilıcalı, Yıllar önce Tayyip Erdoğan'a sosyal medyada küfür yazdığı ortaya çıkan MasterChef yarışmacısını...

“Kedi yemek helaldir…”

İstanbul'da kesip yüzdüğü kedi yavrusunu evine götürürken yakalanan kadın, "Kedi helaldir, yıllardır yiyorum" dedi. Soru şu: "Helal" ise suç değil mi? Ya da bu...

Meclis’i bastılar!

Yüzlerce protestocu Guatemala’nın Meclis binasına girip ateşe verdi. RED haber - Guatemala'da emekçiler ve yoksul halk isyan etti. Meclis binasına giren protestocular, binayı ateşe verdi. Türkiye'deki...