Gazete REDVirüsten sonra…

Virüsten sonra…

COVID-19’a yakalananların önemli bir kısmı hastalığı atlattıktan sonra başka hastalıklarla yüzleşmek zorunda kalıyor. Aşıya rağmen, özellikle yoksulları büyük riskler bekliyor.

  • T. AKMAN

Umarım hiç olmaz ama diyelim ki bir ara CoVID-19 ile tanıştınız, kısa süren bir birliktelikten sonra da medeni bir şekilde birbirinizden ayrıldınız. Bağışıklık sizde kaldı, hayat devam ediyor…

Ama vücudunuzda tarif edemediğiniz bir fark var; sanki bir şeyler değişik ama, o hissettiğiniz değişikliğin tam da ne olduğuna parmak basamıyorsunuz.

“Uzun CoVID-19 sendromu” virüs atlatıldıktan sonra kronikleşerek aylarca sürebilen farklı semptomlara verilen genel ad.

Virüsle dans edenlerin neredeyse üçte birinde 6 aya kadar, yüzde 2 gibi ciddi bir oranda ise daha uzun süreler boyunca yaşam kalitesini ciddi anlamda düşüren, depresyonu, diğer hastalıkları, hatta ölümü tetikleyebilen semptomlar gözlenebiliyor.

Yorgunluk, kas güçsüzlüğü, baş ağrısı, saç dökülmesi, nefes darlığı, uyku sorunu, anksiyete, dikkat bozukluğu, panik atak, akut böbrek yetmezliği ve kardiyovasküler rahatsızlıklar en sık rastlanan semptomlar…

İngiltere Hastalık Korunma ve Kontrol Merkezi‘nin raporuna göre ise daha önce hiçbir hastalığı bulunmayan 18-35 yaş arası kişilerin her beşinden biri, CoVID-19 öncesi sağlığına kavuşamamış.

Bu noktada sık sık yaptığım bir uyarıyı tekrar hatırlatmak isterim: Aşılar sizi CoVID-19 virüsünün bulaşından korumuyor ve asla koruyamayacak. Virüs yine ağzınızdan burnunuzdan giriyor, ağız burun mukozasından ses tellerine kadar olan bölgede çok da rahatsız edilmeden yerleşip ürüyor, oradan da hop aşağı doğru hareketleniyor ve nefes borusu ile akciğerlere saldırıyor.

Ancak aşınız varsa ve “tutmuşsa” bağışıklık sisteminiz virüsü ya yavaşlatıyor ya da durduruyor ve aşı olunmadığı durumda çok kötü sonuçlar alabileceğiniz bir süreçten “kazasız” kurtuluyorsunuz.

Ancak virüsün yayılmasında, semptomatik (belirti veren) ve pre-semptomatik (belirtiler başlamadan 1-2 gün öncesi) vakalar, asemptomatik (hastalık boyunca hiçbir belirti göstermeyen) vakalardan çok çok daha büyük bir rol oynuyor.

Hiçbirimiz “normal” zamanlarda bile öksüren, tıksıran, burnu akan birine yaklaşmayız ama karşımızda sapasağlam duran birini de otomatik olarak bir virüs taşıyıcısı olarak algılamayız.

Sorun burada başlıyor ve aşılanan kişiler kendileri hastalanmasa bile, aşılanmış olmanın verdiği sahte algı ve güvenle çok rahatlayarak virüsü almaya, taşımaya ve yaymaya daha açık hale geliyorlar.

Bir anda ideal bulaştırıcılara dönen aşılanmış bireyler salgının yayılmasını körüklerken, uzun CoVID-19 sendromu riskine açık olduklarını da unutuyorlar. Zira öldürmese de süründürebilen virüsümüz, süründürmediği hallerde bile uzun süre kalıcı olarak konuğumuz olmayı seçebiliyor.

Bu noktada da henüz CoVID-19 ile hiçbir seviyede mücadele etmeyi başaramamış ve tüm yalanlara rağmen, her tür istatistikte nüfusa oranlandığında dünyanın zirvesine çıkmış bir ülkeden beklemek bir hayal olsa da virüs ile mücadelenin acilen fedakarlıktan yıpranmış sağlık personeli ile hastanelerden çıkartılıp, sosyal bilimciler ile halk sağlıkçılarına kaydırılması gerekiyor.

Aşılanabilir nüfusun kabaca yüzde 25-40 aralığında bir bölümü, siz insan hakları çerçevesinde ne yaparsanız yapın aşı olmayacak, aşılar sürekli yenilenmesi gerektiği için şu ya da bu nedenle (fakir ülkeleri hiç saymıyorum bile) “gelişmekte olan” ülkelerdeki güncel aşılı insan oranı asla yüzde 50’yi (aslında üçte bir ama iyimser olalım) geçmeyecek.

Özetle aşılama kampanyaları ile CoVID-19 bitmeyecek.

Belki coğrafi olarak çok zengin ülkeler ve daha izole ve sınırlarını daha sıkı kontrol edebilme şansı olan ada ülkeleri rahatlayacak ama CoVID-19 bundan böyle hayatımızın bir parçası, konusu ve şüphesi olarak devam edecek. Serbestçe yayıldığı ülkelerde de giderek çeşitlenecek mutasyonlarla çıkacak yeni varyantlar üzerinden kendisini can sıkıcı şekilde sürekli hatırlatacak çıkışlar yapacak.

Yani uzun vadeli etkileri ile birlikte virüsün gündelik yıkıcılığı da devam edecek.

Sivrisinekler her gün 2 bin 700 kişiyi öldürüyor diye bilgi vermiştik daha önce. Evet sıtmanın hem korunma yolları hem tedavisi biliniyor ve çok ucuz. Ama bugün, yüzde 90’ı Afrika’da olmak üzere her 2 dakikada 5 yaş altı bir çocuk sıtmadan ölüyor. Ucuz ve yaygın tedavisi olan bir hastalığın bile önünü yıllardır alamayan dünya, virüs kendi kendine mutasyon geçirip yayılmaktan vazgeçmedikçe CoVID-19’u durduramayacak.

Batılı ülkeler kendilerini güvende hissettiği andan itibaren “pandemi” sözcüğü rafa kaldırılacak o kadar. Girizgâh çok uzayınca anlatmak istediğim şeye daha yeni gelebildim, yarın devam edelim…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,393BeğenenlerBeğen
17,560TakipçilerTakip Et
1,390AboneAbone Ol