Virüste son durum

Bu kısır döngüde lütfen eski alışkanlıklara dönme hevesinizi erteleyin, hatta mümkünse çöpe atın ve yeni planlar yapın. Virüs hiçbir yere gitmiyor.

  • T. AKMAN

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba. Düzenli yazmaya söz veremiyorum, ancak salgının bir kez daha kontrolden çıktığı bu dönemde hiçbir şey yapmadan da oturamadım. Yazacak çok şey var, klavye de biraz paslandı ama deniyorum, biraz affınıza sığınıyorum.

Bir süre eski yazılarımı (orijinaline dokunmadan) ziyaret ederek girdiğimiz kısır döngüyü vurgulamakla başlayalım.

25 Nisan 2020’de bazı detaylardan ilk vazgeçişimi görmüştünüz:

“Türkiye tablosunun düzenli yayınını bitirmeye karar verdim (bu tablo bugüne kadar olanların bir dökümü olarak elinizde dursun; umarım bakanlık da her akşam skor açıklamaktan ve bu onurlu milleti geri zekâlı yerine koymaktan bir az önce vazgeçer), dünyayı izlemeye devam edeceğim.

Benim bu tablolara başlamaktaki amacım sadece ve sadece bir kişiye dokunabilmek, mümkünse bir hayat kurtarabilmekti. Ancak baştan beri yalan sayı servis etmekte ısrar eden hükümet 11 Nisan’da salgını tümden bitirmeye karar verdiği için zaten bayramda emirle ‘sıfırlanacak’ bir tablonun tahminlerini yazmaya çalışmak çok anlamsızlaştı. Servis edilen rakamların hiçbirinin baştan beri gerçeklerle ilgisi yoktu, artık hiç yok. Lütfen bunlara inanıp sakın tedbiri elden bırakmayın.

Virüs bitmedi (hatta azalmadı, aksine arttı), uzunca bir süre de bitmeyecek. Kendi ‘güvenli’ çemberinizi oluşturun ve çemberin tüm halkalarının sağlam olduğundan emin olarak kuracağınız yeni hayatınıza alışın.

Güven çok ama çok önemli. Evet bir kereden bir şey olur!!!

Teknoloji kullanın, kalabalıklardan kaçının ve güven çemberiniz içerisinde hayatınızı yaşamaya devam edin. Çemberin dışındaki hatalı bir temasınızın bütün çemberi etkileyeceğini hatırlayarak hareket edin.

Size bilimsellik dışında umut pompalamaya çalışanlara, aşısı var, tedavisi var diyen cahillere ciddi şüphe ile bakın. İlk günden beri söyledim, yine söylüyorum, ‘size ulaşacak etkin bir aşı 2021’den önce mümkün değil’ ve eğer bugünkü teknoloji ile üretilecekse ancak sezonluk grip aşısı kadar (yüzde 45) etkili olacaktır.

CoVID-19 artık hayatımızın bir parçası ve birlikte yaşamayı öğreneceğiz. Kendimize daha iyi bakacağız, daha temiz olacağız, bağışıklık sistemimizi sağlam tutacağız. İki üç sene sonra da bugünleri unutmaya başlayacağız.

Bu ilk dalga bittikten sonra artık OHAL/karantina uygulamaları göreceğimizi sanmıyorum, ikinci ve hatta üçüncü dalga olsa ve daha sert yaşansa dahi ülkeler bu yönteme başvurmayacaktır.

Şu anda alınan tüm tedbirler bir panikle alınmaya çalışıldı ama hepsi çok geç alındığı ve tüm dünya hazırlıksız yakalandığı için hiçbir etkisi olmadı. Herkes aynı anda karar verebilseydi sonuçlar farklı olabilirdi ama insanın doğasında olmayan bir şey birlikte hareket etmek.

Hükümetin virüsün kökünü kurutabilmek için en az 45, hatta 60 günlük bir karantinayı göze alması ve bu dönem boyunca ekonomiyi ayakta tutması gerekli.

Ülkemizde böyle bir finans gücü olmadığı için bunu ihtimaller arasına bile almıyoruz. Kaldı ki Türkiye gibi sınırları delik deşik ülkelerde salgının kökünü kazımak pek mümkün değil. Siz sıfırladığınız gün virüs sınırdan geri girecektir. Tıpkı sokağa çıkma sınırlamaları bittiğinde yeniden aynı şekilde yayılmaya başlayacağı gibi.

Hükümetin virüsü yalanla bitirmesine kesinlikle karşıyım ama mevcut şartları dürüstçe inceleyince yapılabilecek çok şey olmadığı da açık. Keşke süreç oy kaygısı olmadan, yalan söylenmeden yönetilse ve herkes tehlikenin farkında olarak yaşasa.

Toplumun yüzde 80’inden fazlasının virüsün bittiğine inandığı durumda virüsün bitmesi mümkün olamaz ki. 2020’nin unutulup, 2021’e hazırlanılması, ‘halkın yoğun şekilde eğitilmesi’ gerekiyor.

Kimse rakamlarla ilgilenmesin, herkes kendi çemberine ve sağlığına baksın diyerek konuyu kapatıyorum.”

Geriye dönük yazdıklarıma bakıyorum; tüm tersi dileklerime rağmen sizinle paylaştığım her şey gerçekleşmiş; bazı konularda herkesi ilk uyarmaya çalışan, zaman zaman tüm tersi palavralara karşı en sert duruş sergileyen insanlardan biri olmuşum.

Aynı yazının sonunda da moral bozmayın ama bunlara kanmayın yönünde tavsiyelerde bulunmuştum:

“Gerçekten rakamlar hiç önemli değil. Dünyada açlıktan, gripten, sıtmadan, veremden, trafik kazalarından ve diğer hastalıklardan o kadar çok insan ölüyor ki her gün, bu virüse verilen ağırlık gerçekten çok orantısız.

Nihayet anladığım kadarı ile bizlerin de tecrit dışında yapabileceğimiz şeyler var.

Yüksek tansiyon, aşırı kilo ve diyabet vefat oranlarını en çok etkileyen faktörler.

Dolayısı ile fazla kilolarımızı vermek, spor yapmak, tansiyonu düşürmek; bunların hepsi kolayca yapabileceğimiz şeyler. Yıllardır biliyoruz üç beyazdan başlamamız gerektiğini ve birçok kronik rahatsızlığın da çözümü yediğimiz şeyleri kontrol etmekten geçiyor.”

Aynı günün sabahında bir başka not geçmiştim, onu da buraya alalım (vay be günde iki yazı çıkartıyormuşum o dönemde):

“İran’a özel parantez açalım; bizimle aynı yalanları söylüyorlar, zira dertleri aynı: Kasa tamtakır olduğu için ekonomiyi çalıştırmak zorunda olmaları ve Ramazan Bayramı.

Petrol fiyatları tepetaklak gittiğinden beri İran’da virüs jet hızıyla yok olma sürecine girdi. Bizde bu virüs Ocak’tan beri vardı ve biliniyordu; 10/11 Mart’ta açıklanma sebebi artık gizlenemeyecek hale gelmesiydi.

Dolayısı ile bizim asıl yapmamız gereken anında her şeye acil kilit vurmak ve OHAL ilan etmekti. Öyle yapılabilseydi bugün ülkemizde normale çok yakın bir yaşama geri dönmüş olurduk bile. Hatta ada olmanın avantajı ile virüsten kurtulan ilk ülke olan İzlanda’ya eşlik edebilirdik.

En kötü durumda bile Çin’den işe yaradığı bilimsel olarak kanıtlanmamış, onaysız antiviral ilaçlar alıp, çok güçlü antibiyotikler ve sıtma ilaçları ile herkesi zehirlemek için servet harcamak yerine; teknolojiye yatırım yapıp gerçekten virüsü köşeye kıstırabilirdik.

Ne oldu bakanlığın geçen hafta çıkardığı uygulama? ‘Yüklemeyin’ ikazlarıma karşı yükleyip fişlenmeyi tercih edenlere soralım: Ne işinize yarıyor? Ne takip edebiliyorsunuz? Sadece sizi takip ediyorlar, virüsü değil.”

Önümüzdeki günlerde tekrar tekrar anlatmaya çalışacağım şey virüs ile olan savaşın kazanılmaktan çok uzak olduğu ve bunun için mutlak bir işbirliği ile tüm toplumun ve ülkelerin bedel ödemesi gerektiği.

Salgını aşı çözmez, salgını hastane çözmez, salgını maske çözmez; salgını eğitim, akıl ve değişim çözer. Algı yönetiminden vazgeçmeyen ve son bilgiler doğrultusunda Aralık 2019’da bile Türkiye’de virüsün yayıldığını bilen Sağlık Bakanlığı her akşam ısrarla gözümüze soktuğu yalan tablolarla ve vaazlarla ilerlerken, gaz çıkaran imama kayıtsız kalmayan cemaat kendi bulduğu yöntemlerle “benim vatandaşım işini bilir” sözünü boşa çıkarmıyor.

Sahte PCR testi 425TL, sahte aşı sertifikası 750TL, merdiven altı Hint aşısı 500TL, sıran gelmeden sahte aşı sertifikası ile hastaneden araklanan gerçek aşıyı vurulmak istersen dandik Çin aşısının dozu 100 dolar, Alman-Amerikan bayraklı, uzun vade etkilerini gerçekte hiç kimsenin bilmediği, bol ödüllü mRNA aşısının dozu 400 dolar.

Rusya’da seks turizmi ile karışık, çift seyahatli Rus aşısı turu oteller ve uçuşlar dahil 1090 avrodan başlayan fiyatlarla. Dubai’de istediğin aşı için tur, iki gidiş geliş 3000 dolar, alandan çıkmana bile gerek yok.

Hastasın ve HES kodu ile hiçbir yere almıyorlar mı? Al arkadaşından HES kodunun ekran görüntüsünü istediğin yere gir kardeşim; istersen karşı cinsten birinin kodu da olur, kodu kontrol edecek olanlar yaptıkları işe inanmadıkça ne fayda.

Sokaktaki kafede açık havada oturmak için girerken HES kodu ve ateş ölçer; ama tıka basa dolu devlet kapısına girerken “geç kardeş, soldaki ilk banko” uygulaması.

Bu arada ben bir ömür boyu normal vücut ısımın 36,5-37,0 derece aralığında olması gerektiğini öğrenmiştim ama bu bilgim eksikmiş. Büyüdükçe alt sınır biraz aşağı gelebiliyormuş, bir yandan da insanlığın vücut ısısı genel olarak düşüyormuş; yani günümüzde 36,1-37,2 aralığı sağlıklı referans kabul ediliyormuş. 35,0 altı ve 39,4 üzeri ise hastanelik seviyelermiş.

Çatısı olan hemen hiçbir yere girip çıkmasam da arada göstermelik ölçülen vücut ısım genelde 32-34 aralığında çıkıyor ki bu da ancak bir sürüngenin vücut ısısı olarak normal karşılanabilir.

Özetle HES kodu ne kadar yalansa, ateş ölçerler de tedbir olarak o kadar yalan ve göstermelik. Oldukları şaibeli aşılara ya da bağışıklık sistemlerine güvenenlerin kongreler, toplantılar ve yasak delen eğlenceler sonrası düştükleri durum ortadayken, sakın ola olduğunuz aşılara güvenip tedbiri elden bırakmayın.

Anlamasak da rakam okumayı severiz ve örneğin oynanan futbol yerine sadece skora bakarız. Bu nedenle de bizim ligimizde oynanan futbol berbattır ve sinir harbine dönen, ucuz teatral sahneler sayesinde bölünmeden oynanamayan maçları seyretmekten hiç kimse keyif almaz. Akılda sadece birkaç bireysel yetenek gösterisi ile skor kalır. Skoru severiz.

Aynen bu nedenle de her akşam o rezil turkuaz tabloya maruz bırakılıyoruz. Tabloya bakıyoruz, sonra da İstiklal Caddesi’nde kendisine mikrofon uzatıldığında cebindeki şaibeli izin kâğıdı ile sokağa çıkma hakkı olduğuna ikna olmuş “ayrıcalıklı” vatandaşın “anlamıyorum bu nasıl yasak, herkes dışarıda” serzenişine benzer bir eda ile bir sonraki tabloya kadar kendi bildiğimizi okumaya devam ediyoruz.

Oradaki sayıların, belki de tanıdığımız başka insanların, komşumuzun, okul arkadaşımızın, uzak bir akrabamızın canını ya da sağlığını temsil ettiğini düşünmüyoruz bile; ta ki yakın çevremizde biri o istatistiğin bir parçası olana kadar.

İşte o kısa dönemler de en çok korunduğumuz dönemler oluyor.

Sonra onu da unutuyoruz ve hayat devam ediyor. Ne alışkanlıklardan vazgeçiyoruz ne de inatlaşmaktan.

Eğitim seviyemiz ne olursa olsun, çevremizde ne yaşanmış olursa olsun, istisna yaratmaya ve virüse yakalanmamayı şansa bırakmaya devam ediyoruz. İnanılmaz birikimli ve saygın insanlar, pandemiyi bahane ederek aldıkları kiloları getiren sağlıksız beslenme ve yaşama alışkanlıklarını ve kullandıkları antidepresanları haklı kılma çabasındayken de yine aynı umursamazlığı sergiliyorlar.

Dakika skora gelelim; 18 Ekim’de “vaka sayılarını 20, vefat sayılarını 7 ile çarpın” yazmıştım, 27 Kasım’da “gerçek rakamlara ulaşmak için halen açıklanan vaka ve hasta sayılarını 3 ile, vefat sayılarını da 7 ile çarpmamız lazım” diyerek güncelledim. Size belki çok tuhaf gelecek ama çok farklı bir yerde olduğumuzu düşünmüyorum.

Tek değişen şey bakanlığın araya eklediği bir başka yalan katmanı, yani vaka/hasta ayrımı.

Vaka sayısını 20 katına çıkarmasa da nispeten daha yüksek bir katsayı ile çarparak bu tür itirazları azaltmaya çalışıyor; öte yandan da hasta sayısını çok ama çok düşük göstererek aslında hastamız yok ki abartmayın diyebilmenin kapısını, kendilerince açık tutuyorlar.

Yani bu akşam açıklanacak 60 bine yakın vaka rakamını üçle çarpıp 180 bin diye okuyun, 2 bin 300 civarı açıklanacak hasta sayısını da 20 ile çarparak 46 bin diye okuyun. Ne yazık ki vefat sayısı da benzer bir hesapla günlük 2 bin sınırına dayanmış olacak bugün için.

Hiç oynamayan hastane ve yoğun bakım doluluk oranları için tek diyeceğim şey ise bu dönemde herhangi bir nedenle hastaneye düşmemek için dua etmeniz gerektiği.

Gerçek rakamları benim bilmem imkânsız (hatta herkes inanılmaz bir cehaletle hastalığını gizlerken bakanlığın da gerçek rakamlara hâkim olduğundan emin değilim), veri sağlayan bir kaynağım da yok; bunlar ortada uçuşan sayılara matematiksel ve istatistiksel yaklaşımlarla varılan sonuçlar.

Ancak şu anki sessizliğe ve kayıtsızlığa bakınca tıpkı 2020 Ramazan masallarından da ipuçları görülüyor. Ramazan girene kadar tablonun çarpanları ile oynayarak biraz daha gerçeğe yaklaştırıp, Ramazan ile birlikte mucize bir duraklama ve gerilemeye sokarak bir başka din sömürüsü planı da yürürlükte olabilir.

Ancak gerçekler algıyla değişmiyor ve CoVID-19 nedeni ile ölüm raporunda ölüm şekli olarak C kısmına Bulaşıcı Hastalık (Doğal Ölüm), H kısmı ölüm nedenleri Bölüm I’e ise viral pnömoni, kalp yetmezliği vb. yazarak gerçeği gizleme çabası sadece virüse yarıyor.

Bunun hükümete de büyük zarar verdiğini bir yıl sonra dahi anlayamamış olmaları ise beni benden alıyor.

Yazının başına dönüp tam bir sene önceden yaptığım alıntıyı tekrar ediyorum:

“Benim bu tablolara başlamaktaki amacım sadece ve sadece bir kişiye dokunabilmek, mümkünse bir hayat kurtarabilmekti. Ancak baştan beri yalan sayı servis etmekte ısrar eden hükümet 11 Nisan’da salgını tümden bitirmeye karar verdiği için zaten bayramda emirle ‘sıfırlanacak’ bir tablonun tahminlerini yazmaya çalışmak çok anlamsızlaştı. Servis edilen rakamların hiçbirinin baştan beri gerçeklerle ilgisi yoktu, artık hiç yok.”

Yani bu sene de aynı senaryo oynanacak öngörümü ve yazılara yeniden başlama sebebimi tam bir sene önce anlatmışım ne yazık ki…

Bu kısır döngüde lütfen eski alışkanlıklara dönme hevesinizi erteleyin, hatta mümkünse çöpe atın ve yeni planlar yapın.

Virüs hiçbir yere gitmiyor.

Sizin de önünüzde ya konfor alanınız dışında yepyeni ve farklı bir yaşam kurma alternatifi var ya da geçmişe özenerek, boşa harcanacak yıllar. En güzel tarafı ise tercihin her zamanki gibi size ait olması…

Son Haberler