Virüsle top oynamak…

Şimdi Türkiye’de maçları tamamlama ve muhtemelen Trabzorspor’u şampiyon yapma planları konuşuluyor ama bu maçlar oynanamaz…

  • T. AKMAN

Milattan önce 3. yüzyılda, Çin tarihinin altın zamanı olarak adlandırılan Han hanedanlığında, hayvan derisinden yuvarlanmış meşinlere ayakla vurarak oynanan cuju (蹴鞠 – top tekmeleme), soyluların ve özellikle kadınların vazgeçilmez eğlenceleri arasındaydı.

Süvarilerin, atlarının fizik eğitimi için kullandığı meşinlerle başlayan, önce orduda yayılan, sonra da hızla zengin ve soylularca sahiplenilen cuju, Japonya, Kore ve Vietnam’da da popülerlik kazandı. (Japonya’da içi arpa doldurulmuş, geyik derisinden dikilen bir topu, 4’ü ana oyuncu olan 8 kişinin oluşturduğu bir çember içerisinde, el ve kol kullanmaksızın, ayakla vurarak havada tutmak şeklinde oynanan, rekabetsiz bir takım oyunu olan kemari, 644’ten beri geleneksel şekliyle oynanıyor. 12-14. yüzyılda samurayların da çok severek popülerleştirdiği ve geniş kitlelere yayılan oyun, 19. yy’da imparator Meiji’nin yasaklaması ile unutulmaya başlamış ve bugün ancak geleneksel Shinto tapınaklarında izlenebiliyor.)

Çin’de cuju, ilerleyen dönemlerde, soyluların da ilgisini çekince, bazı kurallar eklenerek, imparatorluk sarayının bahçesinde kurulan çift kaleli saha içerisinde oynanmaya başladı. Atlara uygun yapılan ağır meşin top da, önce soyluların oynayabilmesi için içine tüy doldurulan deriye dönüştü, ardından, 8. yüzyıl civarında deri ya da iç organların içine hava doldurularak hafifletildikten sonra, halka yayılmaya başladı.

Uzakdoğu’da bunlar yaşanırken, M.Ö. 4. yüzyılda Batı medeniyetlerinde de benzer bir top oyunu gelişiyordu: Episkyros.

12-14 oyuncu ile tüm vücudu kullanarak, topu karşı kaleye taşımayı amaçlayan ve vahşi denilebilecek sertlikte oynanan oyun, günümüzdeki ragbi (rugby) oyununa oldukça benzemektedir. Ayrıca birinci yüzyıldan itibaren Romalıların topun içinde hava kullandığı ve topu çok hafifleştirip -balon- tabirini kullandıkları, çeşitli kitaplarda anlatılmıştır.

Top sayesinde oyun daha popülerleşmiş, ancak zenginler veya soyluların ilgisini çekmemiştir. Bu nedenlerle de ortaçağın karanlığında ışığı göremeyen oyun, İngiltere’de 1314-1667 arasında 30’dan fazla kanunla yasaklanmış, ancak kaçak olarak, çok farklı formatlarda oynanmaya devam etmiştir. Bir yandan top, bir yandan oyun farklılaşarak oynanmış ve çeşitlenmiştir.

Top olarak, içine hava basılmış dalak gibi hayvan iç organlarının yaygın olarak kullanılması nedeniyle topun elle taşınması ve elden ele paslaşma daha popüler olmuştur. Fakat tüm vücudun kullanımı, aynı zamanda oyunu kuralsızlaştırmış ve vahşileştirmiştir.

Bu sporun, ilk kez kurallarla oynanan, disiplinli bir spora dönüşmesi ise İngiltere’nin bağımsız özel okulları arasındaki müsabakalara dayanır. İlk yazılı kaynaklardan biri olan ve William Herman tarafından 1519’da kaleme alınan Vulgaria, Eton ve Winchester okul takımlarının topla paslaşıp gol atmaya dayalı bir sportif mücadelesini anlatırken, 1636’da İskoçya’nın Aberdeen şehrinde, yine bir okul öğretmeni olan David Wedderburn, Latince kaleme aldığı Vocabula adlı eserinde, ilk kez tümüyle ayakla oynanan bir top oyununu anlatmıştır.

17. yüzyılda İngiltere özel okullarında giderek yaygınlaşan oyun, 18. yüzyılın sonlarına doğru bazı bölgelerde korner, ofsayt gibi çok değişik kuralların uygulanmasıyla birlikte her bölgede farklı oynanan, ancak seyirci çekmeye başlayan bir şekle dönüştü.

Elle, ayakla, farklı kale türleri ile, farklı sayıda oyuncu ve bambaşka toplar ile oynanan oyuna seyircinin gelmesi, artık bir kural ve standardın gerekliliğini işaret ediyordu. Zira seyircinin keyif alabilmesi için ön şart oyunu anlamasıydı.

Cambridge Üniversitesi, tüm okul temsilcileri ile bir dizi toplantı sonrası, mevcut kuralları bir araya getirip, oyunun yeni kurallarını belirledi. 1848’den itibaren, kabul gören kurallarla oynanmaya devam eden oyun, ülke çapında artan ilgiye Londra’nın da dahil olması ile, 1863’te yeni kurallarına kavuşunca bugün dünyada 240 milyon kişinin oynadığı ve 1,3 milyar kişinin izlediği modern futbolun temeli atıldı.

Schumacher, Didi, del Piero, Matthaus, Ibrahimovic, Cantona, Santos, Cruyff, Charlton, Ronaldinho, Zico, Ronaldo, Beckham, Pelé, Kahn, Di Stéfano, Xavi, Puskás, Ardiles, Yashin, van Basten, Zidane, Schmeichel, Maradona, Platini, Messi, Garrincha, Okocha, Gascoigne, Baggio, Rummenigge, Neymar, Figo, Rooney, Muller, Raul, Henry, Best, Iniesta, Pirlo, Hagi, de Souza, Metin Oktay, Baba Hakkı, Lefter… Bunlar yakın tarihte tüm fotbolseverlerde izler bırakan inanılmaz yeteneklerin sadece bazıları.

1877’den itibaren standartları kabul edilen, ancak 1904’te FIFA’nın kurulması ile tüm dünyada aynı şekilde oynanmaya başlayan futbol, ülkemizde de kuşkusuz en çok sevilen sporların başında yer alıyor. Futbolun bu kadar sevilmesinin sebebi ise kurallarının hemen herkes tarafından kolaylıkla anlaşılacak kadar basit olması.

İnanmayacaksınız belki ama, 1881’e kadar hakemsiz ve cezasız oynanan oyuna, sarı ve kırmızı kartlar, ilk kez 1970 Dünya Kupasında eklendi ve ancak 1976’dan itibaren uygulanmaya başlandı. O kadar sertlik vardı ki, futbol maçları savaş havasında oynanıyordu.

1962 Dünya Kupasında, evsahibi Şili ile İtalya’nın maçı tarihe “Santiago Savaşı” olarak geçmiştir. Şili’nin 2-0 kazandığı maçın hakemi Ken Aston, sarı ve kırmızı kartların fikir babası olmuştur.

Dünya tarihinin bilinen en büyük depremi olan, 9,5 şiddetinde 10 dakika süren, 22 Mayıs 1960 Valdivia depremi Şili’yi yerle bir ederken, tsunamisi de Pasifik Okyanusu’nda kıyısı olan tüm ülkelere ciddi zarar vermiştir. Şili’de yarattığı tahribat nedeni ile çok kötü olan şartları acımasızca eleştiren İtalyan gazetecilerin gerdiği atmosferde, polis maçta 4 kez sahaya girip oyuncuları ayırmak zorunda kalmıştı.

COVID-19 günlerinde futbol başta olmak üzere tüm sporlara yeniden kavuşmak için can atıyoruz. Ancak bu kavuşma süreci umduğumuz kadar kolay olmayacak.

Futbolsuz yaşayamayız belki ama, önce sağlık.

Futbol belki eski vahşi spor değil, ancak yine de çok yakın temasla oynanan, futbolcuların terleme başta olmak üzere bir çok nedenle ellerinin sürekli yüzlerinde gözlerinde olduğu ve tükürdükleri bir spor. Bir maçta, sadece bir futbolucunun virüs taşıması, potansiyel olarak o maçta oynayan iki üç futbolcuya hemen, gerisine de üç beş gün içinde bulaştırması anlamına gelecektir. Bunun tartışılacak bir yanı yok.

“Sağlam kalan futbolcularla oynayacağız” derseniz, zaten ortaya çıkacak haksızlıktan dolayı, her maç sonucu şaibeli olacaktır. Ayrıca bir kişi pozitif çıksa, tüm oyuncuları 2 hafta karantinaya almak zorundasınız.

Diyelim tüm futbolcular sağlam kaldı ve maç yapabilecekler; o zaman da futbolun seyirci için oynandığını unutmuş oluruz.

Belki iki takımın oyuncuları, yedekleri, teknik kadrosu ve hakemlerden oluşan 100 kişiyi bir şekilde sağlıklı tutabiliriz, ancak seyircili maç şu anda uzak bir hayal.

Boş tribünlere maç oynamanın keyifli olmadığını, seyirci avantajı gibi bir gerçeğin olduğunu her futbolcu söyleyecektir. Peki seyircisiz oynanacağı kesin olan bir ligi tamamlamak için sürekli gündemde kalan ve imkansız bir duaya amin diyen TFF ne yapmak istemektedir?

Bunun ilk nedeni ekonomik çarkı düzeltmek olsa gerek. Türk futbolunun gelir büyüklüğü 4,5 milyar TL civarı ve şimdilik, bu gelirin en az üçte birini kaybetmiş görünüyor. Yayıncı kuruluş ödeme yapmıyor ama halktan tahsilata devam ediyor. Bu da giderek artan, ciddi bir problem yaratıyor.

Keza gırtlağına kadar borçlu durumdaki kulüpler, en azından sezonu bitirerek, elde edilecek gelirle oyunculara, teknik kadroya, çalışanlara maaş ödeyebilmek istiyor.

Ancak hesap yapıldığında seyirci ve forma vb. satış gelirleri olmadan bu da zor.

Daha sezon başından alacağı olan teknik adamlar ve futbolcular var.

Ayrıca Türkiye ligleri dünyanın en yaşlı ligleri arasında yer alıyor. Dünyanın eski yıldızlarını, ikinci sonbaharlarında, büyük paralara Türkiye’ye getirme modası var. Ancak bu futbolcular en çok 1-2 sezon verimli olabiliyorlar, sonra emekli oluyorlar. Keza Türkiye’de 30 yaş üzeri olup, birkaç yıldır emeklilik sınırında gezen oyuncuların motivasyonu ve emeklilik planlarını da göz önüne almak lazım.

Peki çok uzun yıllardır şampiyon olamamış, siyasetçilerin gözdesi ve koruması Trabzonspor’u şampiyon yapmak için bu kadar risk alınabilir mi?

İşte beni korkutan nokta bu, zira burası Türkiye.

FIFA Sağlık Komitesi Başkanı Michel D’Hooghe, dünyada yapılan test sayılarının ve kalitesinin henüz yeterli seviyeye gelmediğini ve sosyal mesafe uygulanamayacak futbolun, Eylül ayından önce başlatılmasını sakıncalı gördüklerini net bir dille açıkladı:

“Tıbbi konulara öncelik verilmesi gereken an bu andır. Para değil, ölüm kalım meselesidir. II. Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşadığımız en dramatik durumla karşı karşıyayız. Bunu hafife almamalı ve gerçekçi olmalıyız.”

Dünyaya baktığımızda, Fransa çok net ve emsal bir kararla, şampiyon (PSG) ve küme düşenleri açıklayarak, ligleri ve Şampiyonlar Ligi dahil, tüm futbol müsabakalarını bitirdiğini açıkladı. Bu kararın hemen ardından, ligleri yeniden başlatmayı planlayan Hollanda şampiyon ve küme düşensiz, tüm profesyonel liglerini bitirme kararı aldı. Arjantin ve Kolombiya da benzer kararlar alırken, Belçika karar verme toplantısını üçüncü kez öteledi. İngiltere 12 Haziran, Brezilya 17 Mayıs, İtalya 26 Mayıs, Macaristan 30 Mayıs, İspanya 13 Haziran, Almanya 23 Mayıs gibi tarihlerde döneriz söylemleri içinde.

Gerçeklere biraz daha yakınan bakalım… Almanya’da ligler 9 Mayıs’ta başlayabilir umudu ile takımlar antrenmanlara başlamıştı. Geçen hafta Köln takımının 3 futbolcusunun testi pozitif çıktı. Bu futbolcular 14 gün karantinaya gönderildi ve 9 Mayıs tarihi hemen ötelendi.

Pazartesi günü 36 takımın toplam 1.724 oyuncusuna test yapıldı ve 10 pozitif vaka saptandı. Binde 4 oranının ortalamanın altında olma sebebi, futbolcuların çok daha disiplini bir karantinaya sadık kalmaları.

Ancak binde 4 gerçekte çok yüksek bir oran. Bu orana bakarak, kabaca 20 maçta bir vaka görülecek tahminini yapabiliriz. Bu da, her hafta en az bir maçta oyuncu, hakem veya teknik kadro testlerinden biri pozitif çıkacağı için, sahadaki iki takımın 14 gün karantinaya girmesi anlamına gelir.

Bu şekilde ligler nasıl bitebilir? Gerçekten zorlamaya değer mi? Salgını tümüyle bitirmenin eşiğine gelen, ve bugün 10 vaka 0 vefat bildiren Yunanistan bile, koca bir belki ile, 14 Haziran’dan sonraya bakabiliriz derken, yalan sayı servisleri ile bile her gün 2000 vaka, 60 vefat bildiren Turkiye’de ligleri düşünmemiz ne kadar mantıklı olabilir?

Fransa’nın geniş vizyonlu kararının öncülüğünde, UEFA genelinde liglerin ve turnuvaların tümünün iptal kararı alacağını düşünüyorum. Bugün ilk kez 0 vefat açıklayan Almanya’nın yapacağı toplantı ve açıklayacağı kararlar çok önemli olacak. Almanya da “tamam” derse diğer ülkeler de bu kararı izleyecektir. Ancak Almanya “devam” derse o zaman bu polemik bir süre daha bizi meşgul edecektir.

Yakın temas sporlarının hiçbirinin bu dönemde oynanmaya başlaması mantıklı ve makul değildir. Karar mercileri bu aptalca inattan vazgeçip, çok daha kalıcı düzenleme ve tedbirler üzerinde çalışarak, önümüzdeki sezonu nasıl oynatabileceklerine bakmalıdır. Çünkü benim bulunduğum yerden bakıldığında, 2020-2021 Futbol Sezonu da acil düzenlemeler yapılamadığı sürece, kesinlikle oynanamaz.

40 bin kişilik bir stada çok iyi kontrolle belki 10 bin seyirci alabilirsiniz. Bunun için hızlı ve doğru sonuç verecek bir test yapmanız lazım. Kabaca 10 bin kişiyi bir stada almanın test maliyeti en iyi ihtimalle 1 milyon dolar ve seyirciyi içeri alma süresi de 1 tam gün olacaktır. Bu maliyete hiç kimse katlanamayacağı için de, seyircileri test yaparak değil, sadece ateş ölçerek, yarı önlemle alacaklar. Bu durumda da, her aşamasında sosyal mesafe korunarak, stada alınacak seyirci sayısı en çok 5 bin olacaktır. Onu da inanılmaz bir organizasyon ile yapmalısınız ki, Türkiye’de o tür bir organizasyon yapacak stad ve kapasite var mı bilemiyorum.

Kaldı ki, dünyanın her coğrafya ve kültüründeki insanların, birbirini taklit etmeden geliştirerek, günümüze taşıdığı bu eşsiz sporu, seyircisiz seyretmek istersem, zaten eski maçlar var.

Son Haberler

Tecavüzcünün bahanesi: “Oruçluydum…”

Evet, bu da oldu. Oruç tutmak çocuğa cinsel istismarda bahane yapıldı. Ve tecavüzcü müdür yardımcısı öğretmenliğe devam ediyor!.. RED Haber - Urfa’nın Bozova ilçesinde bir...

Virüs kalıcı etki bırakıyor

Koronavirüs geçiren birçok kişi kalıcı hastalık sahibi oluyor. RED Haber - Koronavirüs ile enfekte olan her 10 kişiden biri, enfeksiyondan kurtulduktan sonra haftalarca yorgunluk, kas...

Belgrad’da virüs eylemi

Belgrad'da ortalık karıştı, yenilenen karantina tedbirleri halkı sokağa döktü. RED Haber - Sırbistan’da COVİD-19 için karantina ilan edilmesi şiddetli protestolara neden oldu. Protestodaki öfkenin çoğu, güvenlik...

Feyzioğlu’dan rekor denemesi!

Baro başkanları ve avukatlar direnirken, Metin Feyzioğlu iktidarın paçalarına sürtünüyor ve bir rekor denemesi yapıyor! RED Yorum - Türkiye Barolar Birliği'nin (TBB) istenmeyen ama gerisini...

Eski Latin filmlerine dönüyoruz

Covid-19 Latin Amerika'nın yeniden yoksulluk ve şiddet batağına sürüklenmesine hız kazandırdı. RED Haber - Küresel nüfusun yüzde 8'ini barındıran ancak son Covid-19 ölümlerinin neredeyse yarısına...