Virüsle tango!

Hayatı değil, ölümü normalleştiriyoruz… Peki, ne yapmak lazım?..

  • T. AKMAN

2021’e girerken Türkiye’de resmi vaka sayısı 1 milyon sınırını, vefat sayısı da (bugünkünden de sıkı gizlenmezse) 35 bini geçmiş olacak; gerçek rakamları düşünmek bile istemiyorum.

Bunun karşılığında da sadece 200 bin kişi virüse karşı “geçici” bir bağışıklık geliştirmiş olacak.

Hastalığı en ağır atlatanlar dahi bir müddet sonra yeniden virüse açık duruma geliyorlar, yani bağışıklık baki değil.

Bu tahminler tabii ki hiçbir köklü tedbir alınamadığı durumda oluşacak bir senaryo sonrası rakamlar; ben aşıyı zaten sildim, TÜM medyatik haberlere rağmen 2020, hatta 2021 dahilinde öyle bir ihtimal görmüyorum.

Bizim Almanya’nın kıskanacağı ülke olabilmemiz için siyaseti ve göz boyamayı bir kenara bırakıp gerçek tedbirler almamız lazım. Bu tedbirleri her gün bıkmadan yazabilirim. Sırasıyla;

1. Şeffaflık getirilmeli; herkes her veriye, herhangi bir anda detayıyla ulaşabilmeli. Bu şeffaflık sayesinde her akşam yayınlanan vaka/vefat-loto işinin bitirilmesi.

2. Halk acilen eğitilmeli; maskenin nasıl ve neden takılması gerektiğinden başlayarak, virüsün nasıl yayıldığı, dezenfektasyonun nasıl yapılacağı, market alışverişleri, sosyal davranış biçimleri tek tek, hane hane anlatılmalı.

Öğretmenler tatilde, aile hekimleri ve halk sağlıkçılarımız bilinçli, gönüllüler aramadığın kadar çok; hepsini sıkı bir eğitime alıp, bu konularda acilen eğitelim.

Sokağa çıkma yasakları var her estirenin ilan edebildiği; eski nüfus yasakları gibi bir sokağa çıkma yasağında bu insanlar hane hane tüm Türkiye’yi gezip hem teknik hem psikolojik destek sağlayarak eğitimin temelini sağlar, televizyondaki kamu spotları ile de bu desteklenerek çok hızlı ve değerli bir bilinçlendirme kampanyası yapılabilir.

3. Eğitim tamamlanıp, zemin oluştuğunda ülke 3 hafta kapatılır ve yaygın salgının tümüyle önüne geçilir. Bunun için 3 haftalık kesintisiz, istisnasız karantina şarttır. Bunun önden duyurulması ve herkesin hazırlıklı olması şu ana kadar yaşatılan kaoslardan çok daha farklı, sıkıntısız ve başarılı bir süreci de hazırlar.

Burada Bilim Danışma Kurulu’nun en aklı başında görünen üyesi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Alpay Azap’ın söyledikleri önemli:

“Artışlar belli odaklardan kaynaklanmıyor. Belli bir odakta kümelenme, yaygınlığa işaret etmediği için mücadele açısından daha tercih edilir bir durumdur. Oysa karşılaştığımız vakalar çok sayıda farklı odakta ortaya çıkıyor. Dolayısıyla vakalarda bir yaygınlıkla karşı karşıyayız. Bu, salgının yönetimi açısından daha sıkıntılı bir durum.”

Hükümet vakaları belirli bir sayıya indirdikten sonra küme küme yayılacağını ve bunu yamalı tedbirlerle “halledebileceğini” düşündü. Ancak evdeki yanlış hesap çarşıya uymadı.

Çünkü kendi yalan verilerine kendileri inandılar; bu işe kafa yormuş insanların geliştirdiği hiçbir model, veri eksikliğinden ve hatalarından uygulanabilir olmadı ve bu konuda milyonlarca farklı yorum getirebilecek binlerce birbirinden değerli beynin üretebilecekleri engellendi. Sonuç erken normalleşme adımları ile hedeflenen bir hayal ve ülkemizde artık alıştığımız yeni bir hüsran.

4. Test, test, test… Bugün hata payı yüzde 45 civarı olan dandik PCR testlerinden çifter çifter, günde mümkünse 400 bin adet, en az 120 bin adet yapılması şart. Kime yapıldığı bile belli olmayan bugünkü seviyelerde test çok ama çok yetersiz. Yapılan test oranında dünyada 60. sıradayız. Bizden geride olup da salgını bize yakın ağırlıkta yaşayan ülkeler Güney Afrika, İran, Brezilya, Kolombiya, Hindistan, Meksika, Mısır, Endonezya, Arjantin; bu listede de İran hariç hepsinde salgın geç patladı.

Hepsinin ortak özelliği de ya “gelişmekte olan ülkeler” ya da bizim düşmek üzere olduğumuz ligdeki “gelişme ihtimali olan ülkeler” kategorisinde yer almaları. Yani yaşadıkları bizden çok farklı değil.

5. Nihai aşamada da virüs tümüyle bitene kadar, kafa karışıklığına sebep olmayacak şekilde toplum içine çıkan herkes düzgün ve doğru maske takacak, takmak istemeyen evinde oturacak.

Hiç kimseye mümkünse 3 metreden yakın durulmayacak, bu mesafe 1 metre altına inmeyecek.

İçerideki havayı geri veren klima ve ısıtma sistemlerinin olduğu hiçbir ortama girilmeyecek, hatta bu tür klimaların üretimi ve kullanımı yasaklanacak.

Ve tabii ki kişisel hijyen.

Eğer bütün bu aşamalarda başarılı olursa, geriye yapılması gereken tek şey kalıyor, ülkemize gelmek isteyen herkese test ve karantina uygulamak ve virüsün, iyimser tahminlere göre 5 yıl içerisinde kendi kendine mutasyona uğrayıp öldürücülüğünü yitirmesini beklemek.

Bunlar yapılmayacak, tedbirler uygulanmayacaksa, yıllar boyu her akşam o yeşil tabloyu izlemeye hazır olmanızı öneririm, çünkü yaz ortamında bile tedbirsiz geriletilemeyen virüs, bu kışı çok sevimsizleştirecek.

“Yetişkinlerin bir ses karmaşası gibi duyulan konuşmalarının içinden düzenli olarak tekrarlayan kelimeleri seçen bebek” konusunda kısaca geri dönersek, evlerinizde bu kelimeleri seçen kaç cihaz daha var düşündünüz mü?

Android işletim sistemi size neden bedavaya sunuluyor?

Yandex, Google gibi arama motorları neden bedava? Alexa gibi sistemlerin donanımları neden maliyetine, bazen zararına satılıyor?

Samsung televizyonunuzda neden devasa bir işletim sistemi var, neden açma düğmesine bastığınız anda eskiden olduğu gibi doğrudan televizyon izlemeye başlamıyorsunuz da logo seyrediyorsunuz bir müddet?

İşte o cihazların hepsi (ki bunlarla sınırlı değil); sabahtan akşama sizi dinliyor ve merkeze “raporluyor.”

Eşinizle gündüz “bir hamak alalım” diye konuşup tartıştığınız günün akşamı internette gazete haberlerine bakarken karşınıza “hamak” reklamları çıkmasını tesadüf mü sanıyorsunuz?

Ya da “bebek maması bitmiş” cümlesinin ertesi günü size bebek mamasına ilişkin kampanya maili gelmesini?

Bugün Yandex sayesinde KGB (FSB’ye alışamadım) Türkiye’de kimin nerede ne yaptığını MİT’ten daha iyi, Google da Türkiye’deki pandeminin gerçek boyutunu bizden daha iyi biliyor; hem de her boyutuyla.

Bu reklamlara tıklıyorsanız zaten o korktuğunuz çipi takmışsınızdır; tıklamıyorsanız da birilerinin de hayatlarını sizi “tıklatmaya” adamış durumda olduğunu bilmeniz yeterli.

Canan Karatay 5 Şubat 2020’de “Koronavirüsünden bahsedelim. Bir viral enfeksiyondur, korkulacak bir şey yoktur” demiş ve sözlerini bir alıntıyla bitirmiş: “Bir delil ile kırk alimi yendim, kırk delil ile bir cahili yenemedim” – Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Önceki İçerikAfrika’da can pazarı
Sonraki İçerikTürkiye sıçrıyor!

Son Haberler

RedHack geri döndü!

Kızıl hackerlar AKP'li belediyelerin web sitelerine kayyum atamaya başladı!.. RED Haber - Türkiyeli devrimci hacker grubu RedHack bir dizi AKP'li belediyenin sitelerini hackleyerek "Size kayyum...

Belçika: “Onları Tayyip besliyor…”

"Tayyip Erdoğan'ın teşvik ettiği İslamcılar Belçika için başlıca tehditlerden biri..." RED Haber - Christophe Lamfalussy, geçtiğimiz günlerde Belçika La Libre gazetesinde Devlet Güvenlik Servisi (VSSE)...

Korona günlerinde turizm

Koronavirüs tüm dünyada turizmi vurdu. Bazı ülkeler büyük gelir kaybına uğruyor. Turizmin geleceği meçhul. RED Haber - Koronavirüs nedeniyle dünya turizmi ağır bir tehdit altında....

Trump solculara ‘faşist’ dedi

Müzisyen Neil Young, geçtiğimiz cuma Beyaz Saray'ın Bağımsızlık Günü'nü kutlayan Rushmore Dağı etkinliği sırasında müziğini kullanan Başkan Donald Trump’a sinirlendi. Trump ise 'solcu faşizmi'...

Bir acayip Japon treni

Japonya’da deprem sırasında yol almaya devam edebilen, dünyanın en hızlı ‘mermi tren’i hizmete girdi. RED Haber - Japonya'nın en yeni ‘mermi tren’i sadece daha hızlı...