Virüs ve yalan silsilesi

Türkiye’de koronavirüs salgını konusunda açıklanan rakamlar külliyen yalan. Şimdi yalan silsilesine aşı ve aşının koruyuculuğu konusu da eklendi.

  • T. AKMAN

Merhaba. Tam birbirinin kuyruğuna ince ince bağlanmış yalanlarla örülmüş başarı hikayemiz mutlu sona ulaşacaktı ve Ramazan Bayramı ile birlikte, muhteşem bir aşı kampanyası (propagandası) sayesinde “virüsü bitirdik” açıklamasına doğru yolu hazırlamıştık ki Çin Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri Başkanı, yani Çin’de CoVID ile mücadelenin başındaki devlet görevlisi Dr. Gao Fu çıkıp Çin’in geliştirdiği tüm korona virüsü aşılarında “bir problem” olduğunu itiraf ediverdi ve bizdeki pişmiş aşa su kattı.

Üstelik Çin’in kendi kullandığı ve bizim aldığımızdan kat kat daha iyi olan Sinopharm aşısı da buna dahil.

Şu anda tüm Çin aşılarında doz ayarlaması ve üçüncü dozun yapılması ile idare etme yöntemleri tartışılıyor. Ancak olası bağışıklık süresi uzamayacak ve tahminen üç dört ay ile sınırlı kalacak.

Çin bir yandan da aşı savaşlarının başından beri kötülediği mRNA aşılarından geliştirmeye çalışırken zaman kazanıyor.

Mevcut aşılarla başarılı bir aşı kampanyası yapmasının mümkün olmadığını anlamış olan Çin’de bol bol aşı stoku olmasına karşın toplam aşı olanların oranı sadece yüzde 5 ve deneysel ilerliyor. Günde 5 milyon kişiyi rahatça aşılayabilen 1,4 milyar nüfuslu ülke, tüm çabalarına ve propaganda yeteneğine karşın geleneksel yöntemle geliştirilen Çin aşılarının CoVID’e karşı etkili olmadığını kabul ederken ve normalleşmezken, dünyada genelde sıkıntılı şekillerde yönetilen “gelişmeye çalışan” ülkelerin (Azerbeycan, Brezilya, Kamboçya, Şili, Çin, Kolombiya, Dominik, Ekvador, Hong Kong, Endonezya, Laos, Malezya, Meksika, Filipinler, Tayland, Tunus, Türkiye, Ukrayna, Uruguay, Zimbabve ve bizim üzerimizden KKTC!), henüz çözemediğim ancak siyasal ya da maddi bir nedenle tercih ettiği CoronaVac aşısının düşük etkili ve yeni mutasyonlara karşı etkisiz olduğu arka arkaya yapılan araştırmalarla ortaya konuyor.

Her yapılan bilimsel çalışmada ayrı uçlarda rakamların havaya uçuştuğu aşıya güven sorunu, genelde ketum Çin devleti tarafından yapılan bu itirafla zirveye çıktı. Örneğin, halkın yüzde 40’ını aşılayan ve yüzde 93 gibi bir oranda CoronaVac kullanan Şili’de, aşının ilk doz sonrasındaki etki oranı yalnızca yüzde 3 olarak açıklandı.

14 gün sonra vurulacak ikinci dozda bu oran yüzde 27,7’ye yükseliyor. 14 gün arayla iki doz + 15 gün sonrası orijinal virüse etkisi ise yüzde 56 ile sınırlı.

Biz, eğer bulabilirsek aşıyı en iyi ihtimalle 28 gün arayla yapıyoruz ki bu da yapılamıyor zira aşı sıkıntısı var. Oysa sağlık bakanlığının Hacettepe Üniversitesi ile yaptığı ve aşıya “yüksek koruyuculuğu var” raporu ile onay verdiği Faz 3 çalışmasında bulduğu abartılı yüzde 91,25 gibi bir koruyuculuk oranına giden yolda iki aşının arası 14 gün ve sadece özel bir gruptan insan seçilerek yapılan, oldukça gölgeli bir çalışma.

Sormuyoruz da hiçbirimiz, “madem Faz 3 çalışmanda 14 gün arayla aşı yaptın şimdi neden 28 günde yapmaya çalışıyorsun, hatta ortalamada 35-40 güne çıkıyorsun? Bu şekilde yaptığında elde ettiğin sonuç nedir ki dozlama değiştirdin?” diye.

Bu soru sorulmaya başladığı için hemen devreye giren Celal Bayar Üniversitesi geçen hafta benzer bir uyduruk çalışma ile “CoronaVac aşısı birinci dozda yüzde 25, ikinci dozda yüzde 97 bağışıklık oluşturuyor” diyerek, tıpkı Hacettepe Üniversitesi gibi, Hipokrat yeminini yutup siyasete alet olmayı tercih etti.

Daha önce de Sanko Üniversitesi ikinci doz aşı bulunamadığı dönem yükselen sesleri susturmak için tek doz CoronaVac aşısının yüzde 77,5 koruma sağladığını açıklamak gafletine düşmüştü. Diğer aşılarda yapılan testlerde bu tür sapmalar görülmezken, Çin aşılarının, özellikle de CoronaVac’ın sorunu nedir diye düşünmek lazım.

Neticede CoronaVac’ı ana aşı olarak kullanan hiçbir ülkede salgının önü alınamadı, yavaşlatılamadı ve daha da önemlisi ağır hastalık ve ölüm oranları düşürülemedi.

Tek istisna var tabii her zamanki gibi: Turkuaz tablolar ülkesi.

Hiçbir yerde göstermediği etkileri bizde gösteren Çin aşıları sayesinde etrafımızdaki herkes CoVID oldu, tüm çemberler kırıldı, güvenli kümeler delindi ama yine bize özgü, her vaka hasta değildir ayırımından çıkan hasta/vaka oranı inanılmaz şekilde düşüverdi!

Örneğin bu ayrımın başladığı 25 Kasım 2020 tablosuna bakınca 28 bin 351 vakaya karşılık 6 bin 814 hasta var. Test sayısı 164 bin 547, vefat 168, ağır hasta ise 4 bin 641.

11 Nisan 2021 tablosuna bakınca 50 bin 678 vakaya karşılık 2 bin 548 hasta var. Yani vaka sayısı iki katına çıkmış ama hasta sayısı neredeyse üçte bire düşmüş!

Test sayısı 294 bin 274; yani dün açıklamaya çalıştığım gibi test sayısı yüzde 79 oranında artmış, ona paralel vaka sayısı da yine yüzde 79 oranında artmış. Yani ne kadar çok test o kadar çok vaka tezinin bire bir sağlaması tabloda duruyor.

Vefatlarda 237 rakamı var ve yine uyduruk bir şekilde orada sırıtıyor, çünkü dünya genelinin ya da bize benzer ülkelerin, benzer dönemlerdeki tecrübeleri ile de örtüşmüyor.

2 bin 824 ağır hasta yine aynı nedenle çok düşük. Test pozitiflik oranının değişmediği, virüs daha etkili olduğu ve virülansı arttığı halde hasta/vaka oranı yüzde 24’ten mucizevi bir şekilde yüzde 5’e düşmüş!

Ağır hasta oranı da yüzde 16,3’ten yüzde 5,6’ya gerilemiş.

Bu arada dünyada, karşılaştırılabilir ülkelerde bu tür bir değişim yaşanmış mı? Hayır… Sonra kalkıp “AB’nin aşı pasaportunda neden Çin aşısı yok?” diye soruyoruz. Bunlar yüzünden işte.

Özetle bu yalan silsilesi bitmedikçe, eski bir bakanın söylemi ile “at izi it izine bu kadar karışmışken” dualarınızı virüsün öldürmeyen bir mutasyona uğraması yönünde etmenizi öneririm.

Bu sorunu çözmek eğer politikacılara kalmışsa, pandemi virüs kendi kendine sıradanlığa dönmedikçe çözülmez…

Son Haberler