Gazete REDVirüs oraya bile girdi

Virüs oraya bile girdi

Bugün büyük Okyanusun tam ekvator çizgisi üzerinde ve oldukça doğusunda yer alan Galápagos Adaları’na (Colón Takımadaları) uzanalım… Sonra yavaş yavaş bizim buralara geleceğiz…

  • T. AKMAN

Galapagos adalar grubu, yerleşim olan 4 büyük ada, -San Cristóbal (nüfus 7.200), Santa Cruz (nüfus 15.700), Isabela (nüfus 2.350) ve Floreana (nüfus 110)-, yerleşime açık olmayan 14 ada ve 40 minik adacıktan oluşur.

7 önemli okyanus akıntısının kesiştiği konumu ile iki farklı mevsime sahip olan, düzensiz aralıklarla meydana gelen kuraklık ve aşırı yağış olaylarının canlılar üzerine güçlü çevresel baskılar yarattığı bu ıssız ve yüzde 97’si koruma altında olan volkanik takımadalar, Charles Darwin’in doğal seçilim yoluyla evrim teorisinin tohumlarını attığı yerdir.

Darwin’in adalarda geçirdiği 5 haftada, ada yerlilerinin, bir kaplumbağanın görünüşüne bakarak hangi adadan geldiğini anlayabildiklerini öğrenmesi ve değişik adaların alaycı kuşları arasında önemli farklılıklar bulunduğunu gözlemlemesi, insanoğlunun dünyadaki ve evrendeki yerini sorgulamasının başlangıcı oldu.

Tarihi 20 Ekim 1835’ten 25 Mart 2020’ye kaydırdığımızda takımadalara yeni bir yaşam formunun ulaştığını üzülerek izledik. Coronavirüs, alınan her tür tedbire rağmen, 1.242 km doğusundaki Guayaquil’de bulaştığı ada sakinleri sayesinde dünyanın bu ücra köşesine de ulaştı. Şu anda 86 vaka ve 1 vefat raporlayan adalarda insanlar hiç bilmedikleri bir huzursuzluğun pençesinde ve bölgenin tek gelir kaynağı ekolojik turizmin durması ile adeta yaşam da durmuş.

EKVATOR NASIL BİR YER?

Tekrar 906 kilometre doğuya dönüp Galápagos’un bağlı olduğu Ekvator Cumhuriyeti‘ne gidiyoruz…

Adını aldığı ekvatorla ülkenin bir bölümü kuzey, bir bölümü güney yarımkürede yer alacak şekilde ikiye bölünen ve 17,6 milyon kişinin yaşadığı ülkenin yüzölçümü, kabaca Türkiye’nin üçte biri.

En büyük şehri Guayaquil’de 3 milyon, başkent Quito’da (Kito) 1,7 milyon kişi yaşıyor.

1822’de İspanyollardan bağımsızlığını geri kazanan ülke, tıpkı Peru gibi uzun okyanus şeridi, sisli yüksek Sierra dağları ve Amazon yağmur ormanları ile çok değişik coğrafi özellikleri ve iklim farklılıkları olan bir ülke.

Ekvator mutfağı basit ancak oldukça çeşitli, rakım ve tarımsal koşullara göre değişiyor. Sığır eti, tavuk ve deniz ürünleri genellikle mercimek, bakla, makarna veya muz eşliğinde, pirinç ya da yuka ekmeği gibi karbonhidrat açısından zengin gıdalarla servis ediliyor.

Peru gibi Ekvator’da da geleneksel yemeklerin başında Cuy asado (Guinea pig, bildiğiniz iç kobay; Peru’yu yazarken yazmamıştım, uyarıldım) gelir ve tadı görüntüsünden çok daha iyidir. Pilav üstü işkembe tüketmeyi çok seven Ekvator mutfağında beni en çok etkileyen yiyecek ise yine seviçe. Deniz mahsulleri açısından oldukça şanslı olan ülkede seviçe bolluktan dolayı, balık ile değil genelde karides ve ıstakoz ile yapılıyor.

Kolombiya kökenli anasonlu şekerkamışı rakısı diyebileceğimiz Aguardiente (bir shot atıp üzerine su ile içilir), Ekvator’da tarçın suyu, limon, şekerkamışı suyu ve su katılarak soğuk günlerde sevilerek içilen sıcak bir içkiye dönüşür: Canelazo.

Alkol kullanmayanlar da arpa unu, rafine edilmemiş şeker ve sütten yapılan, Ekvator’un milli içeceği Pinol’ü deneyebilirler.

Gurmeler için anahtar sözcükler: Higos con Queso, Encebollado…

EKVATOR’DA İNSANLIĞIN HAZİN DURUMU

Şimdi keyifsiz konulara dönelim: Peru’nun kuzey komşusu olan Ekvator, 29 Şubat’ta tanıştığı COVID-19 ile çok ciddi bir sınav veriyor.

Ekvator bölgenin ekonomik olarak en yetersiz ülkeleri arasından çıkamadığı için altyapı hiçbir konuda yeterli değil. Ülkede evlerin yüzde 22’sinde temiz su, yüzde 52’sinde kanalizasyon yok. Bölgenin en büyük petrol rezervleri sıralamasında Venezuela ve Brezilya’nın ardından üçüncü sırada olması yıllardır bu petrolü sömüren emperyalistlerin bölgede kaosu her zaman ön planda tutmasına sebep olmuş. Yani en büyük gelir kalemleri aynı zamanda huzursuzluk, geri kalmışlık ve fakirliğin de nedeni.

Benzer tabloyu, Ekvator’un uzun bir dönem üyesi olduğu OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) ülkelerinin hepsinde görebilirsiniz. Bu ülkelerde oynanan emperyalist oyunlar nedeni ile hiçbiri kalkınamamış (Dubai bir istisna olarak dursa da genelde hepsi otokrasi ve sefaletin pençesinde); petrol bir zenginlik olarak değil bir lanet olarak geri dönmüş

İşte bu lanetin pençesindeki Ekvator’un, çok da geliştiremediği ancak demokratik ve ücretsiz sağlık hizmetleri virüs karşısında çok hızlı çökünce, başta Guayaquil şehrinde olmak üzere yaşam bir kabusa dönüştü. Şu anda 26 bin 336 vaka (+1.402) ve 1.063 vefat (+163) raporlayan ülkede özellikle vefat sayılarının çok daha yüksek olduğu gizlenmese de raporlanamıyor; gerçek bir insanlık faciası yaşanmakta.

Sokaklarda günler boyunca, cenaze servislerinin yetersizliğinden toplanamadığı için kokan ceset manzaralarına alışmaya çalışan halk, ölülerini bizim de aşina olduğumuz Dole muzlarının taşınması için kullanılan karton kutularda uğurluyor. Kutuları üreten fabrika sadece salgında en çok zarar gören liman şehri Guayaquil’de her gün 600 kutu bağışladığını açıkladı.

Gerçek vefat sayılarının on binlerce olduğu konuşuluyor. Ekvator hükümetinin kriz yönetimi için kurduğu ‘Ortak Görev Gücü’nün başındaki Jorge Wated, geçmişteki ölüm sayılarından bir çıkarım yaptığında, vakaların yüzde 70’inin görüldüğü Guayaquil’de, Nisan ayının ilk 15 gününde, toplam 6 bin 703 kişinin defnedildiğini, bu rakamın normalde 1.000 civarı olması gerektiğini söyledi!

New York Times aynı dönemde tüm ülke için eksik rakamın 7 bin 600 olduğunu duyurdu; yani günde 500’den fazla ilave vefat!

İçişleri bakanı ve Başkan Lenín Moreno da bizdeki gibi bir şeyleri gizlemek yerine, yeterli test yapamadıkları için resmi rakamlarının anlamsız derecede düşük olduğunu açıkça ifade edip, hükümetten virüsle mücadele için yeterli bütçe verilmediği gerekçesi ile 21 Mart’ta istifa eden Sağlık Bakanı’nın yerine atanan yeni bakandan, bu rakamların acilen düzeltilmesini istedi.

Geçenlerde yazımıza konu olan, ani 11 bin vaka artışının sebebi bu düzeltmelerden biriydi; ancak rakamlar halen gerçeklerin çok gerisinde. Gerçek hasarı ancak pandemi kontrol altına alındıktan sonra yapılacak dökümlerde görebileceğiz -darısı bizim başımıza!..

17 Mart’ta (111 vaka, 2 vefat; yine bizden çok daha erken ve tam alınan kararlar) ilan edilen OHAL yasaklarını ısrarla dinlemeyen, her fırsatta kendilerini sokağa atmak için bahaneler uyduran, aile ve mahalle içerisinde birbirleri ile çok içli dışlı olan, sosyal mesafe tanımayan, hatta virüse inanmayan halk (tanıdık geldi mi?) ise bu umursamazlığın bedelini (servis edilen rakamlara göre, sadece Türkiye hariç, dünyanın her yerinde olduğu gibi) çok ağır ödüyor.

Ülkenin en büyük mezarlıklarından birinin müdürü, cenazelerin toplanamamasına ilişkin yaptığı açıklamada, aylık defin kapasitelerinin 273 olduğunu, ancak salgın nedeni ile günlük olarak bu rakama ulaşıldığını ve ellerinin kollarının bağlı olduğunu söyledi.

Şu anda cenazelerden yakabildiklerini yakıyor, yakamadıklarını fazla mesai ile gömüyor ve kalanları derin dondurucularda sıraya alıyorlar.

Sevdiklerinin cansız bedenleri ile ortalama 5 gün aynı evi paylaşan insanların dehşetini ben tahayyül bile edemiyorum.

Kendi dertleri yetmezmiş gibi bir de sığınmacı sorunu yaşanıyor. Ülkelerinin iflasından sonra Ekvator’a kaçan yaklaşık 500 bin Venezuelalı istatistiklerin hiçbir yerinde olmadığı gibi, ne ücretsiz sağlık sisteminden, ne de hükümet yardımlarından yararlanamadığı için, onlar arasında da ayrı bir insanlık dramı yaşandığı korkusu var. Ama kimse o nüfusun içinde neler olduğunu bilmiyor. Tıpkı bizim Suriyelilerdeki gibi.

BİZDEKİ “SALGIN BİTİYOR” ALGISI VE GERÇEKLER

Lütfen dünyanın her yerinde ırk, din, dil, renk, vb. ayrımı yapmayan virüse karşı dokunulmaz olduğumuz ve teğet geçildiğimiz hezeyanından bir an önce çıkalım.

İstanbul’da bu hafta her gün aynı gün ve saatlerde aynı rotaları gezdim. Pazartesi iyi kötü herkesin yüzünde bir maske vardı. Salı günü maskelerin yarısı yok olmuştu. Çarşamba maskeler daha da azalmış ve kalanlar çenelere inmişti. Perşembe günü ise İstanbul’da adeta salgın bitmişti; Herkes üst üste, maskeler fora!..

Gerçekten herkesten daha fazla istiyorum belki de salgının bitmiş olduğu haberini vermeyi, ama ne yazık ki, henüz oralara çok çok uzağız.

Hükümetin acilen salgın bitti algısı pompalamaktan vazgeçmesi ve insanlara ciddi pedagojik yaklaşımlarla salgınla nasıl yaşanır konusunda bir bilinçlendirme kampanyası başlatması lazım.

Bugün herkes yaz tatili konuşmaya başladı; okullar, ligler, AVM’ler ne zaman açılır tartışmaları gündemdeki tek konu adeta.

Evet sıkıldık. Hepimiz sıkıldık, hem de çok. Ama önümüzdeki problem “sıkılmak” ne demek bilen birisinden makul davranmasını beklemekle çözülebilecek bir şey değil.

Yakın insanlık tarihinin en büyük dramlarından biri yaşanıyor ve bu iş bitti gitti yaklaşımının sonuçlarını tahmin etmek için tarihe ya da son iki üç aylık döneme bakmak yeterli.

Tarihin en büyük özelliği tekerrürdür; bunun önüne geçmemiz lazım. Evet, bugün 10 Mart’taki ilk vakadan farklı bir yerdeyiz. O gün sadece 1 resmi hastamız vardı, bugün 122 bin 392 ve sadece son 24 saatte 2 bin 188 kişi eklendi bu rakama.

İyileşen tabii ki iyileşecek; bu rakamların artması da memnuniyet verici ama bir o kadar da normal. Sonuçta hastalığın bir süresi var, ya virüs kazanıyor ya da şah. Bu rakamların abartılarak müjde olarak servis edilmesi sadece ve sadece insanların kafasında bir laçkalaşma yaratıyor.

Salgın bitecekmiş. Nasıl bitiyor? Kim bitiriyor? Diyelim pompalandığı gibi bayramdan sonra çok rahatladık ve Haziran sonu geldik ‘0’ vakaya. Hadi açalım her şeyi, eski normale geri dönelim.

Eee?

Birebir aynı şeyler yeniden yaşanacak.

Fark edecek, farklı bir senaryo gelişmesini gerektirecek hiçbir şey yok ki! Yine dönüp bir bu kadar daha kayıp vereceğiz.

Lütfen “normal” dediğiniz şeyleri çok daha uzun bir süre unutmaya hazır olun. Tüm dünyada bu iş aşısı geliştirilip çözülmedikçe, Türkiye virüsü isterse soğuk füzyonla durdursun, normale dönüş diye bir şey olmayacak.

O kadar tedbire rağmen Galápagos Adaları’na rahatlıkla ulaşabilen virüs, Türkiye’ye elini kolunu sallayarak geri dönecektir.

Lütfen rehavete kapılmayın ve hükümetin her akşam rakam açıklama ayağına yaptığı normalleştirme hikayelerine kapılmayın. Hem yakın geleceği, hem de virüsten ölümü normalleştirme çabası tamamen siyasidir ve çok tehlikelidir.

En iyi örnek, kalın kafalı diktatör özentisi Trump’ın basiretsiz algı yönetimi sayesinde, başta bizimle birebir aynı giden, hatta gerimizde olan ABD’nin bugün geldiği yerdir: 1 milyon 131 bin 30 vaka (+36 bin 7) ve 65 bin 753 vefat (+1.897).

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,152BeğenenlerBeğen
17,017TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol