Virüs alışverişi!

Bugün Avrupa’nın bazı ülkeleri ile birlikte “normalleşme” takviminin ilk günü ve içimden sadece dua etmek geliyor.

  • T. AKMAN

Dün 65 yaş üzerinin verdiği resimler ve röportajlar oldukça endişe vericiydi. Bugünden itibaren yaşanacakları düşünmek bile adrenalinimi yükseltiyor.

Korsan filmlerinin hepsinde vardır ya hani gece karanlıkta feci bir fırtınadaki kaçma-kovalama sahnesi. Şimşekler çakar, yıldırımlar düşer, göğün dibi delinmiştir. O karanlığın içinde, her yeri birbirinden tehlikeli görünen kayalık bir bölgede, ceviz kabuğu gibi sallanarak ilerleyen bir geminin siluetini görürüz. Yelkenleri yırtılmış, direkleri hasar görmüş; son hız ilerlemeye çalışıyor… Uzaklardan takip eden korsan gemisinin top atışları da cabası…

Erich Wolfgang Korngold’un kariyerinin zirvesi olan korsan senfonisi janrı ile sizi bir o tarafa, bir bu tarafa sürükleyen, bir ömür uzunluğundaki 10 dakikalık heyecan. (Errol Flynn’in İspanyol Armadası öncesinde ulusunun çıkarlarını savunan bir İngiliz özel görevlisi rolünde olduğu, 1940 yapımı The Sea Hawk -Denizler Aslanı- filminin efsanevi müziği; şimdilerde Hans Zimmer ekolünde. -1588 yılında İspanya’nın, tifo ve dizanteri salgını nedeni ile, hüsranla biten İngiltere çıkarmasında orduya eşlik eden filonun adı. Çarpışmada iki taraftan toplam 700 asker şehit, 1.200 asker gazi olurken, 25 bin civarı asker virüs salgınlarından öldü.)

Sonrasında güneşli bir kumsal ve kaçıştan geriye kalanlar…

Daha sonra defalarca tekrar edilen senaryoda, korsanlardan kaçabilmenin anahtarı olan kahramanla tanışırız: Ya kaptan, ya da kılavuzu -direğin tepesinden bağıran adam…

NE DEMİŞ ATALARIMIZ!

Virüs ile olan mücadelemiz aynen bu kıvamda ilerlediği için konuyu bazı atasözleri ve özlü sözler ile işleyelim dedim…

Bu ölüm kalım yolculuğunda dümende kimin olduğu, yani geminin kaptanı ya da onun kılavuzu çok önemlidir. Derler ya, “kılavuzu karga olanın burnu pislikten çıkmazmış…”

Gerçekleri bilemediğimiz için, bize servis edilen bilgileri doğru kabul ederek çıkılan bu yolculukta, stratejimiz sadece “emir demiri keser” olduğu için geldiğimiz nokta “bindik bir alamete, gedeyoz gıyamete.”

Normalleşme işini çok çok öne çektik. “Aceleci sinek süte düşer” demişler. Erken normalleşme deneyen ülkelerin çok da başarılı olamadığını görüyoruz, acelemiz ne?

Bugün sizinle tablo değil grafik paylaşıyorum. Tabloların da çok bir anlamı kalmadı. Ülke ülke ayrı seyir grafiğini verdikten sonra da ABD hariç diğer ülkelerin zaman ekseninde yayılımı var.

Türkiye’nin arada nasıl sırıttığını da üzülerek görüyoruz.

Salgını kontrol edip etmediğinizin göstergesi, günlük vaka sayılarının yanı sıra aktif hasta sayısının seyri. R0 -doğrusu Rt (t=zaman) aslında, ama R0 daha anlaşılan bir terim- değişimini görebilmek için daha önemli olan veriye bakınca mesela İran‘ın ikinci dalgayı yakaladığını da yine grafikten çok net görebiliyoruz.

Fransa’da vakalar çok düşmüş görünse de, aktif vakalar yükselişte. ABD’de vakalar çok yüksek seyretse de bir zirveye yaklaştığını yine bu aktif hasta sayısı veriyor. İngiltere yükselişte, tedbirleri Haziran’a kadar uzattı.

Almanya, İspanya, Avusturya, Yunanistan, İsviçre ve Danimarka diken üzerinde.

Sadece bizde, akıl almaz bir şekilde, her şey süper!.. Bizde zaten aktif hasta sayısı düşüşü aynı abartı ile servis edilmeye devam ederse, bayrama kadar vaka sayısından çok iyileşen hastamız olacak!

İyileşen hasta sayısının nasıl hesaplandığı konusunda hiçbir açıklama yapılmıyor. Tümüyle uydurulan ve moral verme amaçlı bir sayı servis ediliyor.

Örneğin, benim bildiğim bir vaka var; adamcağız ateş ve yoğun öksürük gibi semptomlarla hastaneye gidiyor, test yapılıyor, tomografiden COVID-19 teşhisi konuyor ve test sonucu beklenmeden, dünyayla paylaşmadan hunharca tükettiğimiz mucizevi (!) üçlü tedavi ilaçları verilerek evine gönderiliyor.

Kullandığı ilaçlardan hidroksiklorokin, hemen meşhur yan etkisini gösteriyor ve adamcağız sabaha kalmadan, kalp krizi geçirerek hakkın rahmetine kavuşuyor. Şimdi bu adam COVID-19 hastası sayılmıyor, çünkü test sonucu çıkmadan vefat etti. Ölüm nedenine de kalp krizi yazılıyor. Buna rağmen, COVID-19’lu gibi, aileden tek kişinin katılımı ve özel yıkama ile defnediliyor. Eminim ki, hastalığı atlatabilseydi, kendisine COVID-19’dan iyileşenler sayısı içerisinde yer bulacaktı, hatta belki de bulmuştur.

Bütün ülkeler sürekli geriye dönük düzeltme yapıyor ve daha yüksek sayılar veriyor, sadece Rusya, Çin, İran ve biz vermiyoruz. Bütün ülkelerin grafiklerini sanki Picasso yapmış, sadece bizimkini Dalí.

“Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” demiş atalarımız; bu işin daha yatsısı var, umarım ikinci dalgada aynı hataya düşmezler de işi ciddiye alırız milletçe.

Bugün berberlerin (ustura kullanmak yasakken) ve kuaförlerin açılma sebebini (saç boyamak yasakken) kesinlikle anlamıyorum ama AVM’leri anlıyorum. AVM’ler banka kredileri ile yapılmış ve henüz hepsinin çok büyük kredi geri ödemeleri var, hem de dolar ve avro bazında. Kapalı durdukları sürece mülk sahipleri kira ve aidat alamayınca, kredi ödemelerini de yapamayacak.

Bazılarının arkasında devlet garantisi, bazılarında devlet bankası kredisi. AVM açılacak ki kira, aidat gelsin. Yani “Karga mandayı babasının hayrına bitlemez.”

ALIŞVERİŞ MERKEZLERİ: ALIŞ YOK, VERİŞİ ANLADIK!

Şirketlerin AVM sözleşmeleri, hele gözde AVM’lerde, AVM sahibini öyle bir koruyor ki, 10 yılda ödemeniz gereken paranın tümünü peşin ödemeden, sözleşmeyi feshetmeniz bile mümkün değil.

Peki AVM’lerde ne var? Sinema? Kapalı. Yemek katı? Kapalı. Çocuk oyun alanı? Kapalı. Eee? Ben ne yapmaya gideceğim AVM’ye?

Bir de, TTB’nin ve konuyu iyi bilenlerin günlerdir anlatmaya çalıştığı, AVM’lerdeki havalandırmaların kapalı devre olması nedeni ile havada virüs varsa klimalardan geri basılacağı gerçeği var.

AVM’lerde kullanılan havalandırmalar egzoz (exhaust) havalandırmasıdır. Normal şartlarda, şuradan da tasarruf edelim diye tasarım değiştirilmemişse, sistem şu şekilde çalışıyor:

1. Dışarıdan temiz hava alınır.

2. Hava filtrelenir ve iç ortamda istenen ısıya uygun şekilde soğutulacağı ya da ısıtılacağı bölmeye alınır ve ilgi işleme tabi tutulur.

3. AVM içindeki hava kanallarından geri emilen havanın bir kısmı filtrelenerek bu havaya karıştırılır ve yüzde 60-yüzde 80 oranında enerji tasarrufu sağlanır.

4. Filtrelenmiş ve uygun ısıda azı temiz, çoğu filtrelenmiş hava, aynı kanallardan AVM içine geri basılır.

Mevcutta kullanılan filtreler virüsü kesinlikle tutmaz. Mevcut filtreleri değiştirseler bile, sistemlerin kuruluşunda son üfleme noktasında bir filtre olmadığı için problem çözüm olmayacaktır. Bu sistemlerin de öyle iki günde değiştirilmesi filan mümkün değil. Hele AVM’lerde ağırlığı oluşturan tekstilcilerin “ürün deneme” sorunsalına nasıl bir çare bulacağını çözemezse, mağazalarını kapatmayı planlayacağı bir dönemde.

Benim naçizane önerim, henüz AVM’lere gitmemek, illa gidecekseniz de çok yüksek tavanlı AVM’leri tercih etmeniz olacaktır. Virüs kendi kendine havalanıp uçmuyor nihayetinde. En kötü durumda maskeli bir kişinin öksürerek, yukarıya doğru, virüsü atabileceği mesafe 1 metreyi geçmez; haydi 1,5 metre diyelim. Konu mankenini de NBA’den alıp, ağız hizası 2 metrede deseniz, 3,5 metre eder. Bunun üzerine de havalandırma kanalı ekleyelim; 1,5 metre de o olsun, geldik 5 metreye. Ben de insana güvenilmez, maskesiz öksürürse ne yapacağım der, 1 metre de emniyet mesafesi koyarım; eder 6 metre, yani 3 adam boyu. Gerçek daha kısa mesafe olabilir tabii, ancak tek tedbirde sıkıntı yok.

Gözünüze kestirdiğiniz AVM’deki en alçak mağaza veya tuvaletler dahil tavan yüksekliği 3 adam boyu, ya da evinizin tavanının neredeyse 2,5 katı görünüyorsa, o AVM’de maskeyle, hijyen kuralları ve sosyal mesafeyi koruyarak gezebilirsiniz. Ancak içeride sizin görmediğiniz bölgeler, depolar, ofisler, ya da ortak kullanılıyorsa üstteki rezidans, plaza, otel, vb. herhangi birinde, aynı havalandırmaya bağlı herhangi bir odada ya da bölümde tavan yüksekliği daha düşükse, iki gün önce orada öksürmüş birinin virüslerine maruz kalacaksınız.

Asansörler özellikle alçak tavanlı oldukları için çok ciddi tehlike.

Ayrıca, bazı AVM’lerde otoparklar kışın sıcak olur. Neden? Klimaların bir kısmı oradadır zira. Buradan emilen havanın ne yapıldığını bilemeyiz, ama gördüğünüz gibi merkezi havalandırma sistemlerinde ciddi potansiyel problemler var.

Aynısı havaalanları için de geçerli, uçaklar için de, oteller için de…

Gösteriş için yapılan böcek ilaçlaması görüntülü tedbirlerin, insan sirkülasyonu yoğun yerde hiçbir koruyuculuğu yoktur. Hasta birisinin oturduğu koltuğa oturmanız dahi virüse bulaşı için ortam sağlar.

Üstü kapalı her alana girdiğinizde “acı patlıcanı kırağı çalmaz” tarzı bir risk alıyor olacağınızı unutmayın. İstisnasız hijyen + sosyal mesafe = huzur.

Üç sözüm daha var bitirirken: Adalet ile zulüm bir yerde barınmaz… Ağaç ne kadar uzarsa göğe ermez… Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az…

Son Haberler

Trump ateşe benzin döküyor

George Floyd’un gözaltında polis tarafından öldürülmesiyle Amerika’nın 75 büyük şehrinde başlayan protestolar altıncı günde büyüyor. Pek çok şehirde sokağa çıkma yasağı ilan edilse de...

Sen neymişsin be Burhan?!

İranlı uyuşturucu baronu Naci Şerifi Zindaşti ile ilişkileri fotoğraf ve HTS kayıtlarıyla ortaya çıkan eski AKP milletvekili "Prof-iterol" Burhan Kuzu’nun kendisini “hanım ağa” olarak...

Endişeli eşekler

"Endişeliymişmiş. Sanki Paris'te, New York'ta iki tane de dikili ağacı var!.." CEM ASLAN Türkiye'de küçük-büyük karışıklıklar oldu mu bazen Batı taraflarından gelen sesler duyarız; "Endişeliyiz,...

Twitter Trump’a posta koydu!

Twitter Trump'ın tweet'ini ayıplı ilan etti! Trump'ı delirtecek bir hareket... RED Haber - Twitter'dan, sosyal medyayı sansürlemek isteyen Trump'ı delirtecek bir hamle geldi. Başkan'ın tweet'ini...

Datça’yı yok etme kararı!

Ekonomide kendi altın çağını yaşayıp halkı açlık ve sefalete mahkum ederken memleketi de batırma noktasına getiren Saray iktidarı, gözü dönmüş bir şekilde doğa alanlarımıza...