Gazete REDUzaya giden köprü…

Uzaya giden köprü…

Türkiye tarihinin son 15 yılı, sokaktaki cühela takımının, lümpenlerin, üretimden kopuk avantacıların ‘kendi benzerlerini’ iktidarda gördüğü bir dönem oldu. Ülkede seviye ‘istikrarlı’ ve dramatik bir biçimde düştü. Sadece siyaset aleminden bahsetmiyorum. Toplumun bütün hayat damarları kesilmiş gibi, her alanda çöküş yaşandı. Eskilerin ‘cahil cesareti’ dedikleri vaziyet toplumun her tarafını esir aldı…

Şöyle anlatayım: Recep Tayyip’in iktidar figürü olduğu bir memlekette, ‘sanat’ kaçınılmaz olarak Recep İvedik seviyesine iner. Tersi de doğrudur; ‘sanat’ı Recep İvedik olan toplumun tepesine bir Recep Tayyip’in çöreklenmesi eşyanın tabiatı gereğidir.

Bu vaziyet her yere doğru genişletilebilir. Şirketlerin tepelerine iktidardaki örgütlü cehaletin uzantıları yerleşir ki işler sorunsuz halledilsin. Vilayetlerin başına Şuayip kılıklı adamlar getirilir; bir gün bir cemaate yamanmış, ertesi gün falanca tarikata bağlanmış aşağılık tipler ‘güvenlik’ sağlayacağı zannedilen ordunun, polisin ya da ‘adalet’ sağlayacağı düşünülen ‘Yargı’nın sinir uçlarındadır artık. Orta öğretimi Kuran kursuna çeviren örgütlü cehalet, üniversite sisteminin başına imamdan bozma Hatipoğlu’nu getirme cüretine elbette sahip olacaktır…

MUKTEDİR YELLENDİKÇE DERİN DERİN NEFES ALMAK

Utanma, arlanma bitmiştir. Sabah akşam sağa sola söven, halkın en geri kesimlerinin en geri inanışlarına hitap eden, ezberlenmiş ‘hadis’ler ile küfürlerden başka edecek lafı olmayan muktedirler saraylarında soytarı besler. Muktedir yellenirken göze girmek için derin derin nefes alan tipler ‘medya’yı oluşturur: Cehalet ve bayağılık kokan bir çukur!.. Tam olarak bir Rasim kokusu…

Bu bürokrasinin, bu ‘akademi’nin, bu ‘milli eğitim’in, bu medyanın, kültürün, sanatın 15 senede hep daha diplere sürüklendiği, hep beraber toplumu da kendileriyle beraber bataklığın dibine çektikleri herkesin malumudur. Cehalet cesaret bulmuştur. Eğitimin, bilimin, adaletin, estetiğin ve etiğin tedavülden tamamen kalktığı ve cehaletin egemen olduğu toplumda, hiç kuşkusuz kadınlar öldürülür, çocuklar tecavüze uğrar… ‘Erkek’ toplam ise sırtlana dönüşmüştür artık…

AT SIRTINDA HOLLANDA SEFERİ

1.500 avro üzerinde asgari ücretin olduğu Almanya’nın ve Hollanda’nın, 350 avrodan az asgari ücretiyle dünyanın en pahalı etini yiyen Türkiye’yi kıskandığını zanneden bir sırtlan yığınından söz ediyoruz. Tek bir şirketlerinin cirosu Türkiye’nin ekonomik büyüklüğü kadar olan emperyalist ülkelerin, henüz bitmemiş ve muhtemelen hiç görmeyecekleri bir havalimanını kıskandığına inandırılan bir yığın!.. Ata atlayıp Hollanda’ya akın düzenlemek için destur bekleyen bu yığın, elbette Tayyip Erdoğan’ın uzaya köprü yapabileceğini de zannedecektir…

Köprü ya!..

Günde 40 bin araç geçişi garanti edilerek yabancı şirketlere yaptırılan ve iktidarın “Biz yaptık” dediği Osman Gazi Köprüsü’nden günde sadece 10 bin araç geçiyor. Sadece 10 bin zenginin parayı bastırıp geçtiği köprünün geri kalan 30 binlik garanti parasını yoksullara ödetiyorlar. Yıllarca! Ve o yoksulların bir kısmı, hayatta geçemeyecekleri o köprü için iktidarı elleri patlarcasına alkışlıyor!

“Biz yaptık”mış!..

Palavracılar!.. Ben yaptım o köprüyü! Parasını her gün taksit taksit ödüyorum!

HER YENİ KÖPRÜ, YENİ BİR KARA DELİK!

Bugün de Çanakkale Boğazı’na köprü temeli atacaklar. Ortalığı ayağa kaldırıyorlar. 16 yıl 2 ay 12 gün boyunca günde 45 bin aracın geçişi garanti etmişler. Araç başına 15 avro + KDV ücret belirlenmiş. Osman Gazi’den geçen kadar araç geçse öp başına koy! Üzerini yine biz ödeyeceğiz!.. 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’nı geçemeyen emperyalistler, şimdi haraç almak üzere köprünün başını tutmaktadır!..

Sadece bu kadar mı? Hayır…

Ada devletlerini saymayın, dünyada en büyük kenti ile üçüncü büyük kenti arasında demiryolu bağlantısı olmayan tek ülke Türkiye! Ama boğazlara-körfezlere durmadan kara geçiş yolları yapılıyor. Emperyalistlerin otomotiv üreticisi dev şirketleri ellerini ovuşturuyor, petrol şirketleri akbaba gibi o köprülerin tepesinde dönüp duruyor. Avrupa Birliği’ndeki toplam kamyon sayısı kadar kamyonun bulunduğu, bütün ulaşımın sapık muavinlerle, şoförlerle dolu Metro Turizm emsallerine terk edildiği Türkiye, o kamyonları, otobüsleri emperyalist şirketlerden satın alıyor.

Demiryolları artacağına kemiriliyor. İstanbul’un merkezine kadar gelen demiryolu yok! Neden yok? Haydarpaşa Garı ve etrafındaki dev demiryolu arazisini inşaat şirketlerine peşkeş çekip avantalarını alacaklar da ondan yok!

‘UZAYA GİDEN KÖPRÜ’NÜN SONU

Örgütlü cehaletin iktidar sarhoşluğuna eşlik ederek ‘Fareli Köy’ün sakinleri misali muktedirin peşine takılan lümpen yığın ve “öteki dünya” vaazlarıyla uyutulan tarikat kulları, duble yollardan geçerek uzaya giden köprüye ulaşabileceklerini düşünüyor.

Bu gidişat, önce referandumdan çıkacak HAYIR sonucuyla ve ardından yeni bir kuruluş için yükseltilecek tavizsiz bir mücadeleyle radikal biçimde tersine çevrilmelidir. Aksi takdirde tüm bir memleket, uzaya gittiği zannedilen o yolun sonunda derin bir uçuruma savrulacaktır…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,156BeğenenlerBeğen
17,024TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol