Gazete REDÜtopya’dan Distopya’ya COVID-19

Ütopya’dan Distopya’ya COVID-19

Virüsün etkileri, Çin’in Afrika’yı sömürgeleştirmesi, Çinlilerin dünyaya yayılması, ütopyanın distopyaya dönüşümü… Notlar…

  • NURAY BENSİMON

Korona günlerinde, başımıza gelene halen inanmaz gözlerle bakarken, memleketçe Covid-19 salgınının, ileri seviyeden bir adım önceki aşamasına da geçtik bu hafta.

Tüm dünya ile aynı kaderi paylaşıyor olmamız, yaşanan şaşkınlık dozuna ‘altın vuruş’ yaptırıyor.

Eski bir deyim vardı, “Elle gelen düğün bayram”… Değilmiş vallahi. Her faninin bir şeyleri kabullenme ve dayanma seviyeleri ve şekilleri coğrafya ve kültüre göre farklı seyrediyor.

Uzman arkadaşlarımdan dayak yemezsem bir ‘teori’ üreteceğim izninizle. Korona karantinası, endişe içinde bekleşen halklara, psikolojideki “Yas’ın 5 evresi”nin tamamını yaşatıyor sanki.

Çin’den gelen ilk virüs dalgaları bizim kıyılara vurmaya başladığında ilk duygumuz ‘inkar’ oldu. İnanmak istemedik buralara kadar gelip bizi de aynı şekilde vuracağına.

Sonra Çin’e dellenmeye başladık. ‘Kızgınlık etabı’… “Otu çöpü, uçanı kaçanı, pandaları bile yediler bu yamyam Çinliler, şimdi al işte virüs dünyaya yürümeye başladı” dendi. İğrene iğrene paylaştık o fareler yılanlar yarasalardan oluşmuş ziyafet tabaklarını Twitter’larda.

3. etap, ‘pazarlık’… O sırada İtalya’dan başlayan Avrupa yayılımı, bizde ‘üçbuçuk attırmaya’ başlamıştı ufaktan. “Bizde olmayacak, Türkler ve siyahiler genetik olarak etkilenmeyecek ırklarmış bu virüsten, vs.” argümanları başladı sosyal medya duvarlarında.

Dün itibariyle ‘yas’ın 4. etabı olan ‘depresyon’a geçtik gibi. Halen çıkıp alışveriş ya da küçük yürüyüşler yapabiliyorken, “27 Mart – 7 Nisan arası kuluçka evresindeki virüsler patlayacak, sakın ola ki evden çıkılmaya” dendi. Vaka-ölüm raporları biraz daha görünür olmaya başladı ve sanırım gerçekten ilk defa dünden itibaren yüzleşildi tehlikenin boyutu ile…

Son aşama olan ‘kabulleniş’e henüz kaç vaka, kaç ölüm, kaç ekonomik çöküntü var, bilinemiyor. Şimdilik karantinalarımızda gidip gelen ruh hallerimizle, gelen iletileri, okuduğumuz haberleri hemen diğer kontaklara ateşlemekle meşgulüz.

Dün, Covid-19 haberleri arasında dolaşırken 18 Mart tarihli bir haber özellikle ilgimi çekti.

Çin’in online alışveriş konusundaki internet devi Alibaba’nın kurucusu Jack Ma, Alibaba Vakfı olarak Afrika ülkelerine 5.5, Avrupa’ya 2, Amerika’ya da bir milyon maske bağışlamış. Sağ olsun var olsun Jack Ma Beyefendi.

ÇİN’İN AFRİKA’DA KOLONİLEŞMESİ…

Hazır sizi böyle yakalamışken bu konuda biraz laflamak isterim. Bu çok cömert bağışın Avrupa ayağına bir diyeceğimiz yok da Afrika yardımı, düşünmeye değer kısmı oluyor bu haberin.

“Alibaba Vakfı, kurucusu Jack Ma’nın kişisel hesabından Covid-19’un önlenmesi ve kontrolüne yardımcı olmak için 54 Afrika ülkesine test kitleri, maskeler ve koruyucu giysiler de dahil olmak üzere tıbbi malzemeler bağışlayacak” diyordu haber. Sonra RED‘de de bu konuyla ilgili bir yorum yayınlandı.

Yardımlar ilgili ülkelere ulaşmaya başladıkça, ülkelerin yönetimlerinden yapılan teşekkür mesajları da güncellenerek yayınlanıyormuş bültenlerde ve sosyal medyada.

Haberin ilk düşündürdüğü şu oldu bende: “Adam yatırımına, yatırım yapıyor…

Neden mi böyle dedim?

Son birkaç yılda yarı turistik yarı iş, birkaç Afrika ülkesinde bulundum. Ülkelerin bazıları koyu sefalet sınırında yoksul, bazıları da keyifli bir şekilde yaşanabilir yerlerdi. Gittiğim bu ülkelerdeki gözlemlerimin en fazla öne çıkanı, bu ülkelerin Çin istilası altında olmalarıydı.

İstila denebilir miydi gördüklerime, pek de emin değilim ama harıl harıl çalışan, kendi habitatlarını kurmuş olan Çinli varlığı en dikkatsiz gözle bile görünür halde idi.

Yerel halkı köle kıvamında çalıştırdıkları çeşitli sektörlerdeki faaliyetleriyle, Çin-Afrika arasındaki köprüyü çoktan kurmuşlar görünüyordu oralardaki günlük hayatta. Çinli varlığı, malları ve yiyecekleri Afrika geleneksel hayatının üzerini hızla örtüyor hissi vermişti bana.

Yazıyı yazarken bir yandan, yıllardır Avrupa’daki büyük bir güvenlik şirketinin Afrika’daki kurulumlarını yapan mühendis arkadaşım geldi aklıma. Uzun yıllar Gana’da kalmıştı. Ona sordum, “Sen de Gana ile ilgili bi’şeyler söyle” diye. Şunları yazmış sağ olsun:

“Ghana’nın en önemli liman şehri Tema, Çinlilerin ilk yerleşim merkezi oldu Afrika’da. 2000 yılında oraya ilk gittiğimde bizim şirket olarak, 5 milyon dolarlık ilk projeyi aldık Dünyada bu işi yapan ilk ve tek şirkettik o zaman. Proje bitim günü yerel yetkili Lawrence’a işi teslim ettiğimde, açılış günü şöyle demişti bana: ‘Bundan sonra bu tür sistemleri 2 milyonun altında alacağız…

O zamanlar Tema’da tek klimalı adam gibi yemek yenecek yer bir Çin restoranı idi. Aradan iki yıl daha geçti ve bir ihale daha açıldı. Biz yine kendimize çok güvenerek ihaleye çıktık, yüzde 60 misli bir fiyatla. İhaleyi Çinliler kazandı. Biz bozduk. Yeniden açılmasını talep ettik. Bu sefer Çinliler hibe ettiler yapılacak işi. Çünkü çok daha büyük bir inşaat ihalesi kazanmışlardı ve ‘Bu da hediyemiz olsun’ dediler. Bize de 2 milyon kadar rakamlı bir sistemi hediye ederek teselli ikramiyesi verdiler.

Müthiş bir müşteri teşvik anlayışları var Çinlilerin. ‘Ben sana yol ihalesini şu fiyata yaparım, hatta baraj ihalesini de verirsen, ben de sana iki adet ultra teknoloji sistem kurarım, vs.’ diyerek bütün teknolojiyi kendi iş dünyalarına aktardılar. Tabii ki yatırım da yaparak.

Niye? Çünkü kendi işçisini getiriyor ailesini de yolluyor ki onlar da sosyal hayatı kursun, şehirde dükkanlar açsın, Çin’den getirdikleri malları satsınlar… Avrupa bunu yapamadı. İhale kazanmanın yolunu rüşvet vermek zannetti. Öte yandan yerel hükümet Çinlilerin rüşvet değil de, ticari ikramlarını kabul ederek kaynaklarını gönüllü olarak Çin’e açtı.

Tema’da bugün en az 20 Çin lokantası, 30 giyim, 20 elektronik eşya mağazası var. Üç de büyük kumarhaneleri… Aile şirketi olarak çalışıyorlar. Tabii bunlar ufak çaptaki iş alanları. Şimdi de maden işletmeciliğine girdiler. Altın, elmas… “ (Bilgiler için teşekkürler Nidal Yavuz.)

Afrika’yı yüzlerce yıldır sömüren Avrupalı kolonicilerin, Amerikalı esir tüccarlarının ardından şimdi de Çinliler… Yazık bu kıtaya. İsyan duygusunu fena halde tetikliyor oraya olanlar ve yapılanlar. Kim karar vermiş ki en başından, Güney yarıkürenin, Kuzey’in besin kaynağı olacağına, beyaz tenin siyahtan daha iyi olduğuna? İşte sonunda olan oldu; iki rengin ortasındaki ‘sarı renk’ giderek kaplıyor dünyayı.

BİR KOMPLO TEORİSİ VE GERÇEKLİK

Yine sosyal medya iletilerinden -eminim size de gelmiş olanından- bir örnekle başka bir düşüncemi anlatmaya çalışacağım dilimin döndüğünce. İletinin ilk birkaç cümlesini vereyim, kalanı siz bulursunuz nasılsa, halen görmemişseniz. “İYİ OYNADIN ÇİN … TEBRİKLER… AMA OYUNU ERKEN GÖRMEMİZ GEREKİYOR… Ülkemizde hastalık yayılmaya devam eder ise eğer, şirketlerimiz hisselerini kaybedip ve uzun vadede KOMÜNİST zannettiğimiz EMPERYAL ülkenin kölesi olacağız…. Neye göre mi? Aşağıdaki sahnelere göre…

  • SAHNE 1 Perde açılıyor: Çin hastalanıyor, bir “krize” giriyor ve ticaretini felç ediyor.  Perde kapanıyor.
  • SAHNE II. Perde açılıyor: Çin para birimi devalüe edildi. Hiçbir şey yapmıyorlar. Perde kapanıyor.
  • SAHNE III. Perde açılıyor: Çin’de bulunan Avrupa ve ABD’deki şirketlerin ticaretinin olmayışı nedeniyle, hisseleri değerlerinin yüzde 40’ını düşürüyor.
  • SAHNE V. Perde açılıyor: Çin hastalığı kontrol etti ve Avrupa ile ABD’deki şirketlere sahip. Ve bu şirketler Çin’de kalmaya ve 20 trilyon dolar kazanmaya karar verdi. Perde kapanıyor. Oyun nasıl adlandırılır?
  • SAHNE VI: Şah Mat!”

Konu böyle bağlanıyor.

Önce, “Hııhh, yine birileri sallamış işkembeden” dedim. Sonra üzerinde düşünmeye başladığımda bazı kısımlar çok da akıldışı gelmedi. Bu konuya ilişkin de yine Şubat ayındaki ABD seyahatimi örnekleyerek bir şeyler anlatmaya çalışacağım.

Bu seferki yolculuk tamamen ailevi nedenlerdendi. O yüzden de üç hafta boyunca normal bir ev kalışında Amerika’da olmanın günlük hayatını yaşayıp, gözleme imkanı buldum. Benim minişlerin yüksek ateşi yüzünden gitmek zorunda kaldığımız hastanede, insana sağlık geleceği için hiç umut vermeyen sağlık sistemini gördüm süper gücün.

Neredeyse, çok çalışmak ve tüketmekden ibaret Amerikan hayat formunu, gittiğim bir NBA maçının bile nasıl bir sirk çadırına benzediğini gözlemledim.

Ortalama Amerikalının aşırı ilgisine maruz kalmayı deneyimledim. Gittiğim bir müzede müze müdürü bizzat gezdirdi mekanını, o kadar yani…

Sonra, ev ve geri dönüş hediyeleri için yaptığım günlük alışverişlerimde gördüm ki Amerikan dediğin artık bildiğin Çin malı. Eskiden vitamin, diş macunu falan almaya İzmir Caddesi’ndeki Amerikan dükkanlarına giderdik Ankara’da. O zamanlar varmış demek ki bir yerli üretimi yeni dünyanın.

Bir ülkenin raflarındaki ürünlerin kaynağının A dan Z ye Çin olması ne demektir bir düşünelim. Bu ülkede artık üretim yok… Kendi iş gücünü daha üst amaçlarla kullanıp, en temel ihtiyaçlarının üretimini dünyanın öbür ucundaki ucuz maliyetlere yöneltmiş, dolayısıyla da oralara göbekten bağlanmış bir ülke.

Yukarıdaki, ‘iyi oynadın Çin’ iletisindeki örnekte söz edilen Çin, dünyanın geri kalanına korku salan, durdurulamayacak bir güç artık. Bugün dese ki, “Tamam artık Amerika’ya olan musluğu kapatıyorum, onlar için üretmiyorum ve satmıyorum”, Amerika için gerçek bir felaket senaryosu olur. Yani sanki fişi çekilir dünyanın bu süper gücünün. Ve bu durum yalnızca Amerika için değil, neredeyse dünyanın tamamı için geçerli bugün.

Nüfus yoğunluğu, Çin’in en güçlü silahı. Yeryüzündeki nüfus dağılımına göre her 3 dünyalıya bir Çinli düşecek kadar kalabalık bir silah üstelik.

Lafı çok uzattım, çok da dağıttım. Toparlamam gerek artık. Korona günleri işte. İnsanı ya deli ediyor ya da yazar!

Karantina kapanmalarında düşünecek çok şeyimiz var. Bu günler de geçer diye avunuyoruz.

Ama geçtikten sonra çıkılacak hayat neye benzeyecek bir fikrimiz yok. Tahmin yürütmek de kolay değil.

Bildiğimiz şu ki, “Dünya kesinlikle aynı olmayacak artık.”

Ütopyadan distopyaya savrulduk, minicik, mikro bir virüsle…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,155BeğenenlerBeğen
17,030TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol