Gazete REDUlusların kendi kaderine isyan hakkı!

Ulusların kendi kaderine isyan hakkı!


Tayyip Erdoğan “Kabile devleti değiliz” çıkışıyla, kuşkusuz, anti-emperyalizm yapmıyordu!..

ABD’nin vize hamlesinden sonra, yandaş medya madrabazlarının Nazım’dan şiirler paylaşıp 6. Filo’yu hep beraber denize dökememiş olmaktan hayıflanmalarına bakıp bir ders çıkardıklarını düşünecek değiliz. Trump, yarın çıkıp “şaka yaptım, vize için kuyruğa girebilirsiniz!” dese, geçmişte 6. Filo’yu kıble belleyen bu uşak takımının bu sefer ABD konsolosluğunu kıble belleyip Trump’ı dünyanın en esprili adamı ilan edeceklerini biliyoruz!

SİYASİ GÖRÜNÜM

Türkiye, 2002’den beri AKP eliyle örgütlenen karşıdevrimin en ağır dönemini yaşıyor. Henüz tamamlayamadığı bu süreç, iyice güçten düşen, ayakta kalabilmek için içeride hukuku tümden rafa kaldırıp baskıyı artıran, dışarıda ise diplomatik temayülleri artık boş verip saldırganlaşan AKP açısından terminal safhadır. Oldukça ağrılı geçen bu safhada AKP, tamamen temelsiz argümanlar üzerinden giriştiği tartışmalarla Türkiye’yi izole ettirmeyi, yönetememe krizinden doğan ekonomik ve siyasi çöküntüyü bu izolasyonun bir sonucu gibi sunmayı, çıkaracağı mağduriyetle dikta düzeninin inşasını tamamlayıp memleketin tapusunu üzerine geçirmeyi umuyor. Bunlar aynı zamanda, terminal safhadaki AKP iktidarında ortaya çıkan ölümcül belirtilerin sadece bir kısmıdır.

Tahlil sonuçlarına bir göz atalım;

  • Erdoğan iktidarı, BOP eşbaşkanlığından ve Ortadoğu macerasından tasdikname ile uzaklaştırılmıştır. Bundan böyle, sınıra habire yığınak yaparken görüntülenecek askeri hareketlilikle kendisini oyunun içindeymiş gibi göstermek ve son olarak çatışmasızlık sağlamak üzere Rusya gözetiminde girdiği İdlib’de bir korkuluk olmak dışında fonksiyonu kalmamıştır. Daha önce Suriye’de rejime karşı harekete geçirmek üzere beslediği terör örgütleri ile çıkması muhtemel çatışmalar sadece “bonus”dur. Afrin macerasına girişip kahramanlık üretmek de Erdoğan iktidarının boyunu aşar.
  • Gerek Suriye’de rejime karşı gerekse Doğu ve Güneydoğu’da Kürtlere karşı giriştiği operasyonlar, yargılanacağı kalın birer savaş suçu dosyası olarak gününü beklemektedir. IŞİD’le girdiği petrol ticareti dosyası ve bugün Türkiye’de görülen MİT Tırları Davası da birer bumerang olarak gidiş turunu tamamlayıp Erdoğan iktidarına doğru sert bir dönüşe geçmek üzeredir.
  • Dış dinamiklerden gelen tüm desteğini yitirmiştir. ABD, son vize hamlesi ile Erdoğan’dan desteğini çektiğini tescillemiştir. Uzatmalı AB macerası sona ermiştir. Müzakerelerin durdurulması muhtemeldir. AB ile daha büyük siyasi ve dolayısıyla ekonomik krizler beklenmelidir.
  • Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, S-400’lerin ortak üretimi ve teknoloji transferi konusunda endişeye kapılmışken Erdoğan NATO’ya hava savunma sistemleri konusunda Fransa ve İtalya ile de görüşmeler yapıldığını anlatadursun, Rusya ile geliştirilmeye çalışılan siyasi, ekonomik, askeri ilişkiler Rusya’nın beklentilerini hızla yanıtlarken AKP lehine çözüm üretmekten uzaktır. ŞangHay Beşlisi’ne girmek, Emevi Camii’nde namaz kılmak kadar boş bir hayaldir. Düşürülen Rus uçağı ve Ankara’da öldürülen Rus Büyükelçi Andrey Karlov yakın zamanda tekrar hatırlanacaktır. S-400’lerin teknoloji transferine ilişkin “sert” çıkış, Rus buğdayına getirilen kısıtlama ve Kırım mesajı, bir dünya liderinin stratejik dış politikası ve kararlı tutumunun sonucu değil, iki emperyalist blok arasında bir yerde kalmışlığının sonucudur.
  • ABD, eline giydiği Reza Zarrab davası eldiveni ile, kum torbasına çevirdiği Erdoğan iktidarına sayılı günler sonra çok daha sert vuruşlar yapmaya başlayacaktır. Davanın ekonomik ve mali sonuçları bir aparkat, siyasi sonuçları bir sağ kroşe olarak patlayacaktır. Bunun sonu nakavttır!

EKONOMİK GÖRÜNÜM

Toplumda siyasi, sosyal, hukuki, kültürel bütün alanlarda çürümenin kaynağı ekonomik çöküntü ve yozlaşmadır. AKP iktidarı, ranta dayalı Türkiye ekonomisini, mevcut ekonomik ve finansal sistemin kendi iç kural ve dinamiklerinin yanı sıra, bu kuralların kaynağı olan yasaları da hiçe sayarak işletmeye çabalıyor. Şirketlere milyonlarca liralık vergi affının, vergi artışlarıyla halkın sırtına vurulması dengeleri sarsıyor. Emek sömürüsü tırmandırılıyor. Talimatla faizlerin düşürülebileceği yanılsamasını geçtik, Hazine borçlanma limitlerinin artırılmasında uygulanan yasa dışılık ekonomi yönetimindeki keyfiliğin son örneğidir. IMF, Türkiye’nin mali verilerine ilişkin tahminlerini güncelleyip revize ededursun, böyle giderse bu ve benzeri keyfilikler karşısında uluslararası finans kuruluşlarının Türkiye’yi izole edip hem sıcak para akışına hem yabancı yatırımlara kapatacak kararlar alması an meselesidir. İşin bu noktasında, Erdoğan’ın bel bağladığı Arap sermayesinin de kesilivermesi ABD’nin, kapısında silah ve uçak alımı için sıraya giren Katar ve diğerlerine parmağını şıklatmasına bakar. Bundan böyle, AKP’nin sıkıştığı her an çözüm yanılsaması yaratan sıcak paranın Türkiye’ye gelmeyecek olması, ABD Merkez Bankası FED’in olası faiz artırımlarıyla küresel fonları kendi ekonomisine kanalize edecek olmasından değil, Türkiye’nin gerek siyasi gerekse ekonomik ve mali açıdan bütün dengelerinin hem fiili olarak alt üst olmuş olması hem de yasal mevzuatlar açısından delik deşik edilmiş olmasındandır. AKP iktidarının çok umut bağladığı Varlık Fonu’nun durumu da bu tabloya dahildir ve bu saatten sonra AKP iktidarının beklentilerine olanak sağlayacak biçimde “değerlendirilmesi” imkanı kalmamıştır. Kalan tek seçenek olarak kamu kaynaklarının yağmalanmasına karşı halkın kendi varlıklarına sahip çıkması adına toplumsal duyarlılık harekete geçirilmelidir.

Erdoğan iktidarı, çürümenin hem sorumlusu hem esiridir. Esas olan, Türkiye Solu’nun bu çürümeye müdahale edecek araçları oluşturması ve harekete geçmesidir.

Bir yılı aşkın süredir RED’de yazıyoruz; Erdoğan’ın, kendi dikta düzenini kurmak hayaliyle “Amerikancılığını” bozdurup harcamış olmasından bir anti-Amerikancılık, anti-emperyalizm çıkmaz. Ancak, emperyalizmin buna cevabı sert olur ve oluşacak boşluğu sola da bırakmazlar.

ULUSLARIN KADERİ-KISMETİ!

Kürdistan ve Katalonya’da düzenlenen bağımsızlık referandumları konusunda Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı üzerinden enteresan tartışmalara giren Türkiye solunun bir kısmı, sıkıştığı noktalarda Avrupa soluna yaslanarak Katalonya’ya hak gördüğü bağımsızlığı, Kürdistan söz konusu olduğunda üstüne bir kat emperyalizm tartışması açıp çarşaf gibi gererek geçiştirmeyi tercih etti.

Güncel tartışmalar önemli olmakla beraber, Türkiye’de onbeş yıldır güncelliğini koruyan ve özellikle 7 Haziran seçimlerinden bu yana çok yakıcı hale dönüşen bir Erdoğan/AKP ve karşıdevrim sorunu var. Bu çerçevede, Türkiye solunun önünde duran birincil ödev “Ulusların Kendi Kaderine İsyan Hakkı” ve bu isyanın örgütlenmesidir!

SOLDA GÖRÜNÜM!

Anma toplantılarında dolaşmaktan başı dönen bizim komünist şefler, bu toplantıların birinden diğerine mekik dokurken arkalarından çığ gibi büyüyüp gelen bir halk hareketinin “kendiliğinden” mayalanıp kendi dükkanlarının önünde oluşturdukları uzun kuyruklarda devrime doğru örgütlendiğini sanarak, Twitter’da yazdıkları “AKP’yi emperyalizme bırakmayacağız, onu biz yıkacağız!” sloganının kaç RT, kaç FAV aldığını sayarken altındaki yorumlara da bir göz atsınlar. Çoğu henüz 280 karaktere geçememiş kullanıcıların 140 karaktere sığdırarak sordukları haklı soruları muhatap almamak çok şık sayılmaz!

Zira, o çok arzu edilen birleşik mücadele formülüne genel anlamda sol/sosyalist/sosyal demokrat taban yerine ısrarla kurumsal olarak CHP’yi sıkıştırıp tartıştıran tezin derisi Yenikapı’da yüzülüp kurutulalı çok oldu. Kılıçdaroğlu’nun, oldukça gelişen sağcılık hevesiyle takkeyi takıp o derinin üstünde namaza durması an meselesidir.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım tablo, solun bu gidişata müdahale edebilecek araçları yaratması için zamanının oldukça daraldığını, aksi halde AKP’yi indirecek emperyalist güçlerin geçmişte olduğu gibi sol için de bazı sürprizleri elinin altında hazır tuttuğunu apaçık gösteriyor. Yağmurdan kaçamayıp, üstüne ıslak ıslak bir de doluya tutulmak!

Türkiye’de, iktidarın açtığı alanda haysiyetsizce at oynatmayı meziyet sayan veya emperyalizmin açacağı alan için ellerini ovuşturan düzen içi sol dışında, insanlara umut vaat eden kitlesel bir sol/sosyalist parti yoktur. Dükkancılık da iflas etmiştir!

“Kendiliğinden halk hareketleri”ne öncülük etmek üzere örgütlenmiş, farklı bileşenlerden oluşan “Hareket”lerin gerektiğinde etkili olabilmesi için misyonlarını güncellemeleri ve örgüt yapılarını acilen gözden geçirmeleri zorunludur.

Gözden geçirilmiş ve güncellenmiş/genişletilmiş “işçi sınıfı” tanımı üzerinden halkın bastırılmış isyan duygusunu örgütleyecek, halkın karşısına somut vaatlerle çıkacak ve emekçi bir toplumsal tabana oturacak bir sol partinin inşası ise, hızlı gelişen sürecin yarın “acil” kılacağı bir ihtiyaç olarak belirmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,099TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol