Gazete REDTürkiye’yi bekleyen büyük tehdit

Türkiye’yi bekleyen büyük tehdit

AKP kampanyalarını yapanların tamamına ‘Palavra Oscarı’ verilmesi gerekiyor. Bu palavraları bütün şakşakçılarının diline pelesenk etmeyi başarıyorlar zira! Peki ya gerçekler?..

  • HAKAN GÜLSEVEN

Türkiye’nin kaçınılmaz ekonomik çöküşü tüm dünya açısından bir mesele olmaya başladı. Belki biraz abartılı biçimde ‘Gölge CIA’ diye anılan Stratfor adlı özel istihbarat/danışmanlık müessesesinin kurucusu George Friedman’ın, iktisat ve enerji politikaları konusunda uzman Amerikalı ‘harika çocuk’lardan Xander Snyder ile birlikte kaleme aldığı son analiz, Türkiye’nin giderek büyüyen borç yükünün tüm dünya açısından sorun teşkil edebileceğine dikkat çekiyor.

Mauldine Economics’te yayınlanan ve Business Insider sitesinin de öne çıkararak sunduğu analizde, Türkiye’nin devlet ve özel sektör borcunun 2012’de milli gelire oranı yüzde 39 olduğu, bugün ise bu oranın yüzde 52’ye yükseldiğine dikkat çekiliyor. Analizlere fazla girmek istemiyorum, Tayyip Erdoğan’ın iktidarını korumak için ekonomik çöküşü engellemeye çalıştığına ve bu yüzden giderek daha fazla borçlandığına dikkat çeken makale, lisanı münasiple, Türkiye’nin yerel kaynakların yetersizliğinden dolayı dışarıdan borçlandığını, ortada ağır bir kur basıncı olduğunu ve Türkiye’deki muhtemel bir iflasın borç verenler için de “sıkıntı yaratacağını” vurguluyor.

Emperyalistlerin ve onların ‘düşünce kuruluşları’nın hangi kaygılarla hareket ettiğini bir kenara bırakırsak, Türkiye’nin sürdürülebilir olmaktan çıkmış bir borç yükü var. Üstelik Türkiye’deki borç sorunsalı basitçe özel sektör ve kamu borçlarının üst üste toplanmasından ibaret değil, çok daha ağır.

Bakın, AKP iktidarıyla birlikte yeni bir fenomenle karşı karşıyayız: Ülkenin geleceği satılıyor. Emperyalist şirketlere yerli birkaç asalak yamayarak yaptı-rdık-kları, köprüler, tüneller, yollar, havaalanları falan hep ‘işletme karşılığı’ ve ‘ödeme garantili’. Üzerinden kimse geçmese de halkın cebinden onlarca yıl ödenecek büyük paralardan söz ediyoruz.

Mevcut borçlanmanın iki temel motivasyonu var. Doğa ve ülkenin geleceği pahasına hiç bitmeyen bir inşaat yoluyla ‘ekonomik büyüme’, dolayısıyla “işler iyi gidiyor”/”adamlar yol yapıyor” masallarıyla halkı kandırma ve devasa ihalelerde yandaşların zenginleştirilmesi, alınan komisyonlarla yaratılmış büyük bir ‘avanta payı’ zenginliği

Yani Türkiye’de, AKP’nin 15 senelik iktidarı boyunca, tamamen plansız, doğayı ve doğal kaynakları tamir edilemez biçimde tahrip eden ‘büyüme’ pahasına, yüz milyarlarca dolar borç yüküne girerek, iktidar kadrolarına, onların yarattığı yeni sermaye sahiplerine devasa bir servet transferi yapıldı. Bu paranın büyük bir bölümünün yurtdışında olduğu tahmin ediliyor.

Öte yandan, Türkiye’ye ‘sıcak para’ girişi adına, başta Katar olmak üzere, petrol zengini Arap sermayedarlarına ülke ‘parsel parsel’ satıldı. Bu süreç devam ediyor.

Ve dahası var…

Ülkenin geleceği nasıl borçlandırıldıysa, halk da borçlandırıldı. Henüz kazanılmamış bir parayı borçlanarak alınan evler, otomobiller, ev eşyaları havada uçuşuyor. Bütün bunlar ‘ekonomik büyüme’ hanesine yazılırken, ortada gerçekte ne olduğunu tartışan pek az kişi var. ‘Büyüme’yi sağlayan iki temel sektör, inşaat ve otomotiv. İnşaat büyük bir balon aslında. Gerçek rakamı öğrenmek mümkün değil ama kendi adıma Türkiye’deki konut fazlasının 2 milyon civarında olduğunu tahmin ediyorum. Bu balon patlar. Ciddi bir ekonomik kriz, inşaattan başlayarak domino etkisiyle tüm sektörleri etkisi altına aldıkça, zaten inanılmaz boyutlarda olan işsizlik yeni tensikatlarla katlanacak, bu yeni bir borç ödeme krizine dönüşecek, krediyle alınan tüm menkul ve gayrimenkuller bir ‘icra ve haciz’ nesnesine dönüşecek…

Bu, daha fazla cinnet, intihar, cinayet demek. Daha fazla sokağa düşen çocuk, fuhuşa zorlanan kadın demek. Daha fazla uyuşturucu, daha fazla suç, daha güvensiz bir toplumsal yapı demek…

Eğitim, sağlık, güvence, hak getire!..

İktidarın başındaki cühela takımının durmadan “Yavrulayın!” telkinlerinde bulunduğu ve şuursuzca geleceği har vurup harman savurduğu bu toplumda, gelecek nesilleri büyük bir tehdit bekliyor: Bunun adı, toplumsal çöküştür.

Ecnebilerin ‘dilemma’ dediği bu ‘çıkmaz’ halini sona erdirecek tek bir kuvvet vardır, o da sermayenin tüm tahribatını tersine çevirecek ve iktidarı işçi sınıfının eline verecek olan toplumsal bir devrimdir. Ne var ki, böylesine büyük bir düşkünlüğe ve yozlaşmaya sürüklenmiş, tüm örgütleri iktidarın denetimine girmiş, öncüleri darmadağın bir işçi sınıfının toplumsal bir devrim için nasıl örgütlenebileceği sorusu önümüzde bütün dehşetiyle durmaktadır…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,099TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol