Gazete REDTürkiye’de kadın: İran-Irak standartlarına doğru…

Türkiye’de kadın: İran-Irak standartlarına doğru…

Yakın komşumuz Irak ve İran’daki kadınlar başkaldırıyor. Bu kadınlar neden başkaldırıyor ve bunun sonuçları ne?

Konu bizi ilgilendiriyor çünkü bu ülkelerdeki kadınlarla ve erkekleriyle sandığımızdan çok daha fazla ortak yönlerimiz var.

IRAK’TA KADIN OLMAK…

Irak’ta, Tahrir Meydanı’nda Ekim ayında başlayan kronik işsizlik ve kötü kamu hizmetleri konusundaki protestolar, devletteki yolsuzluğa son verilmesi ve hükümet değişikliği isteyen daha geniş bir harekete dönüştü.

Bağdat’ta ‘Ekim hanımları’ (October ladies) olarak adlandırılan kadın eylemcilerin sayısı gittikçe arttı. Ve tabii gösteriler sırasında sokağa çıkarken büyük zorluklara karşılaştılar. Bazıları kaçırıldı. Diğerleri tehdit edildi ve gözdağı verildi veya dışarı çıkmaları engellendi.

Iraklı kadınlar, kadının yasalarda ve toplumda erkekle eşit birer vatandaş olduğunun kabul edilmesini, siyasette ve toplumun her alanında temsil edilmesini talep ediyor.

Irak’ta eylem gerçekleştiren kadınlar öldürülüyor, yaralanıyor, kaçırılıyor, işkence görüyor, cesetleri ailelerine verilmiyor. Buna rağmen süren eylemler Iraklı kadınlar için bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor.

Irak hukuk sisteminde, eğer bir erkek ‘namusu, onuru’ adına bir kadını öldürürse bu suç için ceza indirimi alıyor. “Bir eşin kocası tarafından cezalandırılması” Irak Anayasa’sının 41. Maddesi uyarınca “Erkeğin yasal hakkı” olarak kabul ediliyor. Çok eşlilik ve kızların çocuk yaşta evlendirilmeleri normal ve kız çocuklarının tecavüzcüsüyle evlendirilmesi yasal. Irak yasalarında, Kadın Sünneti’nin (FGM) cezası yok ve bu adet yaygın olarak devam ediyor. Kadınların pazarlık aracı olarak veya aşiretler arasında hediye olarak kullanılması, başlık parası istenmesi de yaygın adetlerden.

Irak’ın yeni Anayasası (2005’te kabul edildi), tüm Iraklıların yasa önünde eşit olduğunu bildiriyor ve cinsiyete dayalı ayrımcılığı yasaklıyor. Ancak Anayasa İslam’ı temel mevzuat kaynağı kabul ediyor ve ‘yerleşik adetler’ ile çelişen yasaların uygulanmasını men ediyor dolayısıyla Irak’taki her dini grubun kendi hukukunu uygulamasına izin veriyor. Kendi kendini dinamitleyen bir anayasa!..

Iraklı kadınların sadece yüzde 18’i işgücüne katılıyor. Evli Iraklı kadınların önemli bir kısmı aile içi şiddete maruz kalıyor. Iraklı Kadın Gazeteciler Forumu (IWJF) tarafından 2015’te yayınlanan araştırma Irak’taki 10 kadından sekizinin bir çeşit cinsel tacize uğradığını tespit etti.

Sonuç olarak, Irak’ta kadınların yasal durumu büyük ölçüde İslam hukukunun uygulanmasına ve erkek liderliğindeki dini otoritelerin önceliklerine ve yorumlarına bağlı…

Iraklı kadın tamamen devletin, babasının, kocasının çizdiği sınırlar içinde yaşamaya mahkûm. Iraklı kadın babasının, kocasının ve devletin kölesidir.

Irak’ta kadınlar adına demokratik değişim olması ihtimali çok düşük, devlet güçlerinin baskısı bir yana, Irak’ta devleti protesto eden erkeklerin çoğu ‘ekonomi’ nin kötü gitmesi nedeniyle sokakta, kadın ve çocukların içinde yaşadığı acımasız şartları içselleştirmişler.

İRAN’DA KADIN OLMAK…

Çok köklü bir kültürü olduğu söylenen İran’da kadın pratikte ‘insandan aşağı’ olarak (subhuman) kabul ediliyor.

İran medeni kanununa göre, bir koca yaşam yerini seçme hakkına sahip ve “aile değerlerine karşı davrandığı” takdirde eşinin belirli mesleklere sahip olmasını engelleyebilir. Boşanmak çok zor ve çocuğun velayeti babaya veriliyor; dul kadın baba evine dönmek zorunda, ev kiralaması, iş bulması imkansız gibi, yalnız yaşarsa toplumsal baskıların hedefi oluyor.

İran’da boşanma sayısı çok düşük.

İran’da, çalışan kadın sayısı yüzde 16 ve parlamentodaki kadın sayısı dünyada en düşük oranda. Kadınlar sokaklarda, çarşıda, pazarda kadın polislerin (ahlak bekçileri) gözetimi altında ve baskıcı kanunları ihlal etmeleri durumunda ağır şekilde cezalandırıyorlar. İslam Cumhuriyeti’nin “medeniyet öncesi” kabile toplumlarına ait Hudud (taşlama gibi cezalar) ve Kısas (misilleme, göze göz) yasaları uygulanıyor.

İran, ‘Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni imzalamayan altı BM üyesi ülkeden biri ve ulusal mevzuatı istihdam, evlilik ve vatandaşlık gibi temel haklara erişimde birçok engeli barındırıyor.

İran’ın medeni kanunu kızlar için yasal evlilik yaşını 13 yaşında tutarken, 13 yaşından küçük kızlar babasının rızasıyla veya hâkim kararı ile evlenebiliyor.  İran çocuk infazı sayısında dünyada bir numaralı ülke! Kız çocuklar adet görmelerinden itibaren yetişkin kabul edilerek yargılanıyor. Çocuğu aile içi şiddet ve taciz görmekten koruyacak bir yasa yok. Çocuk işçiliği, özellikle kız çocuklarının düşük ücretle çalıştırılması ise çok yaygın. İranlı kitle örgütlerinin verdiği rakamlara göre ülkede 7 milyon çocuk işçi var.

Aralık 2017 ve Ocak 2018’de, birkaç kadın İran’ın zorunlu başörtüsü yasasını protesto etmek için elektrik dağıtım kutuları üzerinde dururken başörtülerini çıkardı. Mahkeme bu kadınları birkaç aydan 20 yıla kadar hapis cezasına çarptırdı. Ağustos 2019’da, İran insan hakları savunucusu Saba Kord Afşari, toplum içinde başörtüsünü çıkardığı için “yolsuzluk ve fuhuşu teşvik etmek” suçundan ve fikirleri sebebiyle 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 1 Mayıs 2019’da yapılan işçi eyleminde tutuklanan gazeteci Marziye Amiri 10 yıl hapis cezası ve 148 kırbaç cezasına mahkum oldu. İran protestoları sırasında en az 400 eylemci kadın öldürüldü. İran’daki sistem değişmediği sürece İranlı kadınların özgürlüklerine kavuşmaları imkansız görünüyor.

TÜRKİYE DE GERİYE DOĞRU ‘İLERLİYOR’!

Peki, Türkiye’de durum ne? Irak ve İran’la kıyasladığımızda, kadın ve çocuk hakları konusunda biz ne durumdayız?

Ülkemizde belli bölgelerde, çeşitli aşiretlerin içinde yaşayan, çeşitli dini tarikatlara bağlı kadınlar veya ‘mütedeyyin’ çevrelerdeki kadınlar zaten yasal haklarını kullanamıyor. Onlar eşleri ve bağlı oldukları toplulukların onlara baskıladıkları kanunlarla yaşıyor.

Türkiye’de yaşayan çok sayıda kadın için erken yaşta evlilik, kaçırılmak, başlık parası ile satılmak, evden atılmayla tehdit edilmek, ölümle tehdit edilmek, aile içi şiddet, tecavüze uğrayınca suçlanmak, miras edinememek, namus cinayeti sebebiyle öldürülmek, eğitim görmemek, belli bir kıyafet zorunluluğu olması, tek başına dışarı çıkmamak, çalışamamak gibi töresel, dinsel kurallarla yaşamak normal… Anayasal haklar onlar için bir şey ifade etmiyor, haklarını kullanmaktan çok uzak bir yerdeler. Bu kadınlar ve kızları Türkiye’nin en savunmasız, en yalnız bırakılmış kadınları. Yasal hakları var ama yine de yaşamları Irak ve İran’daki kadınların yaşamlarıyla benzeşiyor.

Geri kalanımızı da bu noktaya sürüklemeye çalışıyorlar.

Genel olarak Türkiyeli kadının son yıllardaki kazanımlarına bakarsak; 1990 yılında kadının çalışmasını kocanın iznine bağlayan Medeni Kanun’un 159. maddesi Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildi.

2001 yılına kadar yürürlükte olan Eski Medeni Kanun’da kadının ve erkeğin görevleri tek tek sayılmaktaydı. Erkeğin görevi evi seçmek, eş ve çocuklara bakmak iken kadının görevi eve bakmak ve gücünün yettiği kadar kocasına yardımcı olmak idi. Ayrıca evlilik birliğini kocanın temsil ettiği açık açık yazıyordu. ‘Medeni’ kanunumuz velayet konusunda da kocanın lehine davranmış ve eşlerin velayet ile ilgili konularda anlaşamaması halinde babanın oyunu üstün kabul etmişti. Erkeği, evlilik birliği içerisinde üstün gören bu anlayış kadın örgütlerinin mücadelesi ile 2001 yılında yapılan değişiklik ile ortadan kaldırıldı. Artık eşlerin evlilik birliğini birlikte yönetecekleri, birlikte temsil edecekleri anlayışı getirildi.

Türkiye’de sadece 30 yıl önce, kadınların çalışması erkeğin iznine bağlıydı. Sadece 19 yıl önce, evlilikte erkeğin üstünlüğü normal olandı.

Ne var ki, yasal düzenlemelere rağmen bugün görüyoruz ki, kadının özgürlüğü açısından, kağıt üzerinde ne yazarsa yazsın, günlük yaşamda 30 yıl öncesine göre ciddi bir gerileme var. 2019 yılında kadınlar çalışmak için kocalarından izin almak zorunda değil. Fakat yasalar ne derse desin iş bulmaları adeta imkansız hale geldi.

2019 yılı Ocak ayında, 15 yaş ve daha yukarı yaştaki 30 milyon 865 bin kadının sadece 8 milyon 661 bini çalışma imkanı buldu. Bir diğer ifadeyle çalışma çağındaki kadınların sadece yüzde 28,1’i çalışabildi.

15 Ekim 2019 Salı günü açıklanan TÜİK işsizlik verilerine göre, işsizlikte en vahim tablo ise genç ve kadın işsizliğinde yaşanıyor. Genç işsizliği, genç kadın işsizliği ve tarım dışı genç kadın işsizliği en yüksek işsizlik türleri olarak öne çıkıyor. Genç ve kadın işsizliği diğer işsizlik türlerine göre çok daha yüksek seyrediyor ve çok daha hızlı artıyor. Genç işsizliği 2018 Temmuz ayında yüzde 19,9 iken Temmuz 2019’da 7,2 puan artarak 27,1’e yükseldi. Her 100 gençten 27’si işsiz. Genç kadın işsizliği daha da vahim seyrediyor. Genç kadın işsizliği yüzde 25,6’dan yüzde 33,3’e yükselirken, tarım dışı genç kadın işsizliği yüzde 32,3’ten yüzde 41,2’ye yükseldi. Her 100 genç kadından 33’ü işsizken, kentsel alanlarda her 100 kadının 41’i işsiz. Kentsel genç kadın işsizliği Temmuz 2019’da bütün zamanların rekorunu kırarak yüzde 41,2 düzeyine yükseldi. 2005’te 309 bin olan kentsel genç kadın işsiz sayısı, 2019 Temmuz ayında 659 bin oldu. Bunlar resmi rakamlar. Gerçek, çok daha vahim boyutta…

Uzmanların açıklamalarına göre ülkemizde kadın işsizliği hesaplanırken çok çeşitli hileler yapılıyor. Türkiye’de bir kadın işsiz kalır ve bir ay içinde iş bulamazsa, devlet onu ‘ev kadını’ olarak kabul ediyor ve işsizlik yüzdelerini hesaplarken o kadını hesaba katmıyor. Bu sebeple yukarıda belirtilen kadın işsizliği rakamları, gerçek rakamlardan çok çok daha yüksek. Kadınların yüzde 70’ i çalışmıyor deniliyor, gerçek rakam bunun daha üstündedir. Iraklı kadınların yüzde 18 ve İranlı kadınların yüzde 16 olan olan çalışma oranına doğru hızla düşüyoruz.

Bu bilgilere dayanarak rahatlıkla Türkiye’de kadınlar sistematik olarak çalışma hayatından dışlanmaktadır, diyebiliriz. Kadın büyük ölçüde ekonomik özgürlüğünü kaybetmiş, kendine ve varsa çocuğuna bakacak bir adama muhtaç hale gelmiştir. Kadın, devletin karar verme mekanizmalarında kendi sesini temsil etmekten, kendi haklarını ve çocuğunun haklarını savunacak maddi, manevi güçten de mahrum edilmiştir.

Kadınlar iş hayatından ve toplumsal hayattan dışlandıkça kadına şiddet de artıyor. Bilim zaten kadının ekonomik özgürlüğünü kaybetmesi sürecinin devamının kadına şiddet getirdiğini bize söylüyor. Irak ve İran’daki kadınların durumu da aynen budur.

2019’da Türkiye’de, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na göre 474 kadın öldürüldü. Bu, son 10 yıldaki en yüksek rakam. Kadına yönelik şiddet toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile ilişkili. Ülkemizde kadın ve çocukla ilgili atılan her adım, bu eşitsizliği büyütmeye yöneliyor.

Mor Çatı gönüllüleri Elif Ege ve Hale Çelebi ile yapılan bir röportajda durumu şöyle açıklıyor:

“Toplumsal cinsiyet eşitliğine ve kadına yönelik şiddetle mücadele araçları olan 6284 sayılı Kanun ve İstanbul Sözleşmesi gibi bütün ulusal ve uluslararası belgelere şiddetli bir saldırı var. Bu yasaların uygulanması önündeki engellerin başında kamu görevlilerinin sorumluluk almaması geliyor. Fakat her gün devletin en üst kademeleri tarafından eşitliğe aykırı ve şiddeti meşrulaştıran söylemler tekrarlanıyor. Kadınların güçlenmelerinin önünü kesen politikalar yaygınlaşıyor. Dolayısıyla, kadına yönelik şiddetin ‘artması’ demesek bile, sonlanmamasının/azalmasının sebebi cinsiyet ayrımcılığını pekiştiren, erkek şiddetini bir şekilde meşru gören bütün bu tür söylemler, siyasi pratikler ve uygulamalardır.”

‘Çocuk istismarının ve çocuk yaşta evliliklerin önünü açacak, kadın cinayetlerine zemin hazırlayacak’ diye kadınların reddettiği yasa olan Müftülüklere resmi nikah yetkisi Ekim ayında Meclisten geçirildi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayıyla yürürlüğe girdi.

4+4 sistemi ile kız çocuklarının eğitimden uzaklaştırılması, müftülere verilen evlendirme yetkisi, din dersi zorunluluğu, İstanbul Sözleşmesi’ne aykırı olan ‘Aile Arabuluculuğu’ sisteminin dayatılması, kadının nafaka hakkına, kadının miras hakkına yapılan saldırılar, kadına yönelik şiddetle mücadele etmek için ‘annelik rolünü’ güçlendirmeyi çözüm olarak getiren yaklaşımlar, kadına ve çocuğa uygulanan her türlü şiddette yasaların tam uygulanmaması ile laiklik kavramının içten içe oyulması Türkiyeli kadını Iraklı ve İranlı kadınların statüsüne düşürmeye yönelik sistematik hamlelerdir…

Tekrar Irak ve İran örneğine bakarsak, kadının zayıf düşürüldüğü, dışlandığı toplumlarda çocuk haklarının zayıfladığını ve adeta yok olduğunu görüyoruz. Kız ve erkek çocuklarının sahipsiz kaldığı bu toplumlarda çocuğa tecavüz demek olan 18 yaş altındaki kız çocuklarının evlendirilmesi, çocuk işçiliği, çocukları aile içi ve dışı şiddetten koruyacak yasaların kağıt üstünde kalması, kısaca çocuk haklarının yok edilmesi olağan bir sonuç.

İşte Türkiye’de kadının varlığının zayıflatıldığı tam bu zamanda AKP tarafından 15 yaş farkının bir kriter olarak benimsenmiş olduğu ve çocuk istismarını meşrulaştıracak affın bütçe görüşmeleri tamamlandıktan sonra Meclis’e getirileceği söyleniyor. Getirilmek istenen af, 15 yaş altı kız çocuklarına karşı işlenen cinsel istismar suçundan hüküm giyen failleri de kapsayacak. Yani 12 yaşında bir kız çocuğuyla evlenen 27 yaşındaki bir erkek cezalandırılmayacak.

Türkiye Psikiyatri Derneği, ülkemizde yaşayan bazı erkeklere göre normal olan bu af yasası ile ilgili olarak yaptığı açıklamanın bir bölümünde şöyle diyor:

“2005 yılında Türk Ceza Hukuku Reformu ile engellenen kız çocuklarının kendilerine tecavüz eden kişilerle evlendirilmesine ilişkin düzenleme günümüzde yeniden yasal ve psikososyal boyutları ile çok ciddi riskler taşıyan ve çocuk haklarına tümüyle aykırı bir durum olarak önümüze çıkarılmıştır. Çocuklarla evlenmek bir suçtur ve bu suçu işleyen ve bu suça katılan tüm yetişkinler ceza almalıdırlar.”

2005 yılında çıkan yasayı hazmedemeyenler 2020 yılında ‘Çocuğa tecavüz yasası’nı sürekli ve değişik şekillerde önümüze getiriyor.

BİR ÖZET…

2020 yılında kadınlar çalışmak için kocalarından izin almak zorunda değil. ‘Yasal olarak özgür’ ama iş hayatından ve toplumsal hayattan tamamen dışlanmak üzereyiz. Çocuk haklarında ise ilerleme değil gerileme var.

Bu noktada artık kadın işsizliğinden değil Türkiye’de kadının ‘köleleştirilmesi’ sürecinden söz etmenin zamanı gelmiştir.

Türkiye’deki en büyük sorun, kadının köleleştirilmesidir.

Fakat, yapılan araştırmalarda erkeklere göre Türkiye’deki en büyük sorun ‘ekonomi’.

Ekonomist Atilla Yeşilada şöyle diyor: “Kadın eşitliği olmadan kalkınma da olmaz, kadına şiddet gösteren toplumlar aç kalamaya mahkumdur”.

Etrafımdaki erkeklere bunları anlattığımda bana, “Türkiye İran olmaz” diyorlar! Kadınlar açısından baktığınızda ise, olmak üzere, çok az kaldı. Birkaç yeni kanun hükmünde kararname ile ise tam o noktaya varacağız.

Bizim kendi çevremizdeki erkeklere ülkemizdeki en büyük sorunlardan birinin kadın ve çocuk meselesi olduğunu güzelce anlatmamız gerekiyor. Eşimiz, akrabamız, arkadaşımız, dostumuz bunu iyice anlamalı ve hemen harekete geçmeli. Seçim zamanını beklememeliyiz. Bu mücadeleyi sadece oy vermekle sınırlamamalıyız.

Türkiye’de kadın ve çocuk özgürlüğünün sağlanması, kadının ‘insan’ olarak hak ettiği hayatı yaşamasının tek yolu, kadınların ve erkeklerin el ele vereceği mücadeledir. Hep beraber kadın ve çocuk için mücadele eden kurumlara destek olmalı, onların çağrılarına, eylemlerine geç kalmadan destek olmalıyız. Geç kalmadan diyorum çünkü bir kez zaman geçip devran döndüğü zaman mücadele etmek zorlaşıyor hatta komşularımızda olduğu gibi hayati risk taşıyor.

Akademisyenlerin, yazarların, çizerlerin sürekli bize söyledikleri bir ‘mantra’ var.  Daima bir kelime veya bir deyiş olan ‘mantra’ kuvvet yüklüdür ve kendi içeriğini gerçekleştirir.

Örgütlenelim, Örgütlenelim, Örgütlenelim…

Önceki İçerikBest of Tayyip…
Sonraki İçerikHalk nasıl kazıklandı?!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,152BeğenenlerBeğen
17,023TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol