Gazete REDTürkiye’de devrim ve karşıdevrim

Türkiye’de devrim ve karşıdevrim


Cüneyt Arkın: “Kahrolsun isdibdat, yaşasın hürriyet!”

(Okura not: Bu yazı, YÖN dergisinin Eylül sayısında yayınlanmıştır. Fakat, önceki gün RED‘de yayınladığımız Kemalist-Faşist Uzay Konfederasyonu yazısının bir devamı ve fikri zemini olarak da okunabilir.)

AKP’nin eski üst düzey yöneticisi Ayhan Oğan, “Şimdi biz yeni bir devlet kuruyoruz, beğenin beğenmeyin bu yeni devletin kurucu lideri Tayyip Erdoğan’dır” dediğinde, aslında hiç de şaşırtıcı olmayan bir laf etmiş oldu. Bu lafın etrafında kopan ufak çaplı bir fırtınanın ardından söylenenler unutuldu, efelenenler sakinleşti, herkes başka gündemlerle ilgilenmeye başladı… Kemal Kılıçdaroğlu’nun atleti, berikinin fanilası, hatta falanca şarkıcının bikinisi falan…

Bizde böyle oluyor. İktidar her seferinde yeni bir karşıdevrimci adım atıyor, bunu çeşitli vesilelerle açığa vuruyor, sonra son derece saçma bir gündem yaratıyorlar ve herkes o gündemi tartışmaya başlıyor. Şuursuzca…

Ve karşıdevrim ilerliyor…

Evet, bir karşıdevrimden söz ediyoruz. Osmanlı’da 1906-1908 vergi ayaklanmalarıyla başlayan, 1908 Devrimi’yle hanedana darbe vuran, nihayet cumhuriyetin ilanıyla yeni bir aşamaya yükselen devrimimiz, tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılıyor.

DEVRİMİMİZ

‘Devrimimiz’ diyorum, zira bahis konusu devrimci sıçramalar Ortaçağcı kafadan kopuşu ve insanlığın ileriye doğru yürüyüşünü temsil ediyordu. Bunlar, ‘bizimdir’. Bugün İttihatçılık ve Kemalizm etrafında yürütülen tartışmalar, her ikisinin iktidar olmuş hallerinden yozlaşmış örnekleri alıp, tarihsel materyalizmden kopuk bir biçimde masanın üzerine yığarak devrimimizi yok saymaya çalışıyor.

Oysa konu basittir: 1908’de bir yanda İttihatçı devrimcilik, yani dağa çıkmış ve istibdada karşı bayrak açmış Resneli Niyaziler vardır, diğer yanda ise Abdülhamit’in köhne iktidarı… O dönemdeki büyük devrimci cüreti görmezden gelmek ve mesela iktidara yükselmiş İttihat ve Terakki’nin 1915’te, savaş yıllarında, Almanların da yönlendirmesiyle Ermeni katliamına kalkışmasını tüm bir tarihsel sürecin temel belirleyeni farz etmek, 1908 Devrimi’ni değersizleştirmek, Abdülhamit’in yanına düşmek anlamına gelir. Benzer bir mantıkla, sonradan yozlaştığı için Büyük Fransız ve Bolşevik devrimlerini pekala çöpe fırlatabiliriz. Ve tabii hiçbir devrim, birileri onları çöpe fırlatmaya kalkıştı diye tarihsel önemini yitirmez…

Öte yandan, bizim devrimimiz ne yazık ki zayıftır. Daha en başından emperyalizmle uzlaşmaya mahkum olmuştur. Hanedanı sonsuza dek ortadan kaldırma imkanı bulamamıştır. Özellikle Kürdistan’da –sebeplerini ayrı bir yazıda ele alabiliriz- ağalar ve şeyhlerle uzlaşmıştır…

KARŞIDEVRİMCİ BİR KUVVET

Devrimimizin yıktığı saltanat, kendini ideolojik ve kurumsal olarak besleyen müttefiklere sahipti. ‘Ulema’, yani din bezirganları bunların başında geliyordu. Cumhuriyet’in inşası sürecinde din bezirganları eski ayrıcalıklı konumlarını yitirdi; kadının toplumsal konumundaki ilerlemeler, bilimsel eğitimin önem kazanması, laiklik uygulamaları, tek ‘meziyet’i hurafe imali ve hurafelerin etkisini muhafaza etmek olan tarikatları ve ‘ulema’yı tarihsel olarak devrimin karşısında konumlandırdı.

Önemli bir ayrıntıyı daha eklemek lazım. ‘Ademi merkeziyetçi’ Prens Sabahattin üzerinden İngiliz emperyalizmine bağlanan bu gerici kuvvet, İngilizlerin bölgesel oyun kurgusunda önemli bir figür olarak yerini aldı. Emperyalizm takip eden on yıllarda kendi yanında konumlandırdığı her iktidarı bu kuvvetin hiç de azalmayan etkisiyle destekledi…

İKTİDARDAKİ KUVVET

Nakşibendilerin ve Nurcuların ‘büyük buluşma’yı gerçekleştirdiği ve emperyalizmin ‘tek başına iktidar’ haline getirdiği AKP-Cemaat koalisyonu, tarihsel olarak yeni bir evreyi başlattı. Kendi içlerinde yaşadıkları çatışmadan bağımsız olarak, 2000’li yıllar Türkiye’de karşıdevrimci atılım yılları olarak tarif edilebilir. Fethullahçılar duruma hakim olsalardı da sonuç değişmeyecekti…

Halihazırda Türkiye’de İslami-faşizme dönüşme eğilimi gösteren mevcut baskıcı rejim, tüm hamlelerini karşıdevrimi tamamlamaya göre yapıyor. ‘Dava’ dedikleri lakırdı, Osmanlı Hanedanı’nı yıkan ve halkı kulluktan çıkarıp yurttaş haline getiren devrimimizin tüm izlerini silme ‘dava’sıdır.

Elbette tarihin çarkı tersine doğru işletilemez. Kapitalist toplumdan feodalizme geri dönüş, ancak Hollywood’un nükleer savaş senaryolarının içerisine, mahvolmuş ve yeniden başlamış bir insan uygarlığı tasavvuruna sığar. O halde, mevcut karşıdevrim ne manaya geliyor? Sınıfsal anlamı ne?

KARŞIDEVRİMİN SINIFSALLIĞI

Türkiye’de halihazırda süre giden karşıdevrimin hedefi, yurttaşlığın yok edilmesi ve kulluğun, bu kez sermaye için, yeniden tesis edilmesidir. Bu karşıdevrimci senaryoda İslam, neo-saltanat rejiminin, sorgusuz sualsiz sömürü döneminin aleti haline getirilmiştir. Örgütlenen cehalet, sürüler halinde bu karşıdevrimin hizmetine sokulmaktadır. Konumuz budur.

Hiçbir yanılsamaya kapılmamalıyız. Sermayenin bu çatışmada emekçilerin kul haline getirilmesiyle ilgili hiçbir sorunu yok. Tersine, kullaştırılmış, örgütsüzleştirilmiş, mevcut sendikaları da KaçAk Saray’ın kapısına bağlanmış bir işçi sınıfı patronların her gece gördüğü pembe rüyadır.

Emperyalizm de bu kullaştırma sürecine karşı değil. Aksine, İslam ülkelerini bir bir dinci gericiliğin ele geçirmesine büyük emek harcayan ABD, yarattığı bu ucuz emek cennetlerini keyifle sömürüyor. Türkiye’de geleneksel ‘Milli Görüş’ hareketini bölüp ondan bir ‘Ilımlı İslam’ partisi çıkaran ve Fethullahçı ‘Cemaat’ örgütlenmesiyle koalisyon halinde iktidara getiren bizzat ABD’nin kendisidir. Akabinde uygulanan iktisadi program ABD’de hazırlanmış Kemal Derviş programının tutarlı devamcısıdır.

Gerek ‘yerli’ sermaye sınıfının, gerek uluslararası sermayenin, gerekse emperyalist siyasi merkezlerin mevcut AKP rejimiyle tek sorunları, uluslararası meselelerde zaman zaman kendi gündemini uygulamaya koyması, anlamsız aşırılıkları, mesela kara para trafiği, Suriye’de emperyalistlerin talimatlarının dışına çıkılması ve en önemlisi sermayeye güven vermemesi/ürkütmesi gibi vakalardır. Bunlar ‘uzlaşmaz çelişki’ değildir. Pekala halledilir. Öyle ya, Mustafa Koç’un ölümünden sonra Tayyip Erdoğan, Ali ve Mustafa Koç için, “Geçen akşam bizdelerdi” dememiş miydi? Bunlar birbirlerinin ‘inlerine’ teklifsizce girmektedir!..

Emekçiler açısından ise sorun çok daha farklı. Yoksulları saran cehalet, işçi mahallelerine hakim olan yozlaşma, fukaralık, geniş yığınları insanlıktan çıkarıyor. Zaten karşıdevrim, bu geniş yoksul yığınları bilinçte teslim almaya, olmuyorsa insanlıktan çıkarmaya göre kodlanmış bir stratejik hat izliyor. Şöyle de izah edilebilir: Düzene karşı isyanı örgütleme kabiliyetine sahip işçi sınıfı ve geniş yoksul yığınlar, iktidarın muazzam avantajı kullanılarak dinci örgütlenmelere devşiriliyor ve bilinçte teslim alınıyor; olmadı, yoksul mahallelere yığılan kamyonlarca uyuşturucuyla, lümpenleştirilen yoksulların beyni uçuruluyor…

Küçük ve orta burjuvazi, kimilerinin sevdiği tabirle ‘orta sınıf’ kendi yaşam alanlarını korumaya çalışıyor; çoğu durumda bunda başarılı da oluyor. Çocuklarını özel okullara gönderip, korunaklı sitelerde, pahalı mahallelerde yaşayabiliyorlar. Şimdilik… Esas olarak yaşam tarzları, biraz da ulvi biçimde ‘ülkenin geleceği’ üzerine kaygılanan ‘orta sınıf’, hayatını İran’daki molla rejimi altında pek güzel idame ettirebildiğine göre, Türkiye’deki karşıdevrime de uyarlanabilir. Ne var ki, emekçiler için durum değişiktir.

Kullaştırılacak, bütün haklarından mahrum bırakılacak, iş cinayetlerinde giderek artan sayılarla katledilecek, çocukları imam hatipler üzerinden cehalete mahkum bırakılacak, kadınlarının şahsiyeti çalınacak olan sınıf işçi sınıfıdır. Derin bir yozlaşma tarafından kuşatılmış olması da cabası… Emekçiler, karşıdevrimin tamamlanması halinde, bir sınıf olarak mutlak yıkımla yüzleşecektir. Pek çok yoksul mahallede çember tamamlanmıştır, tamamlanmak üzeredir. Manzara ortadadır…

Devrimimiz, geçen yüzyılın başında, aydınlanmış bir azınlığın, cehalet içinde bırakılmış bir çoğunluğa rağmen, o cehaletin kaynağını ezmesi üzerinde yükselmişti. Bugün karşıdevrim, cehaleti örgütleyerek ve onların siyasi merkezini oluşturarak aydınlanmış kitleleri ezmektedir. ‘Ulema’yı iktidar ortağı haline getirmektedir… İşçi sınıfını kullaştırmaktadır. Sermaye sultanlığı inşa edilmektedir…

Tayyip Erdoğan’ın sahnede çıkardığı gürültüden dolayı ortada bir ‘tek kişilik gösteri’ olduğunu düşünenler olsa da, sahne gerisindeki büyük fotoğraf budur.

HESAPLAŞMA

Tarihte hiçbir devrim ‘usul usul’ olmadı. Büyük tarihsel sıçramalar, büyük bedeller ödenerek elde edildi. Tersi de geçerlidir. Yani karşıdevrimler de ‘usul usul’ gerçekleşmez.

Türkiye bugün mutlak bir hesaplaşmaya doğru ilerliyor. Yazının başında adını andığımız unsurun, “Yeni devlet kuruyoruz” lafı tam anlamıyla gerçeği yansıtıyor.

Diyeceğim o ki, önümüzde bir ölüm-kalım mücadelesi var ve yaşamlarımız bu büyük mücadeleye tabi. Kimse yanılsamaya kapılmasın, Türkiye bir ‘reform’ ülkesi değildir. Nasıl karşıdevrim bir nihai darbeye ihtiyaç duyuyorsa, onu engellemek ve bunların yarattığı tahribatı ortadan kaldırmak, nispi bir demokrasiyi tesis etmek bile -en azından- politik bir devrime bağlıdır. Politik devrim, mevcut hukuksuz iktidarın devrilmesi demektir. Bu zorlu bir görevdir…

Emperyalizme karşı uyanık bir devrimci çizgi, burjuva alternatifleri bastıran bir emekçi halk hareketi, politik devrimi toplumsal devrime yükseltecek anahtardır. Bunun programına az çok sahibiz.

Sahip olmadığımız şey ise, toplumsal bir devrime önderlik edebilecek yeteneğe sahip devrimci bir önderliktir. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de “İnsanlığın bunalımı devrimci önderlik bunalımına indirgenebilir”…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,099TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol