Gazete RED‘Türkçe hutbe zulmü’ son bulsun!

‘Türkçe hutbe zulmü’ son bulsun!

“Türkçe ezan” CHP’yi karıştırmıştı. Akılarına “Türkçe hutbe” gelemedi!

Son dönemde gündeme gelen Türkçe ezan konusunda İslamcıların gizledikleri bir şeyler var. Türkçe ezanın Türkçe ibadet konusunda kapsamlı reformun sadece bir ayağını oluşturduğunu gözden uzak tutuyor, böylece “Türkçe ezan zulmü” propagandasını rahatça sürdürebiliyorlar.

İşin doğrusu, “Türkçe ezan zulmü”nün başladığı 1932 yılında “Türkçe hutbe zulmü” de başlamıştır. Bugün inanması belki güç olacak ama daha önceleri hutbe Arapça okunuyordu. Yani Cuma namazında, Bayram namazlarında imam minbere çıkıp Arapça konuşuyor, daha doğrusu Arapça hazırlanmış hutbe metinlerini okuyordu. Cemaatin hutbede söylenenleri anlaması, anlamaması önemli değildi. Çünkü tıpkı Arapça ezan gibi Arapça hutbenin de ümmetin bütünlüğünü koruduğu düşünülüyor, savunuluyordu.

Hutbe

Türkçe konusunda İttihad ve Terakki döneminde bazı girişimler, denemeler olduğu biliniyor. Ancak, takip eden savaş yılları sırasında bu girişimler kalıcı olamamış. Bu konuda dönüm noktası 1927 yılında Rifat Börekçi’nin talimatı ile hutbelerin Türkçe-Arapça okunmaya başlanması.

1932 yılına Türkçe ibadet konusunda hızlı giriliyor. 30 Ocak günü Fatih Camii’nde ilk defa Türkçe ezan okunuyor. 5 Şubat 1932 günü ise ünlü besteci Hafız Sadettin Kaynak tarafından, Süleymaniye Camii’nde tamamen Türkçe hutbe okunuyor. Kaynak olayı şöyle anlatıyor:

Türkçe Kur’an’ın anlattığım bu tecrübesinden sonra, Fatih Camii’nde ilk defa olarak Türkçe Kur’an okudum. Bunu müteakip, Türkçe hutbeye sıra gelmişti. Atatürk: ‘Haydi bakalım. Türkçe hutbeyi de Süleymaniye Camii’nde mukabele oku! Amma okuyacağını önce tertip et, bir göreyim’ dedi. Yazdım verdim. Beğendi. Fakat: ‘Paşam, bende hitabet kabiliyeti yok. Bu başka iş, hafızlığa benzemez’ dedim. ‘Zarar yok, tecrübe edelim’ buyurdu. Bunun üzerine tekrar sordum: ‘Hutbeye çıkarken sarık saracak mıyım?’ ‘Hayır, sarığı bırak… Benim gibi başı açık ve fraklı!’ Ne diyeyim inkılâp yapılıyor, peki dedim.

Sadettin Kaynak

O gün hınca hınç dolmuş Süleymaniye Camii’nde cemaat arasına karışmış yüz elli de sivil polis vardı. Bu tedbirin isabetli olduğu çok geçmeden anlaşıldı. Ben Türkçe hutbeyi okur okumaz, kalabalık arasından bilahare Arap olduğu anlaşılan biri sesini yükselterek: ‘Bu namaz olmadı!’ diye bağırdı.

En son 1950’de okunmuş Türkçe ezanı hâlâ bir “zulüm” olarak anan İslamcıların, Türkçe hutbenin 1932 yılında, yine Türkçe ezanla aynı süreçte polis zaptiye zoruyla getirildiğinden bahsetmemeleri ilginç. Çünkü daha çok sembolik anlamı olan ezanın aksine, hutbenin pratik bir işlevi var. Anladıkları dilde hutbe okunması cemaati camiye daha yakınlaştırdığı gibi ona hutbe üzerinden empoze edilmek istenenlerin rahatça aktarılabilmesini sağlıyor.

İşte bu yüzden, Recep Tayyip Erdoğan 4 Ekim 2018 günü şöyle konuşuyor: “Vaaz ve hutbe dilimizin gençlerimizin anlayacağı şekilde güncellenmesi, yenilenmesi,daha rafine hale getirilmesi gerekiyor.” Ve işte bu yüzden hiçbir İslamcı kalkıp da “Türkçe hutbe zulmü”nü hatırlatmıyor, Erdoğan’ın talimatına uyulursa ümmetin birliğinin daha çok bozulacağından dem vurmuyor.

Önceki İçerikTapunuzu elinizden alabilirler!
Sonraki İçerikKastamonist Abi!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,069BeğenenlerBeğen
17,011TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol