teyit.org’un ‘Taraf’sızlığı


teyit.org’un avanta girişimini durdurmada gazete.red’in teşhiri etkili oldu.

Memleketin neresinden tutsak elimizde kalıyor. Toplumun her kesiminde yaygın bir çürüme var. Kolay yoldan köşeyi dönmeciliğin adı ‘girişimcilik’, ABD üniversitelerinde tartışılan her şeyi aceleyle tercüme edip benimsemenin adı ‘entelektüellik’, medya tetikçiliğinin de adı ‘tarafsız gazetecilik’ oldu.

Bu tercüme entelektüelliğinden bahsederken kastettiğimiz Aydınlık‘ın kadrolusu ‘Deli Gaffar’ gibi ‘milli olmayan aydınlar’ yakınmasından bahsetmiyoruz, başka bir şey söyleyeceğiz.

2000’lerde sakız gibi çiğneye çiğneye tekrar edilen bir yalan yayıldı da yayıldı. Bir de baktık ki Türkiye’de ve dünyada bütün şanlı ‘tarafsız’ gazeteler sermaye gruplarının silahı olmuş. Bu ‘tarafsız gazetecilik’ rüzgarı kesmemiş olacak ki şimdi de ‘doğrulama’ fırtınası esiyor.

Türkiye’de insanlar yalan haberi, yalan söylentileri ve sonrasında olanları iyi hatırlar. “Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atıldı” veya “Komünistler, Allahsız Aleviler şehir suyuna zehir kattı” yalanları iki örnek sadece. Bu ikisini iyi hatırlayın, yeniden geleceğiz.

Önce mecburi bir neden-sonuç ilişkisi kuracağız ve izahat yapacağız.

Emperyalizmin iç hesaplaşmaları

ABD emperyalizminin iç siyasi gerilimleri ve kirli politikaları asla onların sınırlarında kalmıyor. Küreselleşme özünde ABD’nin tümden ihracı ve tüm dünya siyaseti, piyasası üzerinde hegemonya kurmasıydı bir yerde. Bugün ABD sermayesi ve devleti içinde büyük bir anlaşmazlık var. Sermaye grupları dünya üzerinde nereyi, nasıl, hangisinin yağmalayacağının kavgasını veriyor. Amerikan akademisi ve aydınları da burada tarafların ideolojik ihtiyaçlarını karşılayan argümanları üretiyor, sermayelerin medyaları ve akademik yayınlarıyla bunları yaygınlaştırıyor.

‘Amerikan Sağı’nın Trump iktidarıyla beraber uyguladığı tekniklerden biri de bilinçli yalan söylemek, gerçekleri çarpıtmak oldu. Aslında tüm dünyada yükselen ırkçı, gerici siyasetlerin temel araçlarından biri yalan/çarpıtma habercilik. Bizim de 2002’den beri yoğun biçimde maruz kaldığımız bir süreç. Mesela Avrupa’da ırkçılığın yaygınlaşması için canhıraş biçimde çalışan Voice of Europe hesabına bakın Twitter’da, sanırsınız ki bütün Avrupa’da mülteciler terör estiriyor. Üstelik yeni de değil bu. Tarih boyunca hep olmuş, Soğuk Savaş sırasında zirve yapmış bir durum.

ABD destekli Hollywood filmleri ve CIA destekli yazarlar Marksizme, Devrimcilere binbir çeşit iftira atarken ‘Doğrulama’ yapmak nedense kimsenin aklına gelmemişti. Şimdi iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla asparagas/yalan habercilik sadece şekil değiştirdi.

Sermayenin bir kanadının yaptığı bu “Fake News/Yalan Haberler” saldırısına sermayenin öteki kanadının cevabıdır “Fact Checking/Veri Doğrulama”

Doğrulama, doğrulama, neymiş bu doğrulama?

90’ların sonu, 2000’lerin ilk yıllarıyla beraber artan ve yaygınlaşan iletişim araçları bilginin hızla yayılabilmesine imkan sağladığı kadar bilginin üretilmesi üzerindeki tekeli de kaldırmış oldu. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası dünyada yaygınlaştırılan müthiş iyi niyetli hatta ütopik “Laylaylom” özgürlükçüleri bunu “yeni bir çağ, özgürlük çağının başlangıcı” olarak selamladı. Çok değil 20 yıl sonra da bu’ özgürlük çağı’ üzerine sayfalar dolusu yazan yazarlar, ders veren enstitüler ve meraklı aydınlar şimdi “Fake News/Yalan Haberler” dehşetiyle yeni bir gözde moda buldu: “Fact Checking-Veri Doğrulama”

Tabii ki bunu memlekette ekmek kapısı haline getirenler de ortaya çıkmakta gecikmedi!

Esasında konu edinilen metnin veya konuşmanın içinde sözü edilen verilerin, iddiaların doğruluğunu denetlemeye dayanan, böylece söyleyeni “yalancı” çıkarma ihtimali olan bir mantık var temelde.

Eh, fena değil, işe yarar görünüyor, değil mi? Fakat İŞE YARAMIYOR.

ABD akademilerinde tartışılan her şeyi koşa koşa gidip tercüme edip burada konuşmaya hatta ekmek kapısı yapmaya başlamak o kadar da parlak bir fikir değil.

Veri doğrulama neden işe yaramıyor?

Tüm dünyada medya finans-kapital sermayesiyle iç içe geçiyor. Bunun en ileri düzeyde olduğu yerse ABD. Süreç şöyle işliyor: Trump bir tweet atıyor veya bir yerde konuşuyor, bir sürü yalanı, yanlış bilgiyi art arda diziyor. Reyting için bu anında hemen yayınlanıyor. Sonra da hemen muhalifler arasında “fact-check” süreci başlıyor. Trump şurada ne yalan söyledi, neye yanlış referans verdi vs. Bunun Türkçe’de özeti var: Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış.

Veri doğrulama haberciliği işe yaramıyor çünkü;

Daha yüksek bir ideal için (Din, para, iktidar, hepsi?) yalan söylemeyi göze alan ve bu yalanı kabullenmeyi göze alanlar için yalan söylemiş olmanın bedeli ya da utancı yoktur. Yandaş medya tetikçisine doğrulama işler mi?

Araştrmalar ‘Veri Doğrulama’nın yalan söyleyen kişilere verilen desteği kısmen düşürdüğünü söylese de sorun daha büyük. Tarafsızlık ilkesi adına sermayenin güdümüne giren medyaya güven çok düşük. Kimse sana güvenmiyor ki yaptığın doğrulamaya güvensin.

Aynı araştırmalar gösteriyor ki Veri Doğrulama tarafsız addedilen kaynaklardan gelince önyargıyla karşılanıyor, ancak aynı taraflı kaynakların doğrulaması kabul görüyor. Yani yandaş medyayı yine ancak yandaş medya doğrulayabiliyor.

Reyting ve tarafsızlık kaygısıyla düzenlenen tartışma programları aslında yalanın tekrarlanmasına, ciddiye alınmasına yol açıyor. Yalan, medyanın ta kendisi sayesinde yayılıyor. Sonra bir bakıyoruz 5 badem bıyıklı kendi arasında kendi yalanları üzerinden muhalefeti tartışıyor.

İnsanlar doğru bildikleriyle çelişecek bir bilgiyi öğrenmeyi reddediyor. Bu hem kolaya kaçma hem de şüpheye düşme korkusundan kaynaklanıyor. Eğer ‘varlık kuyrukları’nın sorumlusu CHP’liler değilse kim olabilir?! Haşa!

Doğrulamacılık yalanı yaygınlaştırıyor

Doğrulama Haberciliği tarafsızlık ilkesi adına varolan bütün iddiaları eşit mesafeyle ele alırken aslında bu yalanlara gerçeklik kazandırıyor. İktidarın ağzından ve medyasından dökülen tüm yalanlardan birini seçip ona cevap yetiştireceğim derken yüzlerce yalan aradan sıyrılıyor. Sen hem tarafsızlık adına bu yalanları ciddiye alıp kürsü veriyorsun yayınlarında, hem doğrulama adına bu yalanlardan birini seçip ciddi bir iddiaya dönüştürüyorsun. İktidarın en saçma yalanları senin verdiğin payeyle birer ‘iddia’ya dönüşüyor.

Sorun sadece Fact-Check/Veri Doğrulama değil, arkasındaki ideoloji de sıkıntılı. Post Modernizmin muğlaklığı, her şeye mesafeli şüpheli halleri. Tarafsızlık ve ideolojilerden kopukluk adına manipülasyonlara engel olma iddiasıyla ortaya çıkan Veri Doğrulamacılığın kendisi manipülasyona açık hale geliyor.

Yalanı teyitlemek

Gerçekler alt alta dizilince bir şey ifade etmez, önemli olan bağlamdır. Mesela ‘6-7 Eylül Olayları’nın fitilini ateşleyen yalan, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bomba atılması iddiası. Kıbrıs görüşmelerinin en sıkıntılı geçtiği sıralarda, 3 Eylül 1955’te Hasan Uçar ve Oktay Engin Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evin bahçesine bomba attı. 6 gün sonra gazeteler kat kat fazla baskı yaparak bu “haberi” yaydılar ve yaşanan yağmalar, cinayetlerle Türkiye tarihindeki onlarca utanç verici olaya bir yenisini daha ekledi. teyit.org üslubuyla doğrulama yapacak olursak “Haber Doğru, bomba atıldı.” Fakat olayı bağlamıyla konuaşacak olursak İstanbul’da yaşayan Hristiyan, özellikle Rum nüfusun ve sermayesinin tasfiyesine yönelik bir devlet operasyonu, Kıbrıs görüşmelerine verilen cevaptı.

Benzer şekilde son teyit.org’un vukuatını ele alalım şimdi: “8 Mart’taki gece yürüyüşünde ezanın ıslıklandığı iddiasını araştırıyoruz” derken iktidarın salyalarını döke döke bütün yandaş medyasından ve kürsülerinden yalanlarını “iddia” kabul ediyor. “Ezan okunurken ıslık çalmak” suç, maksadımız da şimdi gerçekten ezana karşı ıslık çalınmış mı onu öğrenmek? Tam da iktidarın 8 Mart’a katılan kadınlara soruşturma açılacağı tehditlerinin savrulduğu sırada. Araştırmanın sonucu ne çıksa da fark etmez. Seçim arifesinde seçimleri sabote etmek için her şeyi yapmaya ve halk arasında nefreti körükleyen iktidarın yalanına ortak olup, ona iddia payesi vermişsin.

Sorduk mu foncu ve teyitçi kardeş?

Yahut bakan Bekir Pakdemirli’nin emperyalist patates şirketinde danışman olduğu iddiasını doğruladığı ama hemen ardından da çok “etik biçimde” hakkını verip şu ana dek bu şirkette kamu ithalatı yapılmadığını da ekledikleri haber başka bir rezillik.

Yani patates ekimini yasaklayan bakan bey, ki sağolsunlar patates ekimin yasaklandığını da doğrulamışlar; emperyalizmin gdo’lu patates şirketinde danışmanmış ama sağolsun devlete hiç patates satmamış bu şirketten. Peki, kamuya patates satmamışlar da, o Bakan’ın getirdiği ekim yasağı nedeniyle patates sıkıntısı çeken Türkiye’ye hiç mi patates satmamışlar? Bu bilgi niye yok senin ‘teyit’inde?

Sonra, sormazlar mı “Sen hakem misin?” diye. Bir grup fonla beslenen, yurtdışında gazetecilik ve veri doğrulama eğitimi almış arkadaş; ellerini kirletmeden masalarından oturup kim doğru kim yanlış diye herkesin hakkını veriyorlar sağolsunlar. Hem girişimcilik, hem gazetecilik hem de entelektüellik. Müthiş tezgah!

Saygın ve akara kokara bulaşmayan bir “teyit” mekanizması kurup, ince ince kendi çıkarları doğrultusunda ve elini taşın altına koymayan işlerle ancak “kıymada boya var mı yok mu” diye teyitlersin, onu da yanlış yunluş yaparsın!..

Bunların başka bir versiyonları ‘oy ve ötesi’ci arkadaşlar, onlar da başka yazının konusu.

Aslında bunlar teyit.org‘un ilk vukuatları da değil. Dünyada yaygın veri doğrulama haberciliği sıkıntıları bir yana biraz da buradaki daha rezil haline bakmak lazım. Avrupa’dan toplanan fonlarla iktidar yalanlarını yanlışmaya dahi korkup muhalif medya sitelerinde çıkan haberleri veya Emine Erdoğan’ın satranç bilip bilmediğinin teyitçiliğini yapmak gibi meziyetlerini daha önce yazmıştık. (TIKLAYIN)

İktidarın kurduğu gericilik ve yandaş medya ağıyla tehdit ettiği, linç ettirmeye çalıştığı toplumsal muhalefetin sindirilme çabalarına bir omuz da teyit.org veriyor böylece. Türkiye’de özgür herkesin kuşatma altına alındığı, tehditlerle sindirilmeye çalışıldığı bir dönemde bu kadar körlemesine “tarafsızlık” en iyi ihtimalle salaklıktır. Gerçeklikten kopuk, bağlamdan kopuk “doğrulamacılığın” geleceği nokta budur. Teyitçi arkadaşlar bu yaptıklarının kime yardım ettiğini düşünmüyorlar mı?

Taraf Gazetesi sadece bir operasyon gazetesi değil aynı zamanda bir arpalık/ekmek kapısı ve bir başka küresel modanın parçasıydı. Julian Assange’ın yayınladığı Wikileaks belgelerinin Yasemin Çongar’ın ayıklamasıyla Türkiye’de yayınlanması veya Ergenekon sürecindeki rolü hâlâ hafızalarda. Tüm bunları yaparken de fonlarla ve küresel bir misyonla hareket ediyordu. “Düşünmek taraf olmaktır” derken düşman kardeşlerin devleti ele geçirmesine yardım ettiklerini düşünmemiş olamazlar.

Nasıl bir habercilik istiyoruz?

ABD, Avrupa ya da Türkiye’de de sorun ortak. Neoliberalizm ve post modernizmin hem toplum hem de medya üzerinde yarattığı derin bir tahribat var. Neoliberalizm ve onun taşıyıcıları tartışılan konuları iktidarın bir yalanı veya iddiasının temeli olup olmadığına indirgeyemez, bu cendereye hapsedemez. Neoliberalizm ve onu taşıyıcıları toplumsal ve ekonomik bir yıkım programıyla hareket ediyor. Buna da verilecek tek cevap bir karşı program ortaya koymak ve bununla hareket etmek, bunu yaymaktan başlar.

Tarafsızlığın öldüğü çağdayız, zaten hiç yaşadı mı o da tartışmalı fakat finans kapital ve medyanın bu kadar içiçe geçtiği çağda tek tek veri doğrulamanın bir anlamı yok. Sermaye medyası en absürt yalanları utanmaksızın yayacak kapasiteye kavuşalı çok oldu. Şimdi de tarafsızlık adına ezilenlerin, emekçilerin sesi ve sorunları gözardı ediliyor, kısılıyor.

Yandaş medya ve sermaye her yeri ele geçiriyor. Yandaş medyaya direnen ve halka haber ulaştırmaya çalışan muhalif medyaya destek olmak şimdi daha da önemli.

Yeni bir alternatif gazetecilik ve medya inşa etmeliyiz. Bu öyle kolayca sosyal medyaya sığınmaktan ibaret bir konu değil.

  • Tarafsız değil, emekçilerden, sesi kısılanlardan yana gazetecilik.
  • Yalanların doğruluğunu tartıştığımız değil, yalanların nedenlerini konuştuğumuz bir gazetecilik.
  • Yalanlara ve yanlış bilgilendirmenin yayılmasını önleyen bilinçli gazetecilik.
  • Yalanların kaynağı ideolojilerle savaşan gazetecilik.

Yeni bir medya ve yeni bir anlayış inşa etmeliyiz. Programla yalancıların ve foncuların karşısına çıktığımız bir gazetecilik. Başka bir ülke kurmak için önce bunu konuştuğumuz ve anlattığımız zemini kurmalıyız.

teyit.org‘a bir önerim var: Nasıl ki “8 Mart’taki gece yürüyüşünde ezanın ıslıklandığı iddiasını” videolar isteyerek araştırıyorlar; “Komünistler, Allahsız Aleviler şehir suyuna zehir kattı” diyerek gerçekleştirilen Maraş Katliamı’nı da araştırsınlar.

Desinler bakalım: “Aralık 1978’de katliam öncesindeki ‘Komünistler, Allahsız Aleviler şehir suyuna zehir kattı.’ iddiasını araştırıyoruz. İddiayı doğrulamak için katliamdan hemen önce çekilen görüntülere ihtiyacımız var. Elinizdeki görüntüleri ihbar kanallarımız üzerinden ulaştırabilirsiniz.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here