Tevekkül Karman: Ortadoğu’nun algoritması

Facebook‘la başı derde girenlerin müracaat edebileceği ‘Gözetim Kurulu’ndan bir ismi tanımak ister misiniz? İsterseniz, ‘Ortadoğu algoritması’ konusunda da fikir sahibi olmanız mümkündür.

  • YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN

Facebook’la hiç başınız derde girdi mi? Benim son zamanlarda sık sık giriyor. “Algoritma” dedikleri bir nesne var, sakıncalı bir şey paylaştığınızda hemen yakalıyor ve cezayı kesiyor. Eğer benim gibi mimliyseniz, her nasılsa bu algoritma daha hassas oluyor.

Cezayı aldınız ve haksız olduğunu düşünüyorsunuz. İtiraz mekanizması elbette var. Fakat itiraz incelemesi artık yok! Facebook’un gerekçesi pandemi önlemleri nedeniyle personel eksilttikleri, itirazı inceleyecek kimse olmadığı.

Komik mi? Belki.

Ancak, demokrasilerde çare tükenmiyor. Facebook çok daha şeffaf, katılımcı, güvenilir ve temiz bir yol sunuyor size. Dünyanın dört bir yanından, dijital özgürlükler uzmanı, tanınmış profesyonellerden oluşan Gözetim Kurulu var.

Facebook size uygulanan işlem için bir esas numarası ve bu numara üzerinden itiraz etmeniz için internet bağlantısı veriyor. Fakat ortada ufak bir pürüz var. İnternet bağlantısı sizi boş bir sayfaya yönlendiriyor. Auschwitz’te kurbanlara, “duşa” sokulacaklarında işkillenmesinler diye, çıkardıkları elbiseler için numara verirlerdi. Hani duştan çıkınca, elbiselerini birbirine karıştırmadan, rahatça alıp giysinler.

Eh ne yapalım, ben de tam 30 günlük cezayı böyle sineye çektim. Yine de bu Gözetim Kurulu’ndaki sayın profesyonelleri tanımak istedim. Uluslararası insan hakları ticaretinin erbabı isimlerle dolu bir liste. Hepsi akredite, hepsi hijyenik.

Güzel ülkemizden kimse var mı diye baktım, yok. Yemen’den var. Kimmiş bu Yemenli dediğimde, karşıma “bizim” Tevekkül Karman çıkmasın mı! Hâlâ Yemen kariyerinden ekmek yediği için “Türkiye” yazamamışlar.

Tevekkül Karman’ı tanımıyorsanız sizin ayıbınız. Sekiz yıl önce, en yoğun, tam gaz pazarlandığı dönemde olsak, Türkiye’deki baş pazarlamacılarından Cengiz Çandar başınıza çöker, “Sen Demir Kadını, Devrimin Anasını nasıl tanımazsın!” diye, ensenize şaplağı yapıştırırdı.

On parmağında on marifet Tevekkül Karman 1979 doğumlu ama hayatını ıcığıyla cıcığıyla anlatmaya kalksak birkaç cilt kitap çıkar. Biz bir yerden başlayalım…

***

Karman’ın memleketi Şer’ab ilginç bir yer. Marksist eğilimli Ulusal Demokratik Cephe’nin 1978’de başlattığı isyan karşısında, Yemen Müslüman Kardeşleri İslam Cephesi adında bir milis gücü kuruyor. Suudi Arabistan’ın para ve silah yardımıyla. Ne kadar tanıdık bir hikâye. İhvancılar, üstelik daha sonra “diktatör” ilân edecekleri Ali Abdullah Salih’in komutasında, komünistlere karşı savaşıyor.

Böylece, Yemen’de Müslüman Kardeşler ve tutucu kabileler arasındaki ittifak şekilleniyor. Suudi varlığının olmazsa olmazı Selefileri de buraya ekleyelim. Karman’ın öyküsünü işte buradan başlatabiliriz. Zengin ve nüfuzlu ailesi bu ittifakla güç kazanıyor. Öyle ki babası Abdüsselam Halid Karman ileride Ali Abdullah Salih hükümetinde adalet bakanlığı yapacak.

Soğuk Savaş’ın bitişi, 1990’da Güney Yemen’in Kuzey Yemen’le birleşmesi yeni bir dönemin başlangıcı. İslam Cephesi yine Suudi para desteğiyle partileşiyor, Islah Partisi adıyla sahneye çıkıyor. Başına da Şii (Zeydi) kökenli ama İslam Cephesi’yle birlikte Sünni olan, güçlü kabile liderlerinden Abdullah bin Hüseyin bin Nâsır el-Ahmer getiriliyor.

San’a’da, 1994’te kurulmuş bir özel üniversitede ticaret eğitimi gören Tevekkül’ün de tüm politik hayatı ve özel hayatı Islah Partisi’yle şekillenecek. Ancak, Tevekkül’ün farkı, gelenekçi unsurların aksine, Batılı siyaset yöntemlerinin önemini kavraması. Böylece, kartvizitine “gazeteci” yazdığı bir NGO’culuk, sivil toplumculuk kariyeri başlayacak. Islah’ın Salih rejimine muhalefetinde, Batı kamuoyuna hitap eden kısmı Karman belirleyecek.

Karman’ın 2000’lerdeki NGO’culuk kariyerini sadece ısınma turu olarak görmek lazım. Obama yönetimi 2011’de Arap Baharı’nı ilân edince, tıpkı diğer Arap ülkelerindeki gibi Yemen’de de Müslüman Kardeşler’in çözüm ortağı olarak görülmesi kaçınılmaz. Ne var ki Islah’ın Selefi kanadının lideri ve tabii ki esas Suudi bağlantısı Şeyh Abdülmecid el-Zindani’nin El Kaide bağlantıları bu tabloda biraz nahoş duruyor.

İşte burada, Karman’ın önlenemez yükselişine tanık oluyoruz. Karman özgüvenli tavırlarıyla, Batı’nın dilini kavramış haliyle ve hepsinden önemlisi, kadın olmasıyla, bulunmaz Hint kumaşı. Böylece bir yıldız yaratılıyor. Protesto gösterilerinde tüm Batı medyasının kameraları ona odaklanmış, karizması “Demir Kadın”, “Devrimin Anası” sıfatlarıyla yaldızlanmış halde.

2011 yılı boyunca, küreselci liberal medyada tam bir Tevekkül Karman çılgınlığıyla yaşanıyor. Renkli türbanı Müslüman feminizmin bayrağı olarak kutsanıyor, Batı kamuoyunun hoşuna gidecek ve zaten onlara hitaben söylediği her şey manşetlere taşınıyor.

Bu utanç verici pazarlama kampanyasında Karman’ın politik bağlantıları, siyasi hedefleri, Yemen’in somut gerçekliği asla yer almıyor elbette. Karman kendi başına, her şeyden bağımsız bir poster kızı.

Küresel pazarlama kampanyası Karman’ın elini evinde de güçlendirdi elbette. Öyle ki Karman kendisini Islah’ın fiili lideri olarak görmeye başladı. Hatta daha sonra sızdırılan gizli yazışmalarından anlaşıldığı üzere, Islah’ın arası tarihsel hâmisi Suudi Arabistan’la Arap Baharı nedeniyle açıldığında, Suudi yetkililerle bizzat görüşme talep etti.

Karman’ın “devrimciliği” de hepi topu bundan ibarettir. Islah’ın geleneksel liderliğinden gelmeyen, küreselci liberallerin palazlandırdığı bir kadın İhvan-Selefi-kabileci ittifakı olan bu partide “devrim” yapmaya çalışmıştır -ve nihayetinde başarısız olmuştur. Daha ötesi, pazarlama kampanyasının yarattığı yanılsamadan ibarettir.

Karman’ın kariyeri yine aynı yıl doruğa çıktı. 2009 yılında, başkanlıkta daha bir yılını doldurmadan Obama’ya verilen Nobel Barış Ödülü 2011’de Karman’a verildi. Ödülün aslında, iç savaştaki çabaları nedeniyle iki Liberyalı kadına verilmesi düşünülürken aralarına,  bu sefer “Nobel alan ilk Arap kadını” etiketli Karman ekleniverdi. Kaçınılmaz olarak, diğer iki kadın Karman gibi bir yıldızın yanında pek sönük kaldı.

Nobel Karman için küresel kartvizit işlevi gördü ve bundan sonrası gerçek bir “yürü yâ kulum” devri. Nobel’in çaktığı işaret fişeğini görüp Karman’a ödül yağdıran uluslararası NGO’ların, unvan veren üniversitelerin, sayfalarını ona açan gazetelerin, dergilerin bir listesini çıkarmaya kalksam ben yorulurum, o listeyi okumaya kalksanız siz yorulursunuz.

Fakat Yemen’de işler yolunda gitmiyordu. Doğrusu ya yeni küresel kariyeriyle, Karman’ın Yemen’de kalması için bir sebep de kalmamıştı. Karman hâmilerinden Katar’a başvurdu ve anlı şanlı Arap Baharı sonrası ülkelerinden şutlanan sayısız İhvancı gibi Karman da soluğu Türkiye’de aldı. Derhal bahşedilen Türk vatandaşlığı, özel korumalar, İstanbul Aydın Üniversitesi’nde verilen kadro derken, Karman yeni üssüne iyice yerleşti.

Çok geçmeden, Karman uluslararası Müslüman Kardeşler ağına el attı. 2012’de cumhurbaşkanı seçilirken tam destek verdiği, fakat aleyhine gösteriler başlayınca karşısına dikildiği, 2013’te hapse atıldığında ise yine o çok tanıdık üslûpla “Mısır’ın Mandela’sı” diye kutsadığı Muhammed Mursi hakkında tutumu bunun örneği. Gerekçelerini Karman’ın kişisel iktidar hırsında ve o dönem bir yandan Suudi Arabistan, diğer yandan Katar-Türkiye ikilisiyle sürdürdüğü girift ilişkilerde aramak lazım.

Karman’ın Müslüman Kardeşler’i eline geçirme planlarına vurulan en ağır darbelerden birisi 2014’te patlak veren Yemen İç Savaşı’yla geldi. Arap Baharı büyüsüne kapılmış Islah Partisi Husi bombalarıyla rüyalarından uyandı ve tekrar Suudi Arabistan’a yaklaştı. Müslüman Kardeşler’in süngüsü düşünce iktidar hayalleri rafa kalkmış Karman’la Islah’ın arası gittikçe açıldı. Sonuçta Islah 2017’de Müslüman Kardeşler’le bağlarını kopardığını açıkladı, 2018’de ise Karman’ı ihraç ettiğini.

Ortadoğu’daki manevra alanı böyle kısıtlanan Karman yüzünü Amerika’daki küreselci liberal dostlarına döndü. Ancak, onlar da 2016’da iktidardan düşmüştü. Yine de haklarını yemeyelim, Karman’ı sahipsiz bırakmadılar. Böylece, Karman Amerika merkezli küreselci medya, düşünce kuruluşları, yeni nesil girişimciler ve akademi ile Katar-Türkiye ikilisinin suni teneffüsünde yaşayan, işlevini henüz yitirmemiş bir “çatışmasız ortam ajanı” haline geldi.

Biraz da Karman’ın aile ilişkilerini konuşalım. Babasının hem Islah’la, hem Salih rejimiyle bağlantılarına değinmiştik. Ailenin diğer üyeleri de Tevekkül kadar olmasa bile birer yıldız. Bunlar arasında en parıltılı olanı, Tevekkül’ün 1987 doğumlu kız kardeşi Sefa. Ablasının başını çektiği NGO çalışmalarında, henüz 22 yaşındayken Katar tarafından keşfedildi, El Cezire televizyonuna transfer edildi. O gün bu gündür bulaşmadığı NGO, “düşünce kuruluşu” kalmadı. Dahası, malûm network kanalıyla Harvard’a gönderildi. Şimdi onun da ablası gibi yaldızlı bir pazarlama unvanı var: Harvard hukuk diplomalı ilk Yemenli.

Daha az tanınan bir yüz ise Karman’ın yanından hiç eksik olmuyor. Üç çocuğunun babası, vefalı kocası Muhammed el-Nehmi. Karısının aldığı her ödülde ona sarılmasını küreselci medya “Arap dünyasında zihniyet devrimi” diye sunuyor.

İyi güzel de bu pek prezantabl görünümü olmayan adam kimdir, ne iş yapar?

Sorunun yine tanıdık bir cevabı var. El-Nehmi Islah Partisi’nin geçmişteki gizli kasası. Islah’ın şirketlerinde kara para aklama, evrakta sahtecilik suçlarından aldığı cezalar ve halen süren davaları olduğu için, Yemen’e dönememesinin politik sayılmayacak nedenleri de var.

***

Çatışmasız ortam ajanları Ortadoğu’da tükenmez. Bunların en renklilerinden birisini, Azmi Bişara’yı şu yazıda anlatmıştık. (TIKLAYIN) Evet, Ortadoğu’nun algoritması tastamam budur. Karman da bu algoritmanın, Arap Baharı döneminde, küreselci liberaller ile İslamcılar ittifakına özgü bir numunesidir. Ne var ki bu algoritma yıllardır hayatlarımıza zorla sokulduğu gibi, şimdi de bilgisayarlarımız, cep telefonlarımız üzerinden evlerimize sokulmuş görünüyor.

Mark Zuckerberg’ün, 2016 seçimlerinde Trump’la aşna fişnesini affettirmek için yırtındığını biliyoruz. Karman kimin referansıyla Facebook’un Gözetim Kurulu’na girmiştir, işte onu bilemiyoruz. Öyle ya o hatırlı kişi Jeff Bezos da olabilir, Fahrettin Altun da. Hillary Clinton da olabilir, Şeyh Temim bin Hamed el-Sani de. Daha öküz ölmedi, ortaklık bozulmadı.

Bu arada, bir müjde vereyim. Başlarda adını andığımız Şeyh Abdülmecid el-Zindani Husilerden kaçıp sığındığı Suudilerle de papaz oldu ve 2020 Kasım’ında Türkiye’ye yerleşti. Yeni vatandaşımız ve potansiyel kanaat önderimiz hayırlı uğurlu olsun.

Önceki İçerikBitmeyen imtihan
Sonraki İçerikLula’dan aşı şov

Son Haberler

Aşı pasaportu

Aşı pasaportu uygulamasının küresel olarak kabul edilmesi konusu dünya ülkeleri arasında tartışılmaya devam ediyor. RED haber - Dünyada "aşı pasaportu" uygulaması tartışılırken, bazı ülkeler uygulamayı başlattı...

Ferdi Özbeğen kitabı

Gazeteci, müzik ve sahne sanatları organizatörü Ali Rıza Türker dostu Ferdi Özbeğen’nin hayatını anlattığı kitabı Şöhret Dediğin kitapçılarda. RED kitap - Evden her fırsatta kaçan...

Aydınlık’ta son tasfiye

Doğu Perinçek, kuruluşundan beri Aydınlık hareketinin en önemli isimlerinden olan Mehmet Bedri Gültekin'i de nihayet partiden tasfiye etti. RED özel - Aydınlık hareketinin partide kalan...

Sedat Peker’e ne oldu?

Hakkında "Makedonya'dan sınırdışı edildiği" iddiaları gündeme gelen Sedat Peker'in akıbeti henüz belli değil. RED haber - Kuzey Makedonya Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı'nın resmi sitesinden dün yapılan...

Uçan tekmeyle hırsızlık

Hepimizin cebinden kamyon yüküyle para emen bir Türkiye Wushu Federasyonu olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız, lütfen artık bilin! ÖZGÜR TOPSAKAL Wushu isminde Türkiye'de pek popüler olmayan...