Ters mühendislik

Bugün “ters mühendislik” yaparak, basit hesaplamalarla, iktidarın bize her gün yeni palavralar attığını ortaya çıkarıyoruz. Buyurun, rakamlar ortada…

  • T. AKMAN

Turkuaz tablonun şifrelerine küçük bir ters mühendislik yapınca ortaya şöyle bir tablo çıktı: Her gün yaklaşık 82 bin testin hesaplamada hiçbir fonksiyonu yok; sadece hesaba negatif sonuç gibi eklenen sahte bir veri.

Örneğin dün yapıldığı iddia edilen 197 bin testin gerçeği 115 bin. Hasta yakalama oranı ise buna rağmen tam kapanma öncesinin de üzerinde.

Yani bizde Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği şekilde en az 400 bin gerçek test yapılsa ortaya çıkacak olan sayılar gerçek anlamda facia olacak.

Peki kapanmanın hiç etkisi olmadı mı?

İlla olmuştur ama ilk günden başlayarak bir etki olamaz, yeni yeni görmeye başlardık. Yani bugünlerde düşmeye başlasa inandırıcı olurdu ama bu şekliyle külliyen palavra olduğu çok bariz. Zaten asıl etki baharın gelişi ve kafamızı dışarı çıkarabilmemizden kaynaklı.

Virüsü kontrol edemediğiniz bir ortamda bulaşın azalması aşı ile, kapanma ile filan olmuyor, neredeyse tek faktör açık hava ve havaların iyileşmesi ile birlikte iyileşen hava sirkülasyonu. Örneğin hava sıcaklıkları çoktan 30 dereceyi geçen İsrail aşı ile işi bitirdi haberlerinin devamı için Aralık ayını beklemeniz yeterli; zira popülist söylemler ancak kışa kadar yaşayabiliyor.

İstanbul il sağlık müdürü dün bizzat açıkladı; kapanmada vaka sayısı yüzde 35 düşmüş. Bakanlığın turkuaz tablolarındaki düşüş ise yüzde 75!

Gelmeyecek, gelse de çok özel ve ayrıcalıklı birkaç tesis/kişi haricinde bir hayrı olmayacak üç beş çapsız turist için yapılan bu sahtekarlığın faturasını yine gariban halk canıyla ödeyecek.

Salgının başından beri en çok test yapılan hafta olan 14-21 Nisan tarihlerini incelersek, her gün ortalama 316 bin test yapılmış, her gün ortalama 60 bin yeni vaka ve yine her gün ortalama 2 bin 916 yeni hasta saptanmış.

Yani yapılan testlerin yüzde 19’u kadar vaka, binde 9’u kadar da hastamız olmuş.

Dün aynı oranlara baktığımızda vaka oranı yüzde 7’ye inivermiş, ancak hasta oranı yüzde 1’in üzerine çıkmış!

Buraya kadar zaten aşırı şaibeli ve açıklanamaz rakamlar bir başka hesap yapılınca tümüyle çöküyor: Vaka/Hasta oranı.

Kapanmaya kadar olan dönemde tabloda hasta olarak bildirilenlerle, sadece vaka olanların, yani asemptomatik olup pozitif test sonucu verenlerin oranı tam 20 kat, bazı günlerde ise 30 kata kadar çıkmış.

Kapanmadan sonra ise aradan bir iyileşme devresi dahi geçemeden, bir anda mucize gerçekleşiyor ve bu fark 10 kata iniveriyor.

Hele dünkü oran sadece 7 kat.

Hasta/Test oranı artmışken, yeni varyantların artan bulaşıcılığının yanı sıra aşıları hiç iplemediği gerçeği ortadayken, virüsün virülansı azaldı, az bulaşıyor vb. yalanlarına artık kimse giremiyor.

Peki bu sayıları, bu tutarsızlıkları nasıl açıklıyorlar?

Açıklamıyorlar.

Sadece rakamları düşürüyorlar, bunun da en kolay yolu gerçek test sayılarını düşürmek ve kabaca 82 bin negatif test verisini denkleme ekleyip vaka sayılarını düşük göstermek.

Testlerin çoğu yurtdışına çıkış için zorunlu olan ya da kişisel merak için ücretli yaptırılan testler, sporculara yaptırılan testler ile yandaş ve Saray testleri. Bunların dışında kalan ve ciddi pozitif çıkacak olanlar ise artık yapılmayan filyasyon testleri.

Filyasyon ayağını kısıverirseniz, 82 bin boş test verisiyle de desteklerseniz alın size şahane salgın yönetimi.

Ne yazık ki, etrafımda oldukça fazla sayıda insan son dönem CoVID-19 geçirdi. Hiçbirinin temaslıları sorgulanmadı, kimseye ek test yapılmadı, kimseyi arayan soran da olmadı. Sadece evlerinin kapısına hiçbir işe yaramayacak, göstermelik ilaçlar bırakıldı ve 10 gün boyunca HES kodları kısıtlandı. O kadar.

Tam kapanmanın başından beri, sadece resmi rakamlara göre, günde ortalama 331 kişiden toplam 4 bin kişi kaybetmişiz ve gerçek sayılar açıklansa belki 20 binlere tırmanan bir kayıp göreceğiz.

Kan gövdeyi götürüyor, her yer virüsle sarıldı, önümüz herkesin yasakları ihlal ederek aile ziyaretleriyle geçireceği bir dini bayram ama, zafer çığlıkları ile tam bir hafta sonra salgının biteceğini müjdeliyor büyüklerimiz.

“Bütün bunlar, kendi içinde oldukça doğru olan, büyük yalanda her zaman belirli bir inanılırlık gücü olduğu ilkesinden ilham almıştır; çünkü bir ulusun geniş kitleleri, duygusal doğalarının daha derin katmanlarında, bilinçli veya gönüllü olmaktan her zaman daha kolay yozlaşır ve böylelikle akıllarının ilkel sadeliğinde, küçük yalandan çok büyük yalanın kurbanı olurlar, çünkü kendileri genellikle küçük konularda küçük yalanlar söylerler ama büyük ölçekli yalanlara başvurmaktan utanırlar…”

“Böylesine ‘devasa’ yalanların uydurulmuş olabileceği asla akıllarına gelmez, başkalarının gerçeği bu kadar rezilce çarpıtacak fütursuzluğa sahip olabileceklerine inanmazlar. Bunu ispatlayan gerçekler akıllarına açık bir şekilde önlerine getirilse bile hala şüphe duyacaklar ve tereddüt edecekler ve başka bir açıklama olabileceğini düşünmeye devam edeceklerdir. Ortaya çıkarıldıktan sonra bile bu kadar rezil bir yalanın her zaman arkasında izler bırakacağı, bu dünyadaki tüm uzman yalancılar ve yalan sanatında komplo ustaları tarafından bilinen bir gerçektir…”

Adolf Hitler (1889-1945), Kavgam (1925)

Önceki İçerikKaynarca’yı aramış!

Son Haberler