Gazete REDTek tek basaraktan…

Tek tek basaraktan…

İnsanın kendisini bir pinpon topu, çözülebilir plastik poşet, satrançta at, tezgahta çürümeye yüz tutmuş elma hissetmesini sağlayan yerler arasında, esas olarak insan üretim-doğa ilişkilerinin aynı olduğu her yerde benzeri “geri zekalı yerine konma” mevhumu ile karşı karşıya kalınabilirken, burada artı bir durum olduğu da çok net.

Karikatüre başlayıp biraz da yol aldığım orta okul yıllarımda, Dıgıl dergisi yeni çıkmaya başlamıştı. Oğuz Aral tek figürlü kapaklar yapmayı tercih ederdi. Çok da hoşlanırdım.

Tek figür, gayet etli hatlar; hatta patron-vampir-yaratık karışımı oluşum iyicene löpür löpür kapağı kaplardı. İyi oranlanırdı, boşluk kontrolü, dikkat çekme, yanlardaki ufak, karikatürün tadını artıran detaylar, işlevlerini çok iyi görüp unutulmaz kareler ortaya çıkmasında dayanımlı değişkenlerdi.

Halbuki, bu “tek” olayı aynı zamanda toplumun bilinçdışına da hitap ediyordu. O zaman bu gerçeği teknik olarak açıklamaya yakın değildim, ancak sezgisel olarak kavrayabiliyordum. Kavrayışların meydana gelmesi ihtimalle, dört bir yandan dayanan “tek” figürünün karşıtının reaksiyonla başarılı bir şekilde kendini elde etmesi nedeniyleydi.

Döneme baktığımızda, üç gün öncesine kadar yine tek adam netekim, ardından tek başına iktidar, cunta ve uzantı hükümeti boyunca pompalanan “tek” figürlü, kahramanlı kılıçlı tarih köpürtülen kahramanlar, padişah güzellemeleri, palazlanan, arkası sıvazlanan tarikatların “tek” şeyh figüründe erimenin matah bir şey olarak öne sürüldüğü ilk zamanlar.

Tek olmaya, tek yapmaya yatkın, tiranlığı besleyebilecek bir toplum yapısı…

Şimdiki zamanı biliyoruz, yaşıyoruz; “tek millet, tek devlet, tek dil, tek din” resmi olarak telaffuz edildi; Berlin’de bir kovukta, o kadar yıkım ve harfiyattan sonra yine de bir yerlere kaçıp sıkışmış olabilecek, geriye kalan “tek” bir diş şöyle bir ışımıştır.

İşte, tam da burada, bir kez daha “tek”ten yola çıkılarak girişilen bir akıl kıstırma girişimiyle karşı karşıyayız. Gezi, “tek” bir ağaçtan çıkmadı. “Tek” kişi yoktu. “Tek” bir yerde sokağa çıkılmadı; Nepal’den “Diren Gezi” kartonu tutan köylü fotoğrafları geldi. “Tek” bir gün sürmedi. “Tek” bir şeye odaklanmadı. “Tek” bir sloganı yoktu, “tek” bir talebi yoktu.

O halde; Gezi “tek”değil.

Peki, neden “tek” kişinin salıverilip bırakılması sevinç gösterisi ya da kınama için yeterli olabiliyor?

Gezi’yi tek kişi yapmadı, yapamaz da…

Ancak, “tek” kişi üzerinden sevinç gösterileri yapıldı. Yine”tek” kişini tekrar alınmasıyla üzüntü yaşandı. Sonra “tek” kişiyi alıp 15 Temmuz’a bağlayıverdiler.

Mantık düz; ancak “tek” de düz bir şey halihazırda. Bundan sonraki hamlelerin de bu “tekil” darbe bağlantısına eklemlenmesi uzak ihtimal değil. Gezi’yi daha önce darbe kapsamında değerlendirmemişlerdi. Oysa ki bunu çok isterlerdi. Darbenin kendisinden de kullanışlı bir şey bu.

Darbenin kendilerine sunduğu fırsatların on katını rahatlıkla kendilerine verebilirlerdi. Bugünlerde yapılması gereken, devletin içinde bir boğuşma yaşanmakta olduğu belliyken, bu ihtimali de göz ardi etmemek ve aklıselimi korumak.

“Tek değil, tektek…”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,098TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol