Tanıklıklarım…

Okumakta olduğunuz yazı, RED Dergisi‘nin Haziran 2019 tarihli 103’üncü sayısından alınmıştır. Derginin tamamına e-dergi olarak PDF formatında ulaşmak için: TIKLAYIN


Suudi Arabistan’ın Tabuk (Tebük) şehrinde inşaat firması Baytur’un bünyesinde yapılan otel inşaatında çalışan Türkiyeli işçiler, ücretlerinin ödenmemesi ve insanlık dışı çalışma koşulları nedeniyle iş bıraktı. Suudi polis işçilere ateş açtı…

  • ASLAN DOĞAN

25 yıl yurt içi ve yurt dışı inşaat ofislerinde kesin hesap, planlama, bütçe, maliyet analizi, teklif, ihale dosyası hazırlama gibi konularda çalıştım. Kısım şefliği, şantiye şefliği, proje müdürlüğü yaptım. Piyasa düzeninin işleyişi hakkında içeriden gördüklerimi kısaca özetliyorum:

– Patronların zarar ediyorum, para kazanamıyorum diye ağlaşmasına sakın inanmayın. Bunlar tipik esnaf palavrasıdır. Hepsi de malı küfeyle götürür. Çalışanlarına iki kat fazla ücret, haftada bir gün tatil, insana yakışır yemek yatak vs verseler çoğunun bütçesi sarsılmaz bile. Belki birkaç metrekare daha ufak bir villada oturmak zorunda kalırlar, o kadar.

– Devlet ihalelerinin çoğunda keşif aşırı şişirilmiş olarak ihaleye çıkılır. İşin bedeli 100 milyonsa gerçek bedeli 70-80 milyondur. Belki de 50’dir. Dahası o proje belki tamamen fuzulidir ve hiç de halkın ihtiyacı değildir. İhtiyacı karşılayacak olan çok daha küçük bütçelerle yapılabilecek olan çok daha başka bir projedir.

– Çok büyük işlerde zaten birçok firma yeterliliği olmadığı için ihaleye giremez. Kalanlar da kendi aralarında paslaşarak teklif verirler. İhale ne kadar büyükse soygun yüzdesi de o kadar fazladır. İhaleyi görünürde iyi hesap yaparak, düşük teklif vererek ve yeterliliği sağlayarak kısaca ‘bileğinin hakkıyla’ almıştır. Gerçekte ise kapalı kapılar ardında bin türlü dolap çevirerek bağlamıştır işi.

– Sade ve ucuz mühendislik çözümleriyle halledilebilecek konular hep karmaşık ve pahalı çözümlerle geçilir. Misal trafik ışığı ve yaya geçidi gereken yere köprülü kavşak yapılır. O da beton yerine çelik konstrüksiyon yapılıp maliyeti katlanır. Yaya üst geçidi yapılır, ortaya bir kolon atıp çelik miktarını yarı yarıya azaltmak yerine tek açıklıkta geçerler caddeyi. ‘Estetik’, ‘mimari’, ‘güvenlik’ denir, ‘teknik şartname’ denir, bir kılıfa uydurulur. Sözleşmede neyin birim fiyatı yüksekse onun keşif miktarı sonradan artırılır. Durmadan halka böyle gereksiz masraf çıkarırlar. Biraz tadilat gereken kamu binası için çürük raporu aldırıp yıkar, baştan yaparlar. Hem yıkımdan hem yapımdan vurgun… Aynı kaldırım, aynı asfalt on kere sökülüp tekrar yapılır. Hasta olmayan yere hastane, yolcu olmayan yere karayolu, havaalanı, öğrenci olmayan yere üniversite ve tabii cemaat olmayan yere illa ki cami yaparlar. Bu ihaleler müteahhit ve siyasetçi-bürokrat paslaşmasıyla çıkar. Fırsatı bulsunlar yeter. Birkaç bin dolar fazla kâr etmek için hiç vicdanları sızlamadan devleti milyonlarca dolar masrafa sokarlar. Vatandaşın bu dönen dolaplardan haberi olmaz. Saf saf kendisine hizmet edildiğini düşünür.

– En kolay ve hızlı köşe dönme yolu arsa vurgunculuğudur. İmar izinlerinin çoğu, şehir merkezlerindeki AVM’ler, rezidanslar, gökdelenlerin hepsi bir haydutluk hikayesidir. ‘Kupon arazi’ vurgunları devletin en üst seviyeleriyle ortak bağlanır. Herhangi bir ülkede yozlaşmışlık seviyesinin en güzel göstergesi şehir merkezlerinde rastgele biten yüksek binalardır.

– Kazıdan çıkan yumuşak toprağı ‘kaya’ diye yazmak, çimentodan, demirden çalmak, yapılan işlerin metrajını şişirmek işin olmazsa olmazıdır. Daha çok küçük müteahhitler ve taşeronlar yapar. Bu, halk arasında en çok dile düşen hırsızlık türüdür. Elbette yapı güvenliğini tehlikeye düşürdüğü için tek kelimeyle alçaklıktır fakat özde tavuk hırsızlığıdır. Yani inşaat aleminde yapılan en basit üçkağıttır. Müteahhitlerin diğer işleri yanında devede kulak kalır.

– Biraz daha açık konuşalım. Devletten milyon dolar çalmanız için dağıtmanız gereken rüşvet miktarı 10 bin haydi diyelim 20 bin dolardır. Daha fazla değil.

– Yasa, hukuk, mahkeme, şartname vs. kalantor kısmı için arasından dolanacağı basit engellerdir. Her zaman bir yol bulup aşarlar. Yol bulamazlarsa da dosdoğru yıkar geçerler. Bakan, vali, kaymakam, hakim, savcı, polis, zabıta gibi adamları büyük sermaye sahipleri ciddiye bile almaz, kartalın serçeye baktığı gibi bakarlar. Sen kırk yıl uğraşsan sesini duyuramazsın hiçbirine. Fakat kalantor kısmı için tek telefona bakar bunlara ulaşmak.

– Sermayedarlar malı küfeyle götürürler ama kazançlarını düşük gösterip vergi vermemek için de bin bir takla atar, bin bir sahtekarlık yaparlar. En bilindik yöntem sahte –naylon- fatura ile masraf göstermektir.

– İş güvenliği üstüne biraz eğilseler kârları yüzde bir bile azalmaz, birçok işçi de ölmekten, sakat kalmaktan kurtulur. Fakat umurlarında değildir. Kentsel doku, çevre, kıyı, orman, zeytinlik, tarihi eser, halk sağlığı vs patronlar için detay bile değildir. Vicdanları sızlamadan yıkar geçerler. Yasal bir kılıfa da oturturlar.

– Bütün bunlara rağmen işçinin emeğinden, yemeğinden kırıntı kesmek için kırk çeşit takla atarlar. İnşaatlarda çalışan herkes bilir bunu. Ya mesaini, ya kıdemini, ihbarını vermez ya sigortanı yatırmaz ya da maaşını eksik verir, ya da geç verip paranı işletir. Mutlaka bir şeyler çarpar işçiden. Türkiye’de en lüks yapının arsa hariç inşaat bedeli makine, malzeme, işçilik dahil metrekarede 1.500–2.000 liradır. Satış fiyatı 10 binlere kadar çıkar. Bu vurgundan işçinin aldığı payı hiç konuşmayalım bile. Herkes kendi kazancını biliyor.

– ‘İşadamı, zengin, milyarder, patron, müteahhit, CEO, genel müdür…’ diye yazılanları haydut, hırsız, yolkesen diye okuyun yanılmış sayılmazsınız.

Bu adamlara karşı sendikalarda, işçi partilerinde örgütlenmekten başka yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Alın terinizi, ekmeğinizi, doğayı korumak için tek yol var: Örgütlenmek. Bunların kazanç hırsının önünde durabilecek tek güç bilinçli işçinin örgütlü gücüdür. İşçiler tüm bu dönen dolapları bilse ayaklanıp dünyayı alt üst eder. Elbette bir gün edecekler ve bu dünyanın altı üstünden iyi çıkacak!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here