Gazete REDSüleyman Bey’in burun kılcalları, halkın sefaleti ve gazetecilik!

Süleyman Bey’in burun kılcalları, halkın sefaleti ve gazetecilik!

Bütün dünyada benzer bir eğilim hep vardır biliriz ama bizim fikir ayrılığında bin parçaya bölünmüş bir halk olarak, hastalıkla-ölümle alay etmek, sevinmek, hatta zil takıp oynamak  gibi alışkanlıklarımız maalesef gelenek görenek halini almış durumdadır artık memleketimizde.

Elbette herkes hoşlanmadığı veya kötü olduğunu düşündüğü birilerinin hayatından-sağlığından kaygı veya üzüntü duymak mecburiyetinde değildir. Ama insan evladı denen varlığın istisnasız her birinin mutlaka tecrübe etmek durumunda olduğu hastalık ve ölüm gibi doğal olayları, söz konusu bir başkası olunca “ceza” olarak görmesi, hatta yetinmeyip makaraya alarak üzerine de göbek atması en hafif tabiriyle kendini bilmezlik ve aymazlıktır.  Katılır mısınız bilemem ama hem yaşamda, hem ölümde, efendiliğimizden taviz vermeden “iyi bilmezdik, bilmeyiz” deme hakkımızı kullanmamız gerektiği kanaatindeyim.

İşte halihazırda hayattayken de çoğumuzun “iyi bilmediği” İçişleri nazırımız Süleyman Soylu Beyefendi de geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşma sırasında burnundan kan gelmesiyle haber oldu. Açıkçası sevip sevmemekten değil de halk olarak kendimizden gayrı tüm devlet erkânı, muktedir ve muhalif vekiller ve yedi sülalelerinin diş parlatma masraflarını bile karşılayacak güçte olduğumuzdan kelli, elhamdülillah, Süleyman Bey için de endişelenmedim. Neticede  “devlet büyüklerinin” sağlığı için gereken tüm imkanların seferber edilmesi normaldir. Üstelik koskoca Süleyman Bey bu, bizim gibi SGK hastanelerinden randevu bile alamayıp sürünecek değildi ya; neyse işte…

GAZETECİLİK ÖLMÜŞ!.. ALLAH ALLAH!..

Sonrasında Soylu’nun rahatsızlığının sebebini takip edemedim ama şükür ki dün iktidarın tanınmış neferlerinden “gazeteci” Cem Küçük Beyefendi konuya açıklık getirdi ve Süleyman Bey’in -aynen bu tabirle- “burun kılcallarını yaktırdığını” açıkladı da aydınlandık. Fakat iktidara kendini sevdirme yarışında hızını alamayan Cem Bey habercilikte de rekora koşarak Süleyman Bey’in bu ameliyatının aslında ikinci olduğunu, daha önce bir de “sağ ayak varis problemi” nedeniyle rahatsızlandığını, doktorların ameliyat önermesine rağmen terörle mücadele ve Barış Pınarı Harekatı öncesi ameliyatı kabul etmediğini ve sırf vatan için çalışmak, terörün kökünü kazımak için sağlığını sonuna kadar tükettiğini yazdı.

Bu tespitlerde sorun çok ama benim için zurnanın zırt dediği yer, Küçük Bey’in; bu ameliyatlardan kimsenin haberinin olmamasını “gazeteciliğin ölmesi” olarak yazması oldu. Aslında tabii ki her “devlet büyüğünün” her rahatsızlığı her zaman haberdir ama gerçekte “yandaşlık öldü mi, ıssız acun kaldı mi” demek isterken kendince lisan-ı münasiple “gazeteciliğin öldüğünü” belirten Cem Bey ve arkadaşlarına birkaç haber önerisinde bulunmak istedim. Çünkü konuya gerçek anlamda damardan gireceğim:

DAMARDAN GİRİP DAMAR PATLATMA!

Birinci dereceden bir yakınım birkaç gün önce kendisi için hayati önemde olan rutin bir kan tahlilini yaptırmak için sağlık ocağına gitti. Hemşire olmadığı için kanını iktidarınızın bir gecede “uzman doktor” yaptığı “aile hekimi bacılarınızdan” biri almaya kalktı. Bacınız o sırada gayet sağlıklı olan vatandaşın iki damarını patlatmasına rağmen kanı almayı başaramadı. Kollarına pamuk koyup sargı beziyle sarmaladıktan sonra “bu aletler bozuk zaten” diyerek hastayı resmen sepetledi. Arkasında sıra bekleyen hastalar da tahlilden vazgeçip korku içinde olay mahallini terk etti. Damarları patlatılan vatandaş sokakta fenalık geçirmek üzereyken dostları tarafından kendine getirildi. Kendisinin yasal olarak aile hekimi bacınızı değiştirme hakkı var, fakat tercih edilecek bir başka bacı yok. Mesela bunu haber yapmak ister misiniz?

Ya da ben mesela; geçen hafta gözümdeki kan damarlarının isyan etmesi sonucu Kadıköy, Kartal, Üsküdar ve çevre ilçe hastanelerinin bir tanesinden bile randevu alamadım. Ben şu anda yandaşlara bunları yazarken iptal edilen randevular olduğu için tekrar başvurabileceğim mesajı geliyor sistemden. Fakat benim gibi randevu bulamayan tüm hastalara aynı mesaj gittiği için asla alamıyorum şu meşhur randevuyu. Devlet sanki benimle alay ediyor ama eczacım sağ olsun; verdiği ilaç iyileştirdi. Üstteki vaka uymadıysa bunu haber yapmak ister misiniz yandaşlar? Gazetecisiniz ya!

Bunların dışında hastanelerinizde zaten maske yok, eldiven yok! Olanlar poşet benzeri eldivenimsi bir cisimle hasta muayene etmeye çalışıyor. Kendi masraflarını karşılamaya çalışan “müşteri garantili” hastaneleriniz eğer randevu bulunabilirse hastanın olmadık her yerinin MR’ını bile çekebiliyor muhterem devletinizi ve halkı kazıklamak için ama rahatsızlığa çözüm bulamıyor. Doktor arkadaşlarımız sağlık sektörünü ele geçiren tarikatların ihtiyaç olmayan alet edevatı hastanelere zorla sattığını ama gerçek ihtiyaç malzemelerine ulaşamadıklarını anlatıp bizlere dert yanıyor. Daha da neler neler, bunları da haber yapmak ister misiniz mesela  gerçek gazeteciler?

İÇİŞLERİ GAZETECİLİĞİ!

Tabii şimdi sizler halkın sağlığından sorumlu bakanınızın görevlerini yerine getirmekten en az sizin kadar “kıymetli gazeteci” Hande Fırat’ın sağlık durumunu sosyal medyadan duyurmak olarak anladığınızdan kelli bu sorunların İçişleri Bakanlığı indinde olmadığını da savunursunuz. O zaman ben kanser ve benzeri uzmanlık alanı gerektiren hastalıklarda zaten sistemden randevu bile alamayan halkın sorunlarını da bir yana bırakıp İçişleri’nin alanına giren şu haber önerilerini de  getireyim hatırım kalmasın:

Madem sırf vatan için sağ ayak varisi ameliyatı olmayı erteleyen bir nazırınız var; o halde kendisine sırf “vatan için” kollarını, bacaklarını kaybettiği halde gazilik maaşları kesilen 236 gazinin eylemlerini geç de olsa haber yapmak ister misiniz, diye sorayım. Veya en tazesinden demin sosyal medyaya düşen bir gazi isyanını paylaşayım; adam göğüs kafesinin röntgenini koymuş Twitter’a diyor ki; “Vücudumda şarapneller var, ağır metal zehirlenmesi yaptı. Yavaş yavaş ölüyorum. Yetkililer beni görmüyor. Bana gazilik vermiyorlar!” Bunu haber yapmak ister misiniz gerçek gazeteci olarak?

Veya bakın en güzeli, vatan uğruna savaşırken “güzel kalbinizin” katil cihatçıların yanı sıra ülkemize koşulsuz davet ettiği gariban mültecilerden yayıldığı belirtilen uyuz ve benzeri bulaşıcı hastalıkların bu halkı kelimenin tam anlamıyla nasıl uyuz ettiğini haber yapmak ister misiniz?

Bakın sevgili yandaş medya, bizde gazetecilik yapmak isteyene malzeme bol; zaten bu halkın sorunlarını arka arkaya koyup yazsak buradan Mars’a yol olur. Siz de anca bu yolla gidersiniz zaten hayallerinizdeki o uzaya.

Ama geçmiş zamanda işine gelmediği için dergimiz RED’i bile Fetö’cü ilan etmekten çekinmeyen Cem Küçük’e kısa not yazmadan da bitirmeyelim:

“Bak hacı, yanına Süleyman Bey’ini de alıp bizi iftiralarla itham edersen o biçtiğiniz elbise bizim bedenimize uymaz. Güneş balçıkla sıvanmaz. Bedenlerimizi hile ve desiseyle esir alabilirsiniz ama ruhlarımızı asla! Yazın isterseniz, bunları da yazın; gazeteci değil misiniz? Yoksa gazetecilik hakikaten öldü mü?”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

23,984BeğenenlerBeğen
16,906TakipçilerTakip Et
1,350AboneAbone Ol