Suda yürüyen rahip…

Jonathan Mthethwa, uzun zamandan beri endişe içindeydi. Kiliseye artık daha az insan geliyordu. Son zamanlarda İncil’in en çarpıcı bölümleri bile az sayıdaki dinleyiciyi etkilemez olmuştu. “Zoraki” dinleyiciler konuşma bir an önce bitsin diye can atıyorlardı. Kilisenin topladığı bağışlar da oldukça azalmaya başlamıştı.
“Bunlar iyice yoldan çıktı, bir şeyler yapmak lazım “ diye düşünüyordu.

İsa da kendisine inanmayanlarla karşılaşmıştı. O imansızlar sonunda İsa’nın mucizeleri karşısında sarsılmış ve ona inanmışlardı. Ah! Keşke o şimdi burada olsaydı, bu imanı sarsılmış insanlara kerametini gösterseydi.
Dünyanın pek çok yerinde benzer sorunlar yaşanıyordu. Pek çok Hıristiyan dinden uzaklaşmaya başlamıştı. İnsanlık yoldan çıkmıştı.

Deacon Nkosi, hâlâ kiliseye düzenli biçimde devam eden ve Hıristiyan akidesine göre yaşamaya çalışan az sayıda insandan birisiydi. O, Rahip Jonathan Mthethwa ‘ya gönülden inanan, ona her zaman saygılı bir takipçiydi. Zimbabveli Deacon Nkosi, Hıristiyanlık sayesinde hayatının anlamını bulmuştu. Atalarının dinini neredeyse tamamen unutmuştu. Kilisenin görkemli törenleri onu derinden etkiliyordu. Bir totemin etrafında saatlerce dans eden ataları ise ona pek akıl dışı, tuhaf görünüyordu.

Rahip Jonathan Mthethwa

İsa Mesih, geri döndüğünde bu kokuşmuş dünya yeniden şekillenecek, iyilik ve güzellik dünyaya egemen olacaktı. Bir Hıristiyan olduğu için, bu ayrıcalığa sahip olduğu için ne kadar da şanslıydı.
***
O hafta sonu, pazar ayininin ardından yine Rahip Jonathan Mthethwa’nın yanına gitti ve ilahi konularda uzun sohbetlerden birine giriştiler.

– Bak evladım, bu çılgın dünya böyle devam edip gitmeyecek, İsa Mesih yeryüzüne indiğinde tüm bu sapkınlıklar sona erecek. Tüm yoldan çıkmışlar onun önünde secde edip af dileyecekler. Günahkârları bekleyen cehennem ateşinden başka ne olacak ki?

– Haklısın Rahip Jonathan, çok haklısınız.
– Mesele, sadece onun ne zaman geleceğidir.
– Efendim, İsa Mesih’in ne zaman geleceğini bilmiyoruz; acaba bu arada insanlığı fenalıklara karşı uyarmak için biz faniler bir şeyler yapamaz mıyız?

– Hım, evladım aslında tüm dünyada kilise zaten bu amaçla, tüm gücü ile çalışmakta…
– Haklısınız da efendim, bakın şu bizim küçük köyde bile insanlar hepten yoldan çıkmaya başladı. Yoksullar da artık şükür etmekten uzak ve fırsat bulsalar bu kiliseyi bile yağmalayacaklar.

– Ah! Evet, o densizler aslında bu dünyada bir sınava tabi tutulduklarını unutmuş görünüyorlar. Bu dünyada sabredenler cennet bahçesinde sonsuz mutluluk yaşayacaklar. Şu kısa dünya hayatı için öbür dünyadan vazgeçmek ne akıl almaz bir davranıştır.
– Haklısın Rahip Jonathan, çok haklısınız ancak biz bu durumu değiştirmek için bir şey yapamaz mıyız?
– Ne gibi?
– Efendim, İsa Mesih mucizeleri ile imansızları yola getirmemiş miydi?
– Tabii, orası öyle ama…
– Siz onun imanının bir yansıması olarak buradaki densiz kitleye akıllarını başlarına getirecek bir takım uyarılarda bulunamaz mısınız?

Rahip Jonathan, bu soru karşısında duraksadı ne diyeceğini bilemedi. Ve sonra;
– “Dur bakayım, Deacon Nkosi, bu konu üzerinde biraz düşünmem lazım sana daha sonra yanıt vereceğim” dedi
***
Sonraki pazar ayininde Rahip Jonathan, Hz. İsa’nın mucizelerini uzun uzun anlattı. Onun daha beşikte iken konuştuğunu, ölüleri dirilttiğini dile getirdi; Bunların Sam bin Nûh,Şeddad bin Âd,Mâsân bin Mâlân ve Beni İsrail’den bir çocuk olduğunu ifade etti.
O, doğuştan kör olanları iyileştirdi, eliyle dokunduğu hasta iyi olurdu. Eliyle mesh ederek hastaları iyileştirdiği için kendisine İsa Mesih denmişti.
Hz İsa’nın öğrencileri fırtınalı bir havada kayığa binip karşıya geçmeye çalışmışlar, ancak şiddetli dalgalar yüzünden kıyıya ulaşamamışlardı. Hz. İsa, su üstünde yürüyerek dalgalarla boğuşan kayığın yanına gelip o kayığa binmiş ve öğrencilerini kıyıya ulaştırmıştı.

Rahip Jonathan, coşku dolu konuşmasını şöyle sürdürdü;
– Ey İsa’ya inanlar! Belli ki bu aralar rehavet, boş vermişlik ortalığı kaplamış durumda. Sizi bir kez daha onun izinden gitmeye çağırıyorum.
Beni dikkatle dinleyin!
Gelecek hafta, pazar ayininden sonra İsa’nın peşinden gidenlerin neler yapabileceğini size göstereceğim. İsa, fırtınada çaresiz kalan öğrencilerini su üstünde yürüyerek azgın dalgalar arasından kurtarmıştı. Ben de onun izinden giden bir rahip olarak, onun inancı ile su üzerinde yürüyeceğim. Sizlerden bunu herkese duyurmanızı istiyorum. Görmeyen gözler, mühürlenmiş kalpler bir kez daha Rab’in izniyle bir mucizeye tanık olacak.
***
Kilisedekiler şaşkınlık içinde bu sözleri dinlediler. Hiç kimse konuşmadı, sessizce dağıldılar.
O hafta boyunca köyde ve yakın yerleşim yerlerine Rahip’in iddiası kulaktan kulağa yayıldı. İnsanların bazıları bunun mümkün olmadığını savundu. Onlara göre mucizeler ancak İsa Mesih tarafında gerçekleştirilirdi. Öte yandan Rahip’e inanan da çokça kişi vardı.
Rahip Jonathan, o hafta hiç yemek yemedi, oruç tuttu. Durmadan dua etti. İsa Mesih’ten kendisine yardım etmesini diledi. İçi iman ve huzur doluydu. İsa Mesih’in kendisine yardım edeceğine tüm benliği ile inanmıştı. Geceleri onu rüyasında görüyor, onun kendisini cennet bahçesine davet ettiğini hayal ediyordu.

İsa sevgi dolu bir ifade ile ona elini uzatıyor, gökyüzüne yükseltiyordu.

Nihayet o gün geldi çattı. Kilise bu kez tıka basa doluydu. Çok sayıda kadın, erkek, çocuk kilisenin büyük bahçesinde toplanmıştı. Kalabalık huşu içinde ilahiler söylüyor, dua ediyordu. Bazıları ise nerdeyse kendilerinden geçmiş adeta başka bir boyuta ulaşmıştı.
***
Rahip Jonathan, en güzel cübbesini giymiş, en hoş kokuları sürmüştü. Yüzünde bir tebessüm ve huzur vardı.

O gün bir kez daha insanları İsa Mesih’in izinden yürümeye davet etti. Kalabalık onu coşku ile alkışladı.

Tören sona erince Rahip Jonathan, kiliseden çıktı ve nehire doğru yürümeye başladı. Kendisinden emindi. İsa Mesih ona el uzatmıştı. Onun yardımı ile bir mucize göstermek için ağır ağır ilerledi.

İlkbahar o yıl da bol yağış getirmişti. Bölgedeki nehirler dolu dolu akıp gidiyordu.
Rahip Jonathan, yürüdü…

Nehrin kıyısına gelmişti, nehrin suyu sandaletli ayaklarında hoş bir serinlik oluşturuyordu. Başını kaldırdı ve gökyüzüne baktı. Bulutlar rüzgârın etkisi ile şekilden şekile giriyordu. Rahip Jonathan, bulutlarda onun yüzünü gördü… O yine sevgi dolu bir ifade ile kendisini çağırıyordu.
***
Nehir’e doğru ilk adımını attı. Ayakları artık suyun altındaki zemini hissediyordu.
Onu izleyen büyük kalabalık merak, endişe, iman ve imansızlık duyguları içinde tuhaf bir uğultu çıkarıyordu.

Rahip Jonathan, dönüp kalabalığa baktı, ön sıradakilerle göz göze geldi. Bazıları, “Hadi! Lütfen göster mucizeni!” gibisinden, bazıları da inanmayan ve belki de alay yüklü ifadeler ile ona bakıyordu.

Kalabalık adeta kendinden geçmişti… İlahiler söyleniyordu…
Rahip Jonathan, nehrin kıyısından bir adım daha attı ancak ayakları halen zemini hissediyordu. Bir kaç adım sonra nehir biraz daha derinleşecek sonra suyun yüzünde yürümeye başlayacaktı.
“Sana sığınıyorum, sana inanıyorum İsa Mesih” dedi alçak bir ses tonu ile.
Bir adım daha, sonra bir adım daha attı.
Rahip Jonathan, dua ederek ilerlemeye devam etti ve aniden ayaklarının altındaki zemini artık hissetmediğini fark etti.
Coşku ile akan nehrin üzerinde ayakları yerden kesilmişti. Rahip Jonathan, kendini suyun üstünde buldu ama sadece ayakları değil gövdesi de suyun üzerinde idi.

Rahip, bir şeyin gövdesini sıkı sımsıkı sardığını hissetti. İsa Mesih’in sevgi dolu gözler ile bulutların arasında kendisine baktığını bir kez daha gördü. Mavi ve beyaz gökyüzü kırmızı bir renk ile bulanmaya başladı. Huzur içindeydi…

Kıyıdaki kalabalık şaşkınlık, korku içinde ağlaşıp, bağırıyor ilahiler söylüyor, onun için dua ediyordu.

Gökyüzü artık mavi beyaz değildi. Kızıl, kıpkızıl olmuştu… Rahip Jonathan, akan kanının kızıllığı arasında İsa Mesih’in tebessüm eden, sevgi ve merhamet dolu yüzünü artık zorlukla seçiyordu…
***
Ertesi gün bir gazetede olup bitenler haber haline getirilmişti. Habere göre timsahların bulunduğu nehre giren Rahip “birkaç dakika içinde” timsahların saldırısına uğrayarak hayatını kaybetmişti.

Olaya tanık olanlardan Deacon Nkosi, “Rahip bize bugün inancını göstereceğine söz vermişti, ancak ne yazık ki boğulup üç büyük timsah tarafından gözümüzün önünde yendi” diye konuştu.

Nkosi, “Hâlâ bunun nasıl olduğunu anlayamadık çünkü bir haftadır dua edip oruç tutuyordu” dedi.

Bir polis sözcüsü ise, “Bu yıl çok yağmur yağdı ve timsahların nehirlerimizde olduğuna kuşku yok” diyerek, “köylüler nehirlerde yüzerek hayatlarını tehlikeye atmamalılar” açıklamasında bulundu.
***
Ahh! Bu ne saçmalık Rahip Jonathan Mthethwa, o nehre yüzmek için girmedi ki, o İsa Mesih’in izinden gidip onun gibi suyun üzerinde yürüyecekti ancak o kahrolası timsahlar buna mani olmuştu…

Editörün notu: Peki suda yürünebilir mi? Biraz bilimsel bir çalışmayla suyun üzerinde beş-altı adım atmak mümkün olabiliyor. Bir kısım insan bu konu üzerine kafa yormuş. İşte burada:

Son Haberler

Jöleli ters köşe!

Eski milli kaleci ve Milli Takımlar Teknik Direktörü Şenol Güneş, iktidar tarafından şımartılan Jöleli Yiğit Bulut'a haddini bildirdi. RED haber - Türkiye A Milli Futbol...

Diktatöre Otokar takviyesi

Koç Holding'in ortağı olduğu Otokar, geçen hafta en az 49 kişiyi öldürten Uganda diktatörüne 110 milyon dolarlık zırhlı araç satma anlaşması yaptı. RED özel -...

Kendini de at o zaman

Geçmişte Adnan Hocacı olan ve Fethullahçılarla enseye tokat 'Yetenek' seçen Acun Ilıcalı, Yıllar önce Tayyip Erdoğan'a sosyal medyada küfür yazdığı ortaya çıkan MasterChef yarışmacısını...

“Kedi yemek helaldir…”

İstanbul'da kesip yüzdüğü kedi yavrusunu evine götürürken yakalanan kadın, "Kedi helaldir, yıllardır yiyorum" dedi. Soru şu: "Helal" ise suç değil mi? Ya da bu...

Meclis’i bastılar!

Yüzlerce protestocu Guatemala’nın Meclis binasına girip ateşe verdi. RED haber - Guatemala'da emekçiler ve yoksul halk isyan etti. Meclis binasına giren protestocular, binayı ateşe verdi. Türkiye'deki...