Soytarılık ve pazarlama

Ben yine kötü insan olayım ve salt gerçekleri yazayım, zira yakın dönemin çokomelli istifasında da altı çizildiği gibi at izi it izine karıştı tamamen.

  • T. AKMAN

Aşı çığırtkanları yine yersiz ötmeye başladı. Ne için? Benim bir fikrim yok açıkçası. Ortalıkta sadece ciddi bir soytarılık ve pazarlama bombardımanı görüyorum. Bir de köşeye sıkışmış rezil politikacıların zavallı çığlıkları ile bir kez daha kandırılan ve de CoVID-19 kontrolden tümüyle çıktığı için kitleler halinde çaresizce ölmeye devam eden halkları.

Hatta bazı omurgasız güruhlar, taraf olmaktan halk ya da millet olamadıkları için ne kadar öldüklerinden bile habersiz yaşamaya mahkûm iken, bu seride de 10 Mayıs’ta yazdığım yazıyı birkaç güne yayarak (çok uzun yazmışım) önce tekrar edeceğim (çünkü değişen hiçbir şey yok), sonra da herkesin dilindeki başarı öyküsünün (!) gerçeklerini size aktaracağım…

“Bilgi kuramının temel sorusu olan “insan elindeki olanaklarla doğru bilgiye ulaşabilir mi?” sorusuna yanıt bulabilmek attığı ilk adımda “doğru bilgi,” hatta “doğru” nedir sorusuna takılır. Doğruyu anlamak için de gerçek, doğru ve hakikat arasındaki sarmal ilişkiyi çözmek gereklidir.

Türkçede “gerçek” ve “hakikat” anlamını veren kavramlar Uygur metinlerinde bulacağınız “kirtü, kerti, çın, köni” ile Farsça “rast” ve Arapça “hakikat” ifadeleridir. Eski Türkçede kert- fiil kökünden türeyen “kirtü” sözcüğü, Eski Anadolu Türkçesi döneminde “gerçek” şekline gelişmiştir. İslamiyet’in etkisiyle Arapçayla yoğun kelime alışverişlerinin yaşandığı dönemde “hakikat, hakiki ve sahih” sözcükleri dile geçmiş, zamanla Farsçadan “rast” sözcüğü de alınmıştır.

15. yüzyıldan itibaren dilde “hakikat, hakiki ve rast” sözcükleri ile beraber kullanılan “gerçek” sözcüğü, “gerçek, hakikat ve doğru” anlamına gelmeye başlamıştır.

Ancak “gerçek” ve “hakikat” sözcüklerinin eş anlamlı gibi durup birbirinin yerine kullanılması semantik ve bilimsel açıdan oldukça sıkıntılı bir durumdur. Bu sorun, özellikle Arapça ve Farsçadan dilimize giren sözcüklere Türkçe karşılıklar verilirken ifadelerin sahip oldukları orijinal anlamın, Türkçede tam olarak karşılanamamasından kaynaklanmaktadır.

Birden çok yabancı kökenli sözcüğün karşılığında tek sözcüğümüz olması, eşanlamlı sözcüklerin Arapça kökenlisini bir anlamda, Türkçe karşılığını başka anlamda dönüşümlü kullana kullana bir sürü laf oyunu geliştirmişiz ve asıl anlamları gerçek (aynen bu örnekte olduğu gibi) bir çorba olmuş. Bugün hangi sözlüğü açıp bakarsanız, bu üç sözcüğün ayrışamadığını ve birbirinin eş anlamlısı gibi aktarıldığını görürsünüz. Ben dahil, herkes bu üç kavramı felsefi tartışma boyutuna getirmediği sürece, eşanlamlı gibi kullanmaya devam etmektedir. Bu nedenle, bu kavram kargaşasına netlik getirebilmek için Latin kökenli dillere dönmemiz gerekiyor.

Hakikat, yani doğruluk Fransızca “vérité” İngilizce “truth” gerçeklik ise “réalité /reality” sözcüklerinin karşılığıdır.

Fiziksel/nesnel dünyada bilinçten bağımsız ve nesnel olarak var olana “Gerçek” denir. Belli bir gerçekliğin düşünsel ya da zihinsel olarak temsil edilmesi ve temsilin gerçekliğe uygun olması haline ise “Doğru” denir.

Yani, bizim dışımızdaki nesnelerin, dünyada olup bitenlerin doğru ya da yanlış olması değil, bizim o nesneye ilişkin yargılarımızın doğru ya da yanlış olması söz konusudur. Üzerinde bir de zaman ekseni olduğu (“güneşte yürümek için biraz dışarı çıktım, yağmurdan ıslanıp geri döndüm” önermesinde zaman belirtilmediğinde ortaya çıkan tutarsızlık gibi) için doğruluğun bir uygunluk hali mi, bir tutarlılık konusu mu, yoksa bir uzlaşma sorunu mu olduğu üzerine kuramsal tartışmalar Platon’dan beri süregelmektedir ve felsefenin sonsuz döngülerindendir.

Bu kavramların kullanımı da yozlaştırılmış ve oluşan anlam kargaşaları yıllardır din sömürüsü ve siyasette başarı ile kullanılmıştır. Hakikat bazen gerçek yerine, bazen doğru yerine, bazen de ikisinden de farklı bir şeyleri açıklamak için kullanılmıştır.

Ayrıca Türkçe çeviride “doğru” sözcüğünün aynı anda hem “vérité/truth” hem de “vrai/true” sözcüğünü karşılaması da kafa karıştırmaktadır (bkz. bu yazının en son cümlesi).

Zaman faktörünün yanı sıra, kişisel farklılıkların etkisi ile de bu kavramlar yerlerini bulmakta çok zorlanmaktadır. Örneğin “100.000 Scoville Acılık Ölçeği (SHU) değerine sahip bir biber acıdır” önermesinde tek gerçeklik, söz konusu biberin acı olduğudur. Acının SHU değeri ise bilimsel doğruluktur. Ancak o biberin bir insana göre acı, bir insana göre çok acı, bir insana göre yenilemeyecek kadar acı, bir diğerine göre de “hafif bir yakıyor, ama o kadar” acı olması ise kişisel doğrulardır.

Gerçek her zaman sadece bir tanedir. Doğrular ise o gerçeğe baktığınız yere, açıya, zamana, kişisel farklara, vb. göre değişkenlik gösterebildiği için birbiri ile aynı olmayabileceği gibi, her zaman gerçekleri de yansıtmayabilir.

Dolayısı ile toplumlar da algıdaki bu farklardan dolayı ortak doğrular, bilim ya da sağduyu etrafında şekillenmiştir.

Acı tat, kırmızı bibere aynı zamanda şifasını veren kapsaisin adlı maddenin sindirimin başlamasından itibaren duyu algılayıcılarımızı (kemoreseptör sinir hücresi) tetiklemesi sonucu hissedilir. Solanaceae (patlıcangiller) familyasından gelen, ilmi adı Capsicum annuum olan ve dünyada genellikle Cayenne biberi olarak bilinen, Türkiye’de Güneydoğu’da yaygın yetişen acı biberlerin, en acısı bile, yetişme ortamına göre değişen, ortalama 30.000-50.000 SHU değeri ile, Scoville skalasında orta alt sıralarda yer alır. Ancak bu iklimde, en çok bu acılıkta biber yetişebildiği için, Türkiye’de 40.000 SHU acılıkta bir biber, “zehir gibi” kabul edilir.

Ancak örneğin Meksika’da çok acı yemeyi seven birinin “hakikati” farklı olacaktır, çünkü süpermarketlerde satılan sıradan ve masum görünüşlü, turuncu habanero biberinin acılığı bile 100.000-350.000 SHU arasında değişir ve Meksika coğrafyasında büyüyen biri de bu acı seviyesine alışıktır. Bilim, sağlıklı bir insan saf halde habanero tüketirse (kütür kütür yemek gibi) vücuduna fiziksel olarak zarar verebilir der. Bu da bilimin doğrulayabildiği bir bilgi, yani hem hakikattir hem de gerçektir. Tıpkı, Guinness rekorlar kitabından onay bekleyen 3,18 milyon SHU acılıktaki Pepper X ve halen resmi rekor olan 2,2 milyon SHU ölçümünün sahibi Carolina Reaper gibi genetik çaprazlama ile üretilen acı biberlerin saf halde tüketiminin, ani bir vefatla sonuçlanabileceği gibi.

Gerçek olduğu ve bilimsel olarak kanıtlandığı halde, insanın 5 duyusu tarafından algılayamadığı için kabullenmediği, toplumsal olarak doğru kabul edilmeyen şeyler de olabilir.

Örneğin, insanın ikisi içeride olmak üzere, toplamda 4 burun deliği vardır, ama kimse bunun doğruluğunu kabul etmeyecektir.

Nihayet şu anda coronavirüs ile imtihanımızda bol bol gördüğümüz, manipüle edilmiş toplumsal doğrular vardır ki; bunlar yönetenler tarafından planlanarak, düzen uğruna ve toplumu işler halde tutmak için sorgulanamayacak doğrular olarak önümüze konur (kaynakça; CIA – ülkeleri kukla etme rehberi, Goebbels – Nazi propagandası el kitabı).

Bu doğrular, gerçeğe uygun “kanıtlar” ile desteklendiği için kabul edilmektedir; inanılması kolay olduğu ve inananlara çıkar sağladığı için de ya çoğunluğu inandırarak sağlaması yapılır ya da yandaş medyadan halkın yüzde 51’inin anlatılanın doğru olduğunu kabul ettiği ve demokrasilerde azınlıkların çoğunluğun kararına uyması gerektiği pompalanarak basiretsiz muhalefet partilerince temsil (ve teslim) edilen çoğul azınlığa zorla kabul ettirilir. Çıkarı olmayan bir kısım halk da sadece naif, tembel hatta en kötüsü, cahil olduğu için çaresizdir ve çoğu zaman olan bitene kayıtsızdır.

Televizyonda her gördüğüne inanan halklar üzerindeki giderek profesyonelleşen propagandanın ve keza önyargının gelişmesinin temelinde de bu faktörler yatar.

Oysa size anlatılan her şeyin doğru (hakikat) olması dahi, gerçeği değiştiremez.

Örneğin, yerçekimi nedeni ile baş aşağı dururken su içemeyeceğiniz bir gerçektir. Bu şekilde su içmeyi becerebilecek şekilde çocukluğundan itibaren kendini zorlayarak eğiten bir ruh hastası, bu gerçeği değiştiremez ama, popülerlik peşinde koşan bilim adamlarının “bilimini” tetikleyebilir.

Size bu sene içerisinde (kimisi 23 Nisan gibi tarih verme zavallılığına düşerek) korona virüs aşısı bulunacağının müjdelerini verebilirler, ancak tarihte bu kadar hızlı bir aşı bulunamadığı ve bulunamayacağı gerçeğini değiştiremezler.

AIDS yüzünden 1981’den bugüne kadar 35 milyon kişi öldü ve her gün 4 bin 600 kişi ölmeye devam ediyor, ancak insanoğlu onca yıllık çabasına rağmen, AIDS’e karşı henüz bir aşı geliştirebilmiş değil.

1984’te “en geç iki sene içerisinde” bulunacağı kesin olan HIV aşısı, 36 yıl sonra dahi “her an bulunmak üzere.”

Olanlar, bu gerçekçi olmayan umutla hayatlarını tüketen, nasılsa aşısı geliyor diye hastalığı yaymaya devam eden insanlara ve makaklar başta olmak üzere zorla AIDS bulaştırılan on binlerce hayvana oldu.

Bir şey doğru ama, gerçek değilse sadece umuttur, hayaldir. Tıpkı Pfizer – BioNTech aşısı gibi…

Son Haberler

Jöleli ters köşe!

Eski milli kaleci ve Milli Takımlar Teknik Direktörü Şenol Güneş, iktidar tarafından şımartılan Jöleli Yiğit Bulut'a haddini bildirdi. RED haber - Türkiye A Milli Futbol...

Diktatöre Otokar takviyesi

Koç Holding'in ortağı olduğu Otokar, geçen hafta en az 49 kişiyi öldürten Uganda diktatörüne 110 milyon dolarlık zırhlı araç satma anlaşması yaptı. RED özel -...

Kendini de at o zaman

Geçmişte Adnan Hocacı olan ve Fethullahçılarla enseye tokat 'Yetenek' seçen Acun Ilıcalı, Yıllar önce Tayyip Erdoğan'a sosyal medyada küfür yazdığı ortaya çıkan MasterChef yarışmacısını...

“Kedi yemek helaldir…”

İstanbul'da kesip yüzdüğü kedi yavrusunu evine götürürken yakalanan kadın, "Kedi helaldir, yıllardır yiyorum" dedi. Soru şu: "Helal" ise suç değil mi? Ya da bu...

Meclis’i bastılar!

Yüzlerce protestocu Guatemala’nın Meclis binasına girip ateşe verdi. RED haber - Guatemala'da emekçiler ve yoksul halk isyan etti. Meclis binasına giren protestocular, binayı ateşe verdi. Türkiye'deki...