Gazete REDSiyasetin ‘hassas’ ahlakı…

Siyasetin ‘hassas’ ahlakı…

Siyaset kurumu dediğimiz şey hassas bir şey dostlar. Daha doğrusu öyle olmalı. Şeffaf olmalı. Siyasetçinin kullanacağı imtiyazlar ve yetkiler babasının malı değil, halkın ona emanetidir çünkü. En azından ‘teorik’ olarak öyledir…

Şeffaf olmadığınız zaman, yetkilerinizi kötüye kullandığınız zaman emanete hıyanet etmiş olursunuz. Seçtiğiniz kişiden hatta oy vermediğiniz kişiden bile hizmet beklentinizin olması gayet normal bir durumdur. Bir siyasetçi de bunun bilincinde olarak bu işe kalkışır/kalkışmalıdır.

Örneğin A partisinden seçilen bir milletvekili yahut belediye başkanı, ayrım yapmaksızın bütün bir halkın temsilcisidir, yine ‘teorik’ olarak. Önemli yerlere gelen makam ve mevki sahibi kimseler, gerek olaylara bakış açılarıyla, gerek bilgi birikimiyle, gerek dürüstlüğüyle daha önde olmalı ve bu yönleriyle de topluma örnek olacak kişiler olmalıdır. Bir bakan, bir vekil vs. halkın emanet ettiği yetkileri suistimal ederse toplum nezdinde dışlanmalı, kanun karşısında cezasını çekmelidir.

Tabii bu, oluşturulan kamuoyu baskısı sonucu olacaktır ki bu da ancak basın özgürlüğü ile mümkündür. Bir siyasetçi hırsızsa onu istendiğinde alaşağı edip hesap soracak mekanizma şarttır. Bunun için halkın özgürce konuşması, basının özgürce yazması ve yargının da bağımsız olması, olmazsa olmazdır. Basın özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı en mühim öğelerdir. Hırsız siyasetçiler böyle bir sistemde yapmak istediklerini akıllarından bile geçirememelidir.

Aynı şekilde siyasetçi, protesto ve en sert eleştirilere de tahammül edebilme olgunluğunu gösterecek düzeyde olmalıdır. “Bana çok sert bir eleştiri yaptığınız takdirde bunu belki affedemem ama bir makamdaysam tahammül etmek zorundayım” mantığıyla hareket etmelidir siyasetçi. Kişi siyasete atılırken yapılacak eleştirileri, protestoları, hakkında yazılan çizilenleri, hakkında ortaya atılacak iddiaları bilerek ve göze alarak atılmalı ve bunun bilinciyle hareket etmelidir. Protesto en temel haklardan biridir…

Evet, ideal bir burjuva demokrasisi yoktur. İş emekçinin hakkına gelince, ortadan demokrasi yavaş yavaş kalkmaktadır ama yine de gelişmiş kapitalist ülkelerde bunu bile punduna uydurmak zorundalar. ‘Bizimkiler’in “Eyyyy!” diye başlayan posta koyma şovları yaptıkları sonra özür diledikleri ülkelerden bazı örneklere hep beraber göz atalım:

FRANSA

Fransa Eski İçişleri Bakanı Jean Pierre Chevenement, Tarım Fuarı’nı gezerken yüzüne pasta yedi. Olaydan sonra biraz gerilen bakan, olay yerini hızla terk etti. Protestonun sebebi giderek kötüleşen tarım politikaları yüzünden yükselen gıda fiyatlarıydı. Fransız protestocular, “Ekmek bulamıyoruz, pasta attık” diyerek Bakana ironik bir mesaj da verdi. Chevenement, salonu terk ederken, “Pastanın tadı oldukça güzelmiş” diyerek protestoyu olgunlukla karşıladığını gösterdi.

BRİTANYA

6 Mart 2009’da İngiltere’de Avrupa Komisyonu’nun ticaretten sorumlu üyesi Lord Peter Mandelson’un üzerine, çevreci bir protestocu tarafından yeşil renkli bir muhallebi döküldü. Başbakan Gordon Brown ile görüşmek için Londra’nın merkezinde bulunan ‘The Royal Society’deki toplantıya gelen Mandelson protestoyu sakinlikle karşılayıp bir de üstüne espri yaptı: “Bunlar çevreci insanlar, en azından başıma döktüğü şeyin organik olduğundan emin olabiliriz.”

YUNANİSTAN

Atina’da 16 Aralık 2010’da hükümeti protesto eden göstericiler, eski ulaştırma bakanı Kostis Hatzidakis’e saldırdı. Hatzidakis göstericilerin kaba davrandığını ancak öfkelerinde haklı olduklarını söyledi.

FRANSA

18 Nisan 2002’de Fransa’da cumhurbaşkanı adayı olan Başbakan Lionel Jospin, bir konuşma sırasında ketçaplı saldırıya uğramıştı. Jospin gülerek, “Beni patates kızartması sandılar herhalde” dedi.

Ortalama bir burjuva demokrasisinden nasip almış ülkelerdeki siyasetçilerin protestolara karşı tutumları bu şekildeyken bizdeki durumu takdirlerinize bırakıyorum… Devam edelim…

Siyasetçi şeffaf olmalıdır dedik. Yolsuzluğa bulaşmadığı halde yolsuzluk yaptığından “şüphenilen” bir siyasetçi bile anında istifa edip yargı sürecinin bitmesini beklemelidir. Yargı, sadece ceza verme değil aynı zamanda aklama makamıdır da. Aklandığı yargıdan tescilli bir siyasetçi alnı ak, başı dik ve de vicdanı rahat bir şekilde yeniden siyaset sahnesine isterse dönebilir. Dürüst siyasetçi, en küçük şaibeli durumda istifa ederek, kafalardaki soru işaretini giderir, kamuoyunu rahatlatır ve efendi efendi yargı kararını bekler.

Siyasetçi yargıdan kaçıyorsa ortada bir sakatlık var demektir. Demokratik kuralların işlediği memleketlerde siyasetçi hesap verir. Onun da bir kaç örneğine daha göz atacak olursak:

İSVEÇ

İsveç Maliye Bakanı Mona Sahlin, devletin verdiği kredi kartından çikolata aldığı iddiaları üzerine istifa etti. Kendisi hakkında suç duyurusunda bulunup yargılanmak istedi. Yargılandı, aklandı. Dava tarihe, Toblerano Davası olarak geçti.

JAPONYA

Tokyo Valisi Naoki Inose özel bir hastaneden rüşvet aldığı iddiaları üzerine – iddialar kanıtlanmamasına rağmen- şüpheleri gidermek amacıyla istifa etti.

FRANSA

Eski İletişim Bakanı Alain Carignon kamu malını kötüye kullandığı iddiaları üzerine hakkında soruşturma açılmasını beklemeden istifa etti.

GÜNEY KORE

Güney Kore Sağlık ve Refah Bakanı Jin Yong vaadettiği yaşlılık maaşını uygulayamadığı için istifa etti.

İSRAİL

İsrail Eski Başbakanı Ehud Olmert rüşvet almak suçundan hapse girdi.

İTALYA

İtalya Eski Başbakanı Silvio Berlusconi vergi kaçırmak suçundan 4 yıl hapis cezası aldı. Cezası sosyal hizmete çevrilen Eski Başbakan Berlusconi sokakları süpürürken görüntülendi…

Örneklerini imrenerek okuyoruz ama şu da unutulmasın, Türkiye’de de bir zamanlar başbakan ve bakanlar yargılanıyordu dostlar. Hani şu beğenmedikleri eski Türkiye’de.

Yeni Türkiye’de ise en önce zaten güdük olan siyasi ahlakı yok ettiler. Basın özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı yok. Eleştiri ve protestoya tahammül yok. İşte bu yüzden her geçen gün daha da bataklığa gömülüyoruz ve bu yüzden her geçen günümüz geçmiş günümüzü aratıyor…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,815BeğenenlerBeğen
17,090TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol