Sıra dışı bir otobiyografi

0=1 Dini, Hahn Banach Teoremi ve 25 Mayıs Tımarhane Günü…

  • ZAFER ERCAN

5 Kasım 1965 yılında Sivas’ın Gemerek ilçesinin İnkışla Köyü’nde doğdu. Sırasıyla, İnkışla İlköğretim Okulu (1976), Ankara İncirli Ortaokulu (1979), Ankara İncirli Lisesi (1982), Hacettepe Üniversitesi Matematik Bölümü (1987), Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Matematik Bölümü (Y. Lisans, 1990), The Queen’s University of Belfast (Doktora, 1993) okullarını bitirdi.

Matematik alanındaki çalışma konuları fonksiyonel analiz ve biraz da genel topolojidir. Bu alanlarda yazılmış  akademik yayınlarının yanında, Matematik Dünyası dergisinde yayınlanmış birçok eğitsel yazıları da vardır.

“Bomboş olmasına karşın bomboş durmayıp her şeyi dolduran kümeye boş küme denir” ve “Matematikte bir kümenin sonsuzu, o kümeye ait olmayan noktadır” tanımlarının mucididir. Buna göre, bir kümenin kendi kendine sonsuz olduğu sonucuna ulaşmıştır.

Lise son sınıfta iken din dersinin seçmeli olmasına karşın “zorunlu” olarak verilmesini kabul etmemesinden dolayı, 5 gün uzaklaştırma cezası aldı.

Kardak Krizi döneminde askerdi. Askerlik döneminde bulunduğu taburdaki subayların spor yeterliliklerini denetlemeye gelen tugay subaylarına, bölük komutanına nispet olsun diye, barfiksi tam teçhizatlı sırt çantasıyla çekmeyi önerdi. Eğer, Kardak krizi  Türkiye ve Yunanistan arasında bir savaşa dönüşseydi büyük bir olasılıkla firar edecekti.

Değnek…

Köyünü son ziyaretinde (Temmuz, 2020) uzun yürüyüşlerine eşlik etmesi için bir köylü hemşerisinin kendisine hediye etmiş olduğu yepyeni sopadan çok mutlu oldu.

Ekonomik yeterlilikleri ölçüsünde bazı hemşerilerinin köyün fiziksel gelişimi için yapmış olduğu çeşitli yardımları sıklıkla duymakta olup, buradan gelen bir sorumluluk duygusuyla sünnet olmuş, ama çeşitli nedenlerden dolayı sünnet düğünü gerçekleştirilememiş seksen yaş ve üstü köy vatandaşları için toplu sünnet düğünü yapmayı planlamaktadır.

İlk ırkçı eylemini beş-altı yaşlarındayken yine aynı yaşlardaki halasının oğluyla birlikte köye geçici bir süreyle kalaycılılık yapmak için gelen bir ailenin çocuğunu Çingene olması nedeniyle sıkıştırarak gerçekleştirdi. Babaannesinin ırkçı bir katliamdan kurtulmuş, ama annesinin kardeşiyle birlikte el ele tutuşarak küçük bir tepedeki bir alıç ağacını aşarak gidişini çaresiz bir biçimde seyretmek zorunda da kalmış olduğunu öğrendi.

Babaannesinin öncelikle parçalanmiş ekmeklerin yenilmesi gerektiği konusundaki öğretisinden çok şeyler öğrendi. Bu öğretiler sonucunda çaresizliklere teslim olmamak gerektiğini ve ırkçılığı yok edecek en temel gücün emek dostluğu olduğunun bilincine vardı.

On yılı aşkın bir süre ODTÜ matematik bölümünde öğretim üyeliği yaptıktan sonra buradan “kovulmuştur” ve şu anda Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapmaktadır.

ODTÜ’de öğretim üyesiyken bir yazısında, “işletme bölümleri pazarlama bölümleridir” ifadesinin yer alması nedeniyle hakkında; dönemin rektör yardımcısi işletme bölümünün daha sonra rektörlük yapacak bir öğretim üyesinin yönlendirmesiyle soruşturma açıldı.

Matild Manukyan… Güzel kadın, değil mi?

Savunmasında kendisine ceza verilmesi yerine bir zamanlar devletin vergi rekortmeni olan Matild Manukyan’a üniversitenin işletme fahri doktora unvanı verilmesini önerdi.

Bir kış günü ODTÜ Matematik Bölümü Eleman Alma Komisyonu üyeliğine demokratik usullerle seçilmiş ve bu görevi bir gün süreyle başarıyla yürütmüştür. Seçimden bir gün sonra baron profesörlerin girişimleri sonrası bu üyeliğin Bölüm Kurulu toplantısında yapılan çetin tartışmalar sonrasında on yedi oya karşı bir oy çokluğuyla  iptal edilmesine karşın, bu durumu 17-1 olarak kazandığını düşünmektedir.

Matematik tarihçileri 1’den 100’e kadar olan sayıların toplamının 5050 olduğunun Gauss tarafından 1787 yılı civarında gösterildiğini ifade eder. Bunun doğru olduğunu yaklaşık 230 yıl sonra bir meslektaşıyla birlikte Yes, Gauss sum is indeed correct! başlıklı makalede kanıtlamış ve 2019 yılında yayınlatmıştır.

Türkiye üniversitelerinde akademik kadro ihtiyacının liyakate göre değil, ilkel bir ağ üzerinden yapıldığını, yani akademik kadro atamalarında “ihaleye fesat karıştırma” yönteminin uygulanmakta olduğunu düşünmektedir. Bu doğrultuda, 1982 yılından itibaren gelmiş geçmiş en “dürüst” akademik ilanın 01.08.2013 tarihinde Rize’de yayımlanan bir üniversite ilanı olduğunu çeşitli ortamlarda gündeme getirdi. Bu tür akademik yapılaşmanın savunulmasını “orospu çocukluğu” olarak değerlendirmektedir.

Sabancı Üniversitesi’nin akademik özgürlük yapısını “Sabancı Üniversitesi’nde Atatürk bile eleştirilebilir” olarak açıklayan matematikçi Tosun Terzioğlu ve arkadaşlarına “Sabancı Üniversitesi’nde Sabancı sermayesini eleştiren hocaya ne olur?” sorusunu çeşitli vesilelerle sormuştur.

Değer verdiği yazılarından birisi Matematik Dünyası dergisinin 2003-II sayısında yayınlanan Taahhütname başlıklı yazısıdır.

Grigori Perelman dolarları tekmelerken…

Bu yazıda, bazı matematik problemlerinin çözümü için önerilen Bir Milyon Dolar Ödül anlayışını eleştirdi. Bu problemlerden biri olan ve Poincare Sanısı olarak bilinen problemi çözen Grigori Perelman’ın bu ödülü, “Sirklerde sergilenecek hayvan değilim” açıklamasıyla reddetmiş olmasından dolayı Güneşin zaptı yakın! kadar heyecanlanmıştır.

İkilerin kimi büyük, kimi küçük ve kiminin de edepsiz bir bir biçimde yan gelip yatmış olabileceğini ve bu nedenle bu yalan dünyada ikiler için bile “eşitlik adaleti”nin olmayabileceğini düşünmektedir. En azından aşağıda verilen ikilerin resmi öyle diyor.

Yılların eskitemediği ikiler…

0=1 dininin kurucusu, sevk ve idarecisidir. Bu dinin “bir dediğinin diğer dediğini tutması gerekmeyen” ve aynı zamanda gelmiş geçmiş dinlerin en çelişkili olanı olduğunu, ve bu nedenden dolayı da bu dinin en akılcı din olduğundan yüzde yüz emindir.

Bütün ibadethanelerin bireylerin özgürce ibadet etmelerini engelleyen mekanlar olduğunu düşünmekte ve bu nedenle, Ayasofya da dahil olmak üzere bütün ibadethanelerin ibadete kapatılması gerektiğini düşünmektedir.

Bir öğrenciye bir günde iki yüz elli matematik sorusu çözdürmenin yapacağı katkıyla bir Müslümana bir günde iki yüz elli kez abdest aldırmanın yapacağı katkının hemen hemen aynı olacağı konusunda kuşku duymamaktadır.

Önüne gelen matematikçi papağan gibi 2+2=4 olduğunu gösteriyor ya da kanıtlıyor ama, örneğin, 5+6=11 olduğunu kanıtlayan bir matematikçiye rastlayanın olmadığının farkındadır. Hele bir de matematik ifadelerinde kullanılan üç noktalar (…) (örneğin 1+2+…+100=5050 gibi ifadelerde kullanılır) var ki, bunların şeytanın ta kendisi ya da şeytan tuzağı olabileceğini düşünmektedir.

Kim bilir, belki de matematik gelmiş geçmiş yolların en yanlış olanı, belki de çaresizliğin yarattığı en estetik ve sanatsal değeri en yüksek bir teselli yoludur, sorgulayıcılığını zaman zaman yapmaktadır.

“Boş boş düşünebiliyorum, o halde, belki de iyi bir düşünürüm” diye boş boş düşündüğü  zamanlar olmuştur. Örneğin, bir insanın nasıl oluyor da sağını ve solunu hemen gösteriyor olabilmeleri üzerine düşünebilmektedir, gerçekten de sağ ve sol taraf tarif edilirken referans alınan şey nedir? Benzer biçimde “2+2=4” ifadesinin huzurunu kaçırmayan bir matematikçinin huzurlu olamayacağı üzerine düşünebilmektedir. Boş boş düşünemeyen insanın düşünemeyeceğini düşünmektedir.

Erkek için boş boş düşünmenin panzehirinin kadın ve şarap olduğunun da bilincindedir, yani salak değildir. Ayrıca kadının (şarap dahil değil) panzehirinin boş boş düşünmek olabileceğini sezmektedir.

Matematik eğitimi konusundaki problemlerin tartışıldığı bir programda yer alan katılımcılardan Boğaziçi Üniversitesi markalı bir profesör “bölümünüzün şu şu isimli öğrencinin velisiyim” diyen anneye üniversite öğrencisinin velisinin olamayacağını anlattığını anlatmış, bu tür “veli” anlayışının matematik eğitiminin temel problemlerinden birisi olduğunu uzun uzun ve rahat rahat ifade etmiş ve bu durumun, Avrupa’da söz konusu olamayacağını diğer tartışmaya katılan konuşmacıya da onaylatmış ve bu esnada  moderatörün annenin bu yaklaşımı karşısında -uygarlık adına olsa gerek!- yüzünü kapadığına şahit olmuştur.

100 dolar, temsili…

Annenin bu biçimde meze edilmesine önce çok sinirlenmiş, ancak “anne-veli” konusunu matematik eğitimi konusunda temel özne yapan profesörün yıllar boyunca İstanbul’da yüksek gelirli ailelerin çocuklarına saati yüz dolara ders verdiğini öğrenince de çok gülmüştür. Bu tartışmada bir öğrencinin matematik dersini ayak ayak üstüne atarak dinlemesinin konuyu anlamasına engel olmayacağı konusuna da kısa bir açıklama getirilmiştir. Mini etekli bir kadın öğrenciye ders anlatan öğretim üyesinin ders anlatımına mini etek faktör etkisinin ne olabileceğine ilişkin konuşmacıların görüşlerini merak etmektedir.

Ecevit’in son iktidarı döneminde öğretim üyelerinin cüppeleriyle Atatürk’ün huzuruna çıkıp, “Atatürk, bizlere az maaş veriyorlar” diye salya sümük ağlamaları ve bunu bir hak arama yöntemi  olarak değerlendirmeleri çok tuhafına gitmiştir. Bu süreçte öğretim Üyelerinin “Devlet Su İşleri’ndeki çaycı bile bizden fazla maaş alıyor” açıklamaları üzerine ODTÜ kamuoyuna Koç şirketinin genel müdürlerinin maaşının öğretim üyelerinin maaşlarının beş katı olduğunu hatırlatarak, “bu duruma ne diyorsunuz?” sorusunu sormuştur.

Akademik belgelerini parçalayarak ortaya çıkartmış olduğu sanat eserinin bir resmi aşağıdadır.

Bu eserin Fransız Sanatçı Arman’ın Nouveau Realisme (Yeni Gerçekçilik) akımı bağlamında gitarlarını, piyonalarını ve diğer müzik enstrümanlarını kırarak gerçekleştirdiği Öfke adlı eser (fotoğrafın solunda) tiplemesine benzediği bir arkadaşı tarafından dile getirildi.

Ortaya çıkarttığı bu eser üzerine “ikiyüzlüsün, bu belgeyi baştan almayı kabul etmemeliydin” diye dürüst olmamakla suçlanması üzerine yırtılan parçaları bir yapıştırıcıyla birleştirerek, bu yönde oluşan toplumsal beklentileri karşılamak ve gerginliği azaltmak için yeni bir sanat eseri yaratması bir arkadaşınca önerildi, ancak parçaların kayıp olması nedeniyle bu öneri gerçekleşemedi.

Matematik Köyü’nü yeniden doğan Köy Enstitüsü olarak değerlendirmekte. Bu nedenle, bu köyün yaşamasını bir anlamda insanlık onuru olarak görmektedir. Köy kurucusu ve yöneticisine Nisan 2016’de yazdığı bir mektubu bu duyarlılık çerçevesinde, “Yaşasın Matematik Köyü. Kahrolsun Matematik Köyü Dershanesi!” sloganlarıyla bitirdi.

İnternet üzerinden 17 kişilik öğrenci grubu için verilen özel ders ilanında yer alan “ODTÜ öğrencileri için 120 TL, diğer öğrenciler için 240 TL” ücret farkının sorulması üzerine Matematik Köyü’nde 2020 yılı Ağustos ayında verilecek programda yer Hahn-Banach Teoremi’nin 25 Mayıs 2020 günü Nesin Matematik Köyü’nden kovulmasına tanık oldu. Sonsuz yıl düşünen bir deli bile Hahn-Banach Teoremi‘nin başına böyle bir durum gelebileceğini hayal edemezdi. Bu nedenle, 25 Mayıs gününün Tımarhane Günü olarak kabul edilmesini Türk Matematik Derneği’ne önerdi.

Aynı zamanda paçoz olan bazı emekçi aydınlar tarafından “aklı başında” herkesin kendisiyle ilişkiyi kesmesi yönünde fetva verilmiştir. “Çin yapımı yan sanayi” karakterler bu fetvaya uymuştur. Bu durumdan esinlenerek, Einstein gibi olmak isteyenlerin en fazla “yan sanayi, Çin yapımı” Einstein olabileceği sonucuna varmıştır.

“Ahlaklı olmak diye bir şey yoktur ve dolayısıyla ahlaklı insan da yoktur. Ahlaklı peygamber de yoktur! Ahlak, toplum kurallarından ‘birimin’ atılarak elde edilen soyut halidir” düşüncesindedir.

“Karl Marx aynı masada oturabildiğim bir arkadaşım olsaydı birlikte fotoğrafımız olabilirdi,  ama bu, Marx meşhur olduğu için olmazdı,” demiştir. Ayrıca okurların kitaplarını kitap yazarlarına imzalatma geleneğini arızalı bir durum olarak görmektedir.

Mikro tarih ya da olaylar dikkatini çeker, Örneğin, “Sivas’ın Gemerek kazasının İnkışla Köyü’nde Elaba diye kimi kimsesi olmayan bir kadın yaşamış, 60-70 yıl önce vefat etmiş. Elaba, köylülerin yardımıyla geçinirmiş, çok fakirmiş. Elaba’nın yaşadığı yeri hatırlıyorum, 6-7 metrekarelik bir in evdi. Bu ev için Elaba, Devecinin Mahmut ile mahkemelik olmuş. Anlamadığım, Elaba o mahkeme sürecini nasıl takip etti. Davanın nasıl sonuçlandığını bilmiyorum, öğrendiğim zaman sizleri bu konuda aydınlatacağım” biçiminde paylaşımları vardır.

Bir üniversite rektörünün bir üniversiteyi dört yıl süreyle sadece ve sadece “Biz çok iyiyiz. Gerçekten çok iyiyiz. Eşim de çok iyi” cümlesiyle, yani beş farklı kelimeyle yönettiğine tanık oldu.

Boğa ve dedem…

İnkışla Köyü’nün yakın tarihinde önemli bir yer tutan emekçi bir boğanın dönemine tanık oldu: Bu boğa, dedesi ve kardeşi tarafından Suriye sınırına yakın bir bölgeden, o dönemde karakol komutanlığı yapan Güner Ercan’ın yardımıyla,  1974 yılında köye getirilmişti. Boğa yetişkin bir delikanlı olduktan sonra sadece İnkışla Köyü değil, çevre köylüler de ineklerini bu boğaya çektirmek (çiftleştirmek) için resmen sıraya girerlerdi. İneklerin bir çekimi için önce 75 TL, ve sonrasında zamlanarak 100 TL alınmaya başlanmıştı, diye hatırlamaktadır. Ancak, ilk çekmede inek hamile kalmazsa ikinci çekme için yarı para alınıyordu. Ve onda da başarısız olunursa üçüncüsü bedavaydı. Boğanın çok nadir olsa da üç kez iş başı yaptığı olmuştu.

İneklerin çekilme esnasında köy halkı toplanıp, bir coşku içinde çekilme sürecini izlerdi. Çekilen ineklerin kadın sahiplerinin “Mithat ağa, tutmuş mudur?” sorusuna dedesinin yanıtının genellikle, “hiç korkma kızım” olduğunu sıklıkla hatırlamaktadır.

Kadını etkilemenin yollarından birinin, “‘Bütün gerçel sayıların bulunduğu bir torbadan çekilen bir sayının rasyonel olma olasılığı hesaplanamaz’ ifadesini beğenme olasılığınız kaçtır?” sorusunun olacağını düşünmektedir. Böyle bir soru karşısında kadının kördüğüm olacağına inanmaktadır. Okurların bu konuda yapacağı saha çalışma sonuçlarını kendisine iletilmesi beklentisindedir.

Matematiksel gerçekliğin realitiye olan izdüşümünün olabileceği konusundaki bir görüşünü sosyal medyada şöyle paylaşmıştır:

“Bir paylaşımımda matematiğin gerçeklikle ilişkisi olmayan bir düşünce ürünü olduğunu yazmıştım. Bu, bir kışkırtma ve abartıydı. Matematiğin gerçeğe olan bazı izdüşümleri vardır. Bir örnek verecek olursam: Matematikte her önerme birbirinden farklı doğru ya da yanlış olarak adlandırılan değer alır. Ayrıca, günümüzdeki sayı sistemini üreten her matematiksel yapı doğru ya da yanlış değer aldığı halde hangisini aldığı kanıtlanamayan bir önermeyi bulundurur. Bunun realiteye olan izdüşümü şudur: ‘İkinci yüzyılda yaşayan 8 çocuklu Mehmet’in dokuzuncu çocuğu olsaydı, çocuk erkek olurdu’ önermesinin doğruluğu ya da yanlışlığı kanıtlanamaz.”

Yazdığı bir makalede “… The following well-known key result, which in our opinion, reveals the degree of ignorance of most of the researchers in the theory  of cone metric spaces seems to be unnoticed by those who deserve to be described by a famous idiom in Turkish: Staring at the train just like an ox…” ifadesine yer vererek önemli bir Türkçe deyim olan “öküzün trene bakması” deyiminin bir matematik dergisinde yer almasına çalıştı. Ancak  hakemin raporunda “…This is a nonmathematical statement in a research paper and should therefore be removed. It is also insulting, I advise the editor to reject this paper if the author insists on publishing this sentence” ifadesi üzerine o deyimi makaleden çıkardı. Son derece “akıllıca” olan bu çıkartma kararı aynı zamanda bir korkaklık davranışı olması nedeniyle mahcup olmuştur.

Mihail Bakunin: Otoritenin tüm uygulamaları alçaltıcıdır ve otoriteye her boyun eğiş, aşağılanmadır.

Yaşamış olduğu bir mahkeme süreci sonrası, Bakunin’in “hukuk, iktidarın köpeğidir” söylemi üzerine düşünmüştür. O süreç, kısaca şöyledir:

İdare mahkemesinin lehine verdiği bir kararı, yüksek mahkeme (Danıştay), “Mahkemenin oluşturduğu bilirkişiler, değerlendirmeleri üniversite Senatosu (ODTÜ) tarafından alınmış ve YÖK tarafından onaylanmış kriterlere göre yapmamıştır” gerekçesiyle bozarak ve buna dayanarak, üniversitenin idari işleminin hukuka uygun olduğuna karar veriyordu. (Bu tür kararların alınması genellikle 4-5 yıl almasına karşın, bu özel durum için 70 gün olmuştur!) YÖK’e başvurarak, kararda geçen YÖK tarafından onaylanan kararın ne olduğunu istemiş ve YÖK yanıtında, onaylanmış böyle bir kararın olmadığını kendisine yazılı olarak bildirmiştir. YÖK’ün bu yazısını yüksek mahkemeye ileterek, kararlarının gerekçesinin gerçek dışı olduğunu bildirerek, karara itiraz etmiştir. Yüksek mahkeme, yapılan itiraza,  “YÖK, onaylamamış olsa da senatonun böyle bir karar almış olması da yeterlidir” olarak yanıt vererek, kararın düzeltilmesine gerek olmadığını bildirmiştir. Bu kez üniversite senatosunca alınmış olduğu iddia edilen kararın sayı ve numarasını üniversite idaresinden istemiştir. Üniversitenin yanıtı, özel hayatın gizliliği maddesine atıf yaparak, bunun verilemeyeceğini bildirilmiştir. Başbakanlığa yapılan itiraz sonrası üniversite idaresi yanıt vermek zorunda kalmış ve yanıtında “Üniversite senatosunca alınmış böyle bir karar yoktur” demiştir. Alınan bu belgeyi yüksek mahkemeye sunarak, “kararınızın gerekçeleri tümüyle çökmüştür” diyerek yüksek mahkemenin kararına tekrar itiraz etmiştir. Ama mahkeme bu kez de hiçbir gerekçe göstermeden “kararımızı değiştirmeyeceğiz” demiştir. Davaya konu olan işlemde üniversitenin oluşturduğu taraflı jüri üyelerinin “satılık köpekler” olduklarını gereken yerlerde ve gereken zamanlarda ifade etmektedir.

Aşağıdaki şiirin yazarıdır:

ÜÇ NOKTA
Hemen
yanınızdaki
şu
üç nokta
. . .
gizemli
korkunç
ve
bilgedir.
O,
kurtlardan,
bulutlardan
ve
engebeli
yollardan
oluşur.
Üç nokta
1+2+…+100
ifadesinin
içerisinde
bazen
isyankar
bazen de
itaatkardır.
O üç nokta,
Kırk Elli yıl öncesi
İnkışla Köyü
çocuklarına
yüzmeyi
öğreten
resmi
aşağıdaki
pınarbaşısıdır.

İnkışla Köyü’nün Pınarbaşı’sının fotoğrafı

Annesi o’nun hiçbir zaman özgür iradesiyle emlak sahibi olamayacağını düşünürdü. Bir arsayı almaya ramak kalmıştı ki, alamadı ama fotoğrafını çekmişti. Bu duruma annesi, “üzülme oğlum, arsayı alamadıysan da fotoğrafını aldın” demişti.

Yılmadı, sonunda beş bin iki yüz altmış metre kare büyüklüğünde bir şeftali bahçesi aldıysa da, bu kez de annesi bu arsayı göremedi. Almış olduğu bahçeyi büyütebilme ve sermayesini artırabilme beklentisiyle “Evren genişliyor modeli altında beş dönümlük arsan da büyümüş oluyor mu?” sorusunu bir fizik topluluğunda gündeme getirdi. Bu sorunun “emek-sermaye” ikili kavramından “emek-sermaye-evren genişlemesi” kavramına geçişin bir nedeni olabileceğini düşünmektedir.

Komünisttir.

Son Haberler

Vefa Serdar’a veda…

Yukarıda, Vefa Serdar'ın Deniz Gezmiş'leri anlattığı programın videosu... TKEP/L davasından hapis yatan, "Hayata Dönüş" katliamında kolu koparılan Vefa Serdar koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi. RED haber -...

Aşı pasaportu

Aşı pasaportu uygulamasının küresel olarak kabul edilmesi konusu dünya ülkeleri arasında tartışılmaya devam ediyor. RED haber - Dünyada "aşı pasaportu" uygulaması tartışılırken, bazı ülkeler uygulamayı başlattı...

Ferdi Özbeğen kitabı

Gazeteci, müzik ve sahne sanatları organizatörü Ali Rıza Türker dostu Ferdi Özbeğen’nin hayatını anlattığı kitabı Şöhret Dediğin kitapçılarda. RED kitap - Evden her fırsatta kaçan...

Aydınlık’ta son tasfiye

Doğu Perinçek, kuruluşundan beri Aydınlık hareketinin en önemli isimlerinden olan Mehmet Bedri Gültekin'i de nihayet partiden tasfiye etti. RED özel - Aydınlık hareketinin partide kalan...

Sedat Peker’e ne oldu?

Hakkında "Makedonya'dan sınırdışı edildiği" iddiaları gündeme gelen Sedat Peker'in akıbeti henüz belli değil. RED haber - Kuzey Makedonya Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı'nın resmi sitesinden dün yapılan...