“Sınıf Mücadelesi” aslında nedir?

“ İyi bilinen şey, tam da iyi bilindiği için, aslında bilinir değildir. Bilgi sürecinde kişinin kendisini ve başkalarını yanlış yönlendirmesinin en yaygın yöntemi, bir şeyin iyi bilindiğini farz edip o şekilde kabul etmektir”.

​​​​​​​​​Georg W.F. HEGEL

Hegel’den hareketle, ‘bildiğimizi sandıklarımız ’ gerçek durumla ne kadar ‘örtüşüyor?’ sorusu akla gelmelidir… Mesela İşte ‘sınıf mücadelesi’ aslında nedir? ‘İlkel Komün’ün’ sona ermesiyle başlayan sınıflı toplumlar çağı, tartışmasız sınıf mücadeleleri çağıydı… Boşuna ‘Komünist Manifesto’da,Bu güne kadarki tüm toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir” denmemştir

Sınıf mücadelesi dendiğinde ekseri, işçi sınıfının ücret artışı, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, vb. için yürüttüğü mücadeleler akla gelir… Elbette işçi sınıfının bir ‘ücretli kölelik’ düzeni olan kapitalizme, sermaye sahibi olan sınıfa karşı yürüttüğü mücadele tartışmasız bir sınıf mücadelesidir… İyi de hepsi ondan mı ibarettir? Sınıf mücadelesinin başka biçimleri yok mudur? Burada bir parantez açarak, İşçi sınıfının yürüttüğü mücadelenin ‘sınırına’ dair bir şeyler söyleyelim… Burjuva düzeni dahilinde yürütülen mücadeleler sonunda elde edilen kazanımlar: işte ücret artışı, vb. nihai kazanımlar değildir.. Her an geri alınabilir ve alınabiliyor… Kaldı ki, öyle bir söylem olsa da, ‘burjuva demokrasisi’ diye şey de yoktur, mümkün de değildir. Zira, kapitalizm ve demokrasi antinomikkavramlardır. Biri olursa diğeri olmaz… Demokrasi insanlar arasında politik, ekonomik ve sosyal eşitliği varsayar ve bunlar arasındaki tamamlayıcılık ve karşılıklı belirleyicilik ilişkisi hayatî öneme sahiptir… Bu yüzden demokrasi ve kapitalizm yan yana getirilmesi uygun olmayan kavramlardır. Zira, kapitalizm böler, kutuplaştırır ve dışlar. Oysa demokrasi her türlü hiyerarşiyi ve ayrımcılığı reddeder…

Öyle bir kabûl,  mülk sahibi sınıf olan burjuvazinin kendiliğinden demokrat olabileceği anlamına gelir. Bu, sosyal kazanımlar için olduğu gibi, politik kazanımlar için de öyledir… Başka türlü söylersek, ‘burjuva demokrasisi’ diye bir şey yoktur ve asla mümkün de değildir… Esasen ‘burjuva demokrasisi’ denilen, işçi sınıfı başta olmak üzere, ezilen-sömürülen sınıfların burjuva düzeninden kopardıkları sınırlı hakların ve özgürlüklerin toplamından ibarettir… Aksi halde bu ‘burjuvazinin kendiliğinden demokrasi yanlısı olduğu’ anlamanı gelir ki, öyle bir şey eşyanın tabiatına aykırıdır… Koşullar oluştuğunda egemen sınıflar tarafından her an geri alınabiliyor…Nitekim, XX yüzyılın ilk yarısında, esas itibariyle de II. Emperyalist Savaş sonra üç on yıllık dönemin kazanımları, ‘sosyal devlet’, neoliberal gericiliğin dayatıldığı 1980 sonrasında bir biraşındırıldı… Benzer bir durum politik, demokratik haklar için de geçerlidir

Köle isyanları, ulusal kurtuluş için yürütülen mücadeleler de sınıf mücadelesidir… Santo Doningo’da [bu günkü Haiti] ToussaintL’Ouverture önderliğinde Fransız kolonyalizmine karşı yürütülen Siyah Kölelerin isyanı  bir sınıf mücadelesi değil miydi? Fransızların defedilmesi sadece Haiti’de değil, tüm Orta ve Güney Amerika’da [Latin Amerika] şeylerin seyrini değiştirmişti… Kıt’a da köleciliğin lağvedilmesiyle sonuçlanmıştı… Amerika kıt’asının ilk devrimiydi… İrlandalıların İngiliz Kolonyalizmine ve köleleştirme saldırısına karşı mücadelesi de bir sınıf mücadelesiydi. İkinci Dünya Savaşı ertesinde sömürge haklarının ulusal bağımsızlıkları için yürüttükleri mücadeleler de bir sınıf mücadelesiydi… Cezayir halkının Fransız sömürgeciliğine karşı yürüttüğü mücadele, tartışmasız bir sınıf mücadelesiydi… Çinde Mao Zedong önderliğinde Japon kolonyalizmine karşı yürütülen şanlı mücadele bir sınıf mücadelesi değil miydi?… Elbette hepsi bundan ibaret değil… Güney Afrika’da Nelson Mandela önderliğinde Siyahların Irkçı [Apartheid] rejime karşı yürüttüğü mücadele, aynı şekilde ABD’de ırk ayrımcılığına karşı mücadele de öyle… Türkiye’de Kürtlerin yürüttüğü özgürlük ve haysiyet mücadelesi de bal gibi sınıf mücadelesidir… Velhasıl neden söz ettiğini bilmek önemlidir… F. Engels, boşuna: “Her türlü sağlam ve özgür gelişmenin temel koşulu, ulusal kölelikten kurtulmaktır’ dememiştir… Aynı şekilde L. Troçki de, bu konuda şöyle diyordu:

Son derece ezilmiş bir milliyetin üzerinde milli bilincin doğmaya başlaması, o ulusunsadece politik emperyalizme karşı değil, aynı zamanda kültürel emperyalizme karşı da kurtuluş bayrağını dalgalandırmaya başlaması, o ulusun kendi insanlık onurunun bilincine varma yolunda attığı önemli bir ilk adımdır ve bu insanlık için muazzam bir gelişme anlamına gelir”.

Bir ulusun, bir halkın  özgürlüğü, haysiyeti, onuru için yürüttüğü mücadele tartışmasız bir sınıf mücadelesidir.  ‘Ulusal’ [politik] bağımsızlığın’ kazanılması gereklidir, olmazsa olmazdır ama yeterli değildir… Ekonomik bağımsızlığın kazanılması da gerekir ki, öyle bir şey kapitalizm dahilinde  mümkün değildir… Zira, kapitalizmi demek, sadece ‘bir sınıfın başka bir sınıf aleyhine zenginleşmesidemek değildir, aynı zamanda bir ulusun başka bir ulus aleyhine zenginleşmesi’ de demektir ki, bundan politik bir sonuç çıkarmak mümkündür: Küresel bir sistem olan kapitalizme karşı enternasyonal planda mücadelenin gerekliliği… Eğer, sadece politik bağımsızlık düzeyinde kalınırsa, neokolonyalizm [yeni sömürgecilik] kaçınılmazdır… Şimdilerde olduğu gibi…

Kadınların kendilerine dayatılan erkek merkezli, ayrımcılığa, Patriyarka’ya, aşağılanmaya karşı yürüttükleri mücadele, feminist mücadeleler de bir sınıf mücadelesidir… Aynı şekilde doğal yaşam alanları yok eden, güzel gezegeninizi yaşanmaz bir yer haline getiren kapitalist yağma ve talana, ekolojik yıkıma karşı mücadele de bir sınıf mücadelesidir… Sınıf mücadelesini sadece ‘işçi sınıfı mücadelesine’ indirgeyen yaklaşıma hapsolmak, kapitalizmi aşma, yeni bir şey yapma amacını zaafa uğratıyor… Bütün mesele son tahlilde aynı ortak amaca endeksli bu mücadelelerin bütünlüğünü, bunların uygun bir eklemlenmesini gerçekleştirme basiretini ortaya koyabilmekle ilgilidir

Esasen, sözünü ettiğim tüm bu  mücadele biçimlerinin ortak paydasında – veya hepsini yatay kesen- haysiyet mücadelesi vardır.  ‘Eşitlenme’, ‘tanınma’, hak ettiği saygıyı görme ‘sömürü, baskı aşağılanmadan kurtulma’ amacı ve haklı isteği vardır… Fakat şimdilerde her zamankinden farklı bir şey var: Ufukta insanlığın ve uygarlığın sonunu getirebilecek emareler beliriyor… Vakitlice müdahale edilmezse, geriye kurtarılacak pek bir şey kalmayabilir… Velhasıl, sadece haysiyetli insanlar olarak yaşamak için değil, insanlığın ve uygarlığın geleceğini kurtarmak için de sorumlu insanlar olduğumuzu kanıtlamak, o amaçla da gereğini yapmak zorunda olduğumuz bir zamandayız…

Son Haberler

Grev 205’inci gününde ama işçiler yalnız!

Yenibosna Yeditepe Tır Garajında faaliyet gösteren Samsun Çorum Nakliyat Ambarı (SONER AYDAR) işçilerinin işverenin sendika düşmanlığına karşı başlattığı grev 205'inci gününde, ancak işçiler yalnız! RED...

Korona testlerinde AKP’lilere kıyak!

Koronavirüs salgınıyla ilgili yeterli önlemleri almamakla eleştirilen AKP iktidarının koronavirüs testlerinde de kendilerine öncelik tanıdıkları iddia ediliyor! RED HABER - İstinye Devlet hastanesi çalışanı...

“Ekonomik refah” can alıyor!

Koronavirüs salgınında gerekli önlemleri almayan ve işçileri köle şartlarnda çalışmaya mecbur eden sermaye düzeni can almaya devam ediyor. İşçi örgütlerine göre Temmuz ayında en...

“Her yer korona, her yer sömürü!”

Koronavirüs salgını sermaye sahiplerinin işçiyi kâr hırsıyla nasıl acımasızca sömürdüğünü her gün açığa çıkarıyor! Vestel, Kumtel ve Dardanel fabrikalarında ölüm ve vakalar artarken işçiler...

Çok insan ölecek

Bugüne kadar yazdığım hemen her şey, sadece kötü senaryo dahilinde gerçekleşiyor ve bu beni çok üzüyor. T. AKMAN İnsana ne düşüneceğini şaşırtan, çok keyifsiz bir...