Gazete REDSınıf içinde ‘sınıf’: BÜROKRASİ

Sınıf içinde ‘sınıf’: BÜROKRASİ

(Bu makale RED’in 105. sayısında yayınlanmıştır. Derginin tamamını PDF formatında okumat için TIKLAYIN)

Bürokrasiyi özet olarak “iktidar içinde iktidar” veya “sınıf içinde sınıf” olarak tarif ettiğimizde, aslen, ilgili yapının zehri taşıyan katmanına, bünyenin doğrudan kafasına işaret ediyoruz demektir. Söz konusu olan bir parti de olsa, ekonomik veya siyasi daha büyük kurumsal yapılar da olsa, bir hükümet/iktidar da olsa durum benzerdir. O kafayı gövdeden ayırmak gerekir. Bu işin yöntem ve araçları, sosyalist mücadelenin tarihi içinde başta Lenin ve Troçki tarafından ortaya konmuş ve Bolşevik ilkelere dayanan tüm devrimci Marksistlerin sorumluluğuna geçmiştir.

Burjuva siyasetinin iktidar ve muhalefet partileri, aynı bozuk paranın iki yüzü gibi. Biri, düzenin temel taşlarını restorasyondan geçirirken diğeri aynı temel taşları yerinden oynatmadan, kökten bir yıkım, dönüşüm ve yeniden inşa öngörmeden, siyasetini çoğunlukla yapılan restorasyona dönük biçimsel eleştiriler üzerine kuruyor. Bunu yaparken, aslında kendisine umut bağlayıp oy veren halkın temel ihtiyaçlarıyla ve hatta halkın kendisiyle bağlarını çoktan kopardığı gibi, kendi parti tabanı ve örgütünün belirli bir yönetici kademesine kadar olan ve çoğunluğu oluşturan kesimleri ile de sınıfsal olarak bağlarını çoktan koparmış oluyor.

Evet, bir burjuva muhalefet partisinin tabanını ve örgütünün aşağıdan yukarıya doğru belirli bir kademeye kadar çoğunluğunu da halkın emekçi, ezilen kesimleri oluşturur ancak yerel parti teşkilatlarından genel merkeze kadar her bir örgüt organı kendi bürokrasisini de bu süreçte küçükten büyüğe doğru yaratmıştır. İktidara geldiğinde, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal koşullara göre biçimlenecek olan bürokratik yapı da, iktidarın ve yerel yönetimlere uzanan kollarının gerektirdiği kurumsal yapılar halinde, belki bazı değişikliklerle hazır kurulmuş olarak gelir, kendi ağını oluşturur.

Burjuva siyasetinde muhalefet figürünün, düzen restorasyonunun -iktidarın yaptığı gibi- öyle değil de böyle yapılması halinde topluma daha çok fayda sağlayacağı tezinin temelini de esasen düzenin devamının sağlanmasına dair kaygılar oluşturuyor. Bu kaygılar aynı zamanda, egemenlerin iç ve dış ortaklarının kendi içinde yürüttüğü rekabet ve hesaplaşmaların bir yansımasıdır.

Burjuva siyasetinin bu iki aktörü birbirine karşı konumlanırken, bugün Türkiye’de olduğu gibi iktidardaki gücün bir sermaye fraksiyonu yaratarak oluşturmaya çalıştığı ekonomik cephe de, oluşturulan bürokratizmle tümleşik bir bütün olarak yine aynı sınıf içi çatışmanın bir sonucudur.

Genel seçimlerde ülke yönetimini ele geçiren güç ile yerel seçimlerde kısmi iktidar imkanı yakalayan muhalefet bir çok noktada bu gücün oluşturulması ve kullanımı açısından benzeşir. AKP ve CHP’nin, 31 Mart yerel seçimleri sonrasında, belediyelerde yapılan eş, dost ve akraba görevlendirmeleri ile ortaya çıkan ilişkiler ağı ve haksız zenginleşme yöntemleri açısından bu kadar benzer uygulamalarla teşhir edilmesi, biri iktidarda öteki muhalefette iki burjuva partisinin yönetim anlayışının ve ahlakının benzerliği açısından en temel göstergelerden biridir.

Durum, “iktidar içinde iktidar” veya “sınıf içinde sınıf” olarak tarif edilebilecek bürokratizmin, hem yönetimde, hem gücün paylaşılmasında ve hem de maddi olanakların belirli bir zümre içinde dağıtılmasında bir yönetim anlayışı olarak nasıl yerleştiğini açıkça gözler önüne seriyor.

Siyasi partilerden yerel yönetimlere ve nihayet iktidara, yani hükümeti oluşturan kadrolara varana kadar tüm yönetim birimlerinde ortaya çıkabilen bürokrasi, hem işçi sınıfına hem köylülüğe ve onların ortak çıkarlarına temelden karşı olan kendi bağımsız çıkarları etrafında bir egemen sınıf kliği olarak örgütlenir. Kendi sınıfının çıkarlarını doğru temsil ettiği ve sürekliliğini güvence altına aldığı sürece ayrı bir egemen klik olarak varlığını korur, geliştirir. Süreç, gücün belli bir elde yoğunlaşmaya başlaması, güç paylaşımında ortaya çıkan sorunlar ve sermaye blokları arasında baş gösteren rekabet ve nihayet sınıf içi çatışma ile bir krize dönüşür. Dönem dönem, örgüt içi müdahalelerle çözüm (uzlaşı, yeni ortaklıklar, paylaşımda yeni bir formül) yaratılamadığı anlarda da, etkili bir sol muhalefet de yoksa mevcut düzen dışarıdan (ama sistem içi) müdahalelere açık hale gelir.

Devrimci Marksistler açısından kapitalizme ve onların siyasal temsilcilerine karşı mücadelede uzlaşmazlık, burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki karşıtlığın temelden uzlaşmaz olduğu tespitine dayanır.

Bürokratizm de, kapitalizmin bir ürünü olarak halkın çıkarlarıyla taban tabana zıt ve onun denetiminden uzak, egemen sınıfların çıkarlarına hizmet için tesis edilmiş bir yapıdır. Bu katmanda gücün kendi içinde yoğunlaşmasıyla, ucu sınıf içi çatışmalara kadar varabilecek ayrı bir klik öne çıkar.

Dolayısıyla bürokratizm, halkın denetimine kapalı bir sistem olarak egemen gücün halk üzerinde hem maddi hem siyasi tahakkümünün en etkili enstrümanlarından biri olarak öne çıkar ve faaliyet yürütür.

SOSYALİZM VE BÜROKRASİ
Bürokratizmin, kurulacak bir proletarya diktatörlüğünde de kapitalizmin bir kalıntısı olarak varlığını sürdüreceği, sosyalizmin kurucuları tarafından öngörüldü. Lenin, bürokrasinin “Sosyalizmi kuran toplumun en büyük iç düşmanı” olduğunu belirtmişti.

Dolayısıyla Marksistler açısından, bürokratizmin önlenebilmesi için işçi sınıfının devlet aygıtı üzerindeki denetiminin artarak devam etmesi zorunluydu. Bunun yolu da, Troçki’nin bürokratikleşmeye karşı mücadele sürecinde temel vurgu haline getirdiği “işçi demokrasisi” ile daha geniş halk kitlelerinin devlet yönetimine her düzeyde katılmasını sağlamaktı.

Bu amaçla proletarya diktatörlüğünde, sadece halk kitlelerinin ekonomi yönetimine katılımını sağlamak için değil, aynı zamanda onların toplumsal bilincini geliştirmek üzere oluşturulan sendikaların yanı sıra kooperatifler, gençlik örgütleri ve dernekler gibi kitle örgütleri faaliyet gösterir.

Nitekim, Sovyetler Birliği’nde ekonomik yükselişle birlikte, Lenin son mücadelesini bürokrasiyle kitleler arasındaki uçurumun giderek derinleşmesine karşı bir takım önlemler almaya çabalayarak verdi. Lenin’in çok erken ölümünden sonra bürokrasiye karşı mücadelenin liderliğini Troçki üstlendi. Ne var ki, bürokrasi yerini sağlamlaştırmaya başlamış ve dev bir hantal aygıt haline gelmişti.

Bu sırada, Sovyetler Birliği’nde izole edilmeye başlanan işçi devletinin yönetimindeki bürokrasi, bir karşıdevrim harekatı yürüttü ve bunun liderliğini üstlenen Stalin tarafından devrimi gerçekleştiren parti kadrolarının önemli bir kısmı tasfiye edildi.

Troçki, ekonomik açıdan geri bir ülkede bürokratizmin daha etkili bir güce dönüşeceğini öngörürken, Stalinist bürokrasi Troçki’nin ortaya koyduğu beş yıllık sınai kalkınma planına dönük ağır eleştirilere ve tahrifatlara girişmesine rağmen ekonomiye bu kalkınma planı sayesinde büyük bir ivme kazandırmış, bunu da açık bir tercih olarak bürokrasiyi daha güçlü kılmak ve saldırılarını yoğunlaştırmak için fırsata dönüştürmüş, niyet hasıl olmuştu.

Böylelikle, Troçki önderliğindeki Bolşevik-Leninist Muhalefet’in, Stalinist karşı-devrim karşısında mücadelesini verdiği işçi demokrasisi ve devrimi dünyaya yayma önceliği, kitle hareketlerinin zayıflaması ve bürokrasinin eski Bolşevik kadrolara yoğun saldırıları nedeniyle bu süreçte geriledi.

Stalinist bürokrasi bununla yetinmedi, işçi sınıfının çekirdek örgütlenmeleri olan sendikaları dağıttı, sol muhalefetin örgütlenme hakkını yasakladı. Böylece işçi sınıfı kendisini savunacak ve bürokratik karşı-devrimi geri döndürecek araçlardan mahrum bırakıldı. Bu çerçevede “sosyalizm”i ilan eden 1936 anayasası ve büyük temizlik operasyonları da aslında karşı-devrimin tamamlandığını gösteren bir simgeye dönüştü.

Lenin’in bürokratizme karşı “Bu düşmanı bozguna uğratmalıyız, bütün bilinçli işçi ve köylülerin yardımıyla bunu başaracağız” sözü, durumun ciddiyetini en başından tespit etmişti. Troçkizm olarak adlandırılan muhalefet ise, işçi sınıfı iktidarı altında oluşması muhtemel bir bürokratizme karşı başta işçi demokrasisi olmak üzere Bolşevik ilkelerden taviz vermeden yürütülecek ulusal ve uluslararası mücadele ile Lenin’in programını sürdürdü.

Tarihsel akış içinde, daha önceki düşün ve eylem adamlarının karşılaşmadığı durum ve olgular karşısında Bolşevik ilkelere dayanarak pozisyon alan Troçki, bürokrasinin gelişme koşullarının, kitle hareketlerinin geriletilmesi ve işçi sınıfının ekonomik ve toplumsal hayatı yöneten ve denetleyen mekanizmalardan izole edilerek uzaklaştırılması sonucu oluştuğunu ortaya koymuştu. Bürokrasiye karşı mücadele için ise, hem kitlelerin ekonomik ve toplumsal hayata katılımına dayalı bir işçi demokrasisini, hem de bürokratizme kaynaklık eden ekonomik geriliğin aşılabilmesi için sanayi ve tarımda planlı bir kalkınma programının zorunluluğunu ortaya koymuştu. Tam bu noktada, öngördüğü tespitleri ulusal çerçeve ile sınırlandırmamış, tersine proletarya devriminin sürekliliğini sosyalist devrimin uluslararası planda sürekliliğine bağlamıştı.

TÜRKİYE SOLUNU ESİR ALAN BÜROKRASİ
Bugün Türkiye’de, kendisini sosyalist/komünist olarak ifade etse de işçi sınıfı içinde örgütlenememiş, kitlelere ulaşamamış parti ve yapıların çoğunda, bürokrasinin daha bu aşamada, mevcut kadrolar içinde kök saldığını ve bu durumun hiçbir şekilde gelişmeye açık kapı bırakmadığını, kısaca Stalin’den aldıkları bu mirası tüketerek işçi sınıfının iktidar mücadelesinde herhangi bir rol üstlenmelerinin mümkün olmadığını söylemek mümkün. Bunu sadece geçmiş tarihsel birikime değil, yakın tarihsel süreç içinde yaşadıkları sayısız savrulma ve kırılmaya bakarak da tespit edebiliriz.

‘Troçkizm’ tabir edilen akımı bugün de, sadece işçi sınıfının iktidarı için değil, aynı zamanda bürokrasiye ve yolu bürokratik yapılanmalara çıkacak anlayışlara karşı savunduğu Bolşevik-Leninist ilkeler ve işçi demokrasisi ile tanımlamak gerekir. Hiç kuşkusuz asla terk etmediği enternasyonalizm ve uluslararası örgütlenme kavrayışını buna eklemek gerekir. İşçiler, emekçi kitleler, genç sosyalistler ve sosyalist devrim mücadelesine katılan tüm bireyler bu rehberliği esas almalıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,099TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol