Gazete REDSınav ve Ceza

Sınav ve Ceza

Salgın döneminde sınav yapmak nasıl bir akıldır o bir konu, sınavın kendisi başlı başına ayrı bir konu… Ütopik gelebilir ama başka bir eğitim mümkün…

  • BORA ERCAN

Sanıyorum 35 yıl önce o zamanki adı Öğrenci Seçme Yerleştirme Sınavı olan sınava girecektim. Sınava gireceğim yer olan İzmir’in en güzel okulu, çamlar arasındaki tarihi İzmir Kız Lisesi’nde sınavdan bir gün önce yangın çıkmıştı!..

Yangını, okulu otele çevirmek isteyen bir takım kişilerin çıkardığı söylendi. Bilemiyorum. Bu ülkenin değişmeyen klasiğidir bu, mümkündür…

Neyse işte zaten sınav gerginliği, üzerine bir de bu yangın, iyice morallerimizi bozmuştu. Tabii, Haziran sonunda İzmir’in sıcağı da bütün bu beklenmedik, istenmedik olayın tuzu, kremasıydı…

Bu salgın hastalık ortamında Pazar günü LGS denen Lise Giriş Sınavları varmış, bu anı aklıma geldi birden…

Önce öğrenci seçme, yani seçme işinin saçmalığında söz edelim…

Aklınıza, tam da mevsimi ya, ‘seçmece karpuzlar’ gelmiyor mu? Babalarımızın en büyük iddiasıydı iyi karpuzu seçmek, elinle vuruyorsun, çıkan sese göre karar veriyorsun. Çoğu zaman da başarısız olurdu bu sistem…

Yani sanki görünmez bir el sınav kağıdıyla bizlerin kafasına vuruyor. Lakin yakın tarih gösterdi ki bu seçmece işi bazen de başka oluyormuş, bazıları ‘na to kefali na to marmari’ yani ‘işte kafa işte mermer’ olsalar da kabak karpuz gibi seçilmişler ve yerleştirilmişler…

Tabii akla hemen ilk elden gelen soru, daha doğrusu öğrenilmiş, öğretilmiş, kabullenilmiş çaresizlik: “herkes mühendis herkes doktor olamaz, herkes istediği yere giremez seçme şart, sınav şart…”

FARKLI BİR EĞİTİM MÜMKÜN

Oysa doğru kurulum daha okul öncesi başlarsa böyle bir soru gündeme bile gelemez. Nasıl farklı bir hayat mümkünse farklı bir eğitim de mümkündür. Eğitimi, meslek edinmeyi, iş yaşamını sadece sınavlar üzerinde kurmak en baştan yapılan yanlıştır.

Kurulum derken bundan söz ediyorum. Şimdi hastalık döneminde üniversitelerde yapılan online sınavların sorun olduğunu okuyoruz. Çünkü soru belirli kalıplarda sorulunca öğrenci de o kalıbı ezberlerse ya da bir yerlerden kopya çekerse iyi not alıyor.

İşte böyle bir soruyu hazırlayan hoca maalesef hoca değildir. Bu sadece üniversitede değil ilköğretimden itibaren de böyledir.

Herkesin işine gelir böyle ezberci bir sistem. Bir konfor alanıdır çünkü, risksizdir. Görevdir…

Oysa sorulacak kalıp ve ezber olmayan soruların yanıtları hiçbir yerde olamaz. Kişi yaşı kaç olursa olsun, ister kitaplardan ister internetten yaptığı okumalarla sonucunda sorunun yorumunu yapar. Bu süreçte çok da şey öğrenir. En azında kopya çekmemek, intihal yapmamak, hak, emek gibi temel etik kurallar da yerine oturur böylece.

Bir toplumun bütüncül refahı bu etik kurallardadır, profesör sayısında değil.

Dışarıdan nicelik olarak bakıldığında bu kadar çok üniversitenin, bu kadar çok akademik unvanın olması, buna karşılık dünya bilim camiasında ülkemizin yerinin olmaması nasıl da bir çelişkidir. Bilimle ilişkimiz parlak zekalarımızın ABD başta olmak üzere dünyanın birçok yerine dağılmaları ve bunu da Hürriyet Gazetesi gibi saçma basın organlarının “Türk biliminsanının büyük başarıları” olarak lanse etmeleriyle sınırlı.

Bir de her depremden ya da her hastalıktan sonra TV’lerde beyanat verenler…

Sınav mevzusuna geri dönersek, üniversite bitirene kadar ortalama bir insanın girdiği küçüklü büyüklü sınavların sayısı hesaplanmış mıdır bilemem ama çoktur. Neden? Bu, bizde hepimizde bir takım davranış problemlerine, kaygı durum bozukluklarına, mide ağrılarına, sinir bozukluklarına neden olmuyor mu? Başka bir yöntem olamaz mı? Alternatif yollar düşünülemez mi? Kaldı ki dünyada örnekler var.

Fakat işte yeterince üzerinde düşünülmediği için şu salgın döneminde sınavlar iptal edilmiyor, devlet ezberini bozmak istemiyor, eski köye yeni âdeti kabul etmiyor. Yetkili zihinler kapalı!

Hastalık döneminde yasaklar kondu, bu yasaklara uymayanlara yüklü para cezalara kesildi, kesiliyor. Para cezasının imar affı, vergi barışı gibi devletin gelirleri arasında olması size garip gelmiyor mu? Devlet vatandaşını sınavlarla terbiye edememiş cezalarla etmeye çalışıyor. Bu işte bir değil birden çok yanlışlık var.

“Ne sınav ne ceza” dediğimizde hayalci, ütopist oluyoruz. Peki o zaman hep birlikte sınavlarda boğularak, yasaklardan kafamızı kaldıramadan, sisteme, kendimize, birbirimize güvensiz bir şekilde yaşayalım.

Önceki İçerikDöndüreklerin kıymeti…
Sonraki İçerikTaylan niye hapiste?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,069BeğenenlerBeğen
17,011TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol