Şimdilik ‘son’ yazı…

Bugün iki sonumuz var… Nihayet Alice/Matrix serisinin sonuna geldik… Ve bir süre dinlenelim hep beraber…

  • T. AKMAN

Çocuk: Kaşığı eğmeyi deneme. Bu imkansızdır. Bunun yerine, sadece gerçeği anlamaya çalış.

Neo: Ne gerçeği?

Çocuk: Aslında kaşık yok.

Neo: Aslında kaşık yok mu?

Çocuk: O zaman eğilenin kaşık değil, kendin olduğunu anlarsın.

İyi haftasonları. Bugün iki sonumuz var; birincisi (ve nihayet) Alice/Matrix serisinin sonu, ikincisi de günlük yazıların sonu…

Üzülerek de olsa en azından bir süre işime ve aileme konsantre olmak için yapacağım seyahatlerden dolayı her gün yazmam mümkün olamayacak. Arada sırada içime sinen yazılar ortaya çıktıkça yine sizlerle paylaşacağım.

Bir yandan da sürekli aynı şeyleri yazmak istemiyorum. Dolayısı ile bir sonraki yazıya kadar (yarın da olabilir, siz bana bakmayın; çok keyif alıyorum yazarken ve gelen yorumlardan), keyifli okumalar…

Elitlerin kitleleri yönetmek için kullandığı en etkin yöntem korkutmaktır. İnsanoğlu temelde bilmediği, anlamadığı şeylerden korkar. O zaman formül basit: Bir şeyi bilinmez ve anlaşılmaz kıl, insanları elindeki her propaganda gücünü kullanarak korkut ve ondan sonra istediğini, hem de dualarını alarak yaptır.

Önce virüsün ne olduğu konusunda, etkisinde, gücünde, tedavisinde herkesin kafasını karıştırdılar. Sonra tüm dünyada sokağa çıkma yasağı gibi insanlık tarihinde daha önce düşünülmemiş bir senaryoyu, kurgulanmış yan etmenleri ile birlikte koordineli bir şekilde yürürlüğe sokarak, hepimizi iliklerimize kadar korkutup yaşadığımıza şükreder hale getirdiler.

Şimdi bakmayın insanların gevşekliğine; Matrix’e girersen bundan kurtulacaksın deseler bugün sokaklarda virüs yokmuş gibi yaşayanların hepsi giriş kapısında maskelerini takıp, sosyal mesafeyi koruyarak sıra olurlar.

Sürekli sağlığınızı takip eden, tansiyonunuzu, kalp ritminizi sürekli izleyip raporlayan, hatta çok sinirlendiğinizde size sormadan sizi sakinleştiren, tansiyonunuzu düzenleyen bir çip takmanızı doktorunuzun önermesi sizce kaç yıl uzakta?

Bunların bir kısmı bugün vücut dışından yapılıyor zaten, 5G teknolojisinin yayılması ile hepsi vücut içine alınabilecek ve vücudun içi çok daha fazla teknolojik gelişime müsait bir ortam. Daha hızlı ve dengeli hareket edebilmek, daha iyi duymak, daha güçlü olmak, daha, daha, daha…

Peki sizi daha “üstün” insan yapmak, zihinsel ve fiziksel kısıtlamalarınızı gidermek (afrodizyak niyetine gergedan boynuzu yiyen insana sınır koymuyorum); alkol almadan sarhoş, LSD almadan halüsinatif, yemek yemeden tok (Musk diyeti?) olmanızı sağlamak tekliflerine siz ne kadar soğuk bakıyorsunuz?

Ya da bazen önümüzdeki görüntü, bir günbatımı, bir an bizi çok etkiler ve paylaşmak isteriz. Fotoğraf çekeriz ama çok nadiren o hissi taşıyabilecek bir fotoğraf olur paylaşılan: Sizin gördüğünüzün bir yansımasıdır evet ama duyguyu taşıyamaz. Doğrudan sizin gözünüzün gördüğü gibi çekilen, hatta sizde tetiklenen duyguları da içinde taşıyabilen bir kareyi paylaşma fırsatına hangimiz hayır deriz acaba?

Virüs ile 5G’nin teknik olarak en ufak bir ilgisi yok, ancak bizi çiplemek ve Sapiens türünün soykırımını isteyen elitlere inanılmaz bir fırsat doğurduğu kesin.

Dünya nüfusu fazla mı? Kesinlikle! Hem de çok fazla. Bir öngörüye göre, bu gidişle 20-30 yıla içme suyumuz bitecek, bir başka öngörüye göre 2050’de dünya nüfusunun yarısı açlık alt sınırının altında beslenebilecek.

Ancak nüfus sorununu çözmenin yolu insanları kısırlaştırmak ya da öldürmek olabilir mi? Bugün sokak köpeklerinin kısırlaştırılması ya da uyutulmasına karşı dünyaları ayağa kaldıran teyzeler neden konu insan olunca duyarsızlaşıyor? İnsanın kedi köpekten daha değersiz algılatılmasını nasıl açıklayabiliriz? Bir yandan 3 çocuk yapın, 5 çocuk yapın diyerek oy peşinde koşan vizyonsuz politikacılar, bir yandan bizi süper insanlara çevirip yaşamlarımızı uzatmak (ve bunu paraya çevirmek) isteyen çarpık vizyonlu elitlerin amacı nedir?

İngilizce başta olmak üzere birçok dilde kullanılan “Kutsal Kâse” (Holy Grail), herhangi bir konuda nihai hedefi sembolize eder. Kutsal Kâse, İsa’nın havarileriyle Son Akşam Yemeği’nde kullandığı ve sonrasında çarmıhtan damlayan kanının toplandığı iddia edilen, mucizevi güçleri olduğuna inanılan kadehtir.

Adem’in cennetten çıkarken kaybettiği bu kadehin içinde sonsuz yaşam içkisi olduğu düşüncesi yüzyıllardır her disiplinden insanı peşinden koşturmuştur. Kâsenin içindeki ölümsüzlük iksiri ve gençlik pınarı, firavunlardan Rönesans sanatçılarına, filozoflardan Pamuk Prenses’in üvey annesine kadar herkesin ilgisini çekmiştir.

Ölümsüzlüğe doğru ilk adım tabii ki hayatı uzatmaktır. İlk insanların doğumdaki yaşam beklentisi 33 yıl kadardı; bu yere ve bölgeye göre değişerek gelişse de 1900 yılına gelindiğinde insanlığın ortalama hayat beklentisi halen 31 yıldı. Sanayi devrimi ile birlikte yükselerek 1950’de 48’e ulaşan sayı, günümüzde 75’e yaklaştı.

Dünya üzerinde, 1900’de 1,6 milyar insan yaşarken, 1950’de 2,5 milyar, 1980’de 4,5 milyar, 2000’de 6,1 milyar, nihayet bugün 7,8 milyar insan yaşıyor. Türkiye’de ise nüfus 1950’de 21,4 milyon, 1980’de 44 milyon, 2000’de 63,2 milyon, bugün ise 83,4 milyon.

Bu ani ve büyük nüfus patlamasının nedeni insanoğlunun sanayi devrimi ve sonrasında da teknoloji devrimi sayesinde sürekli uzayan yaşam beklentisi. Nüfus artış hızı düşse de ölümler de azaldığı için nüfus artmaya devam ediyor.

Beklentilere göre bu artış 80 yıl daha devam edecek ve bugünkü yaşam beklentisi ile dünya 2100 yılında, 10,9 milyar insan ile zirve yapacak (Türkiye zirvesi 2069’da 107,7 milyon); sonra da nüfus azalacak.

Ancak dünyanın kaynakları 11 milyar kişiyi beslemeye yeterli değil ve hayatlarımız uzadıkça bu durum daha da vahimleşecek. O zaman herkesin hayatı uzatılmayacak, peki hangi insanların özel olduğuna nasıl karar verilecek? Tabii ki parayla. Bu da savaşlar çıkmadan gerçekleşebilecek bir seçim gibi görünmüyor.

Musk’ın Mars’ta kolonileşme gibi uçuk hayallerinin ardında, bu seçimi savaş çıkartmadan yapabilme düşüncesi var. Bill Gates’in Afrika’yı “seyreltme” fikrinin ardında, kimsenin itiraz edemeyeceği diktatörlerle işbirliği yapma düşüncesi var.

Her şeye rağmen büyük halk kitlelerini bir Matrix içine alıp, yalanlarla idare etmek ve olası eylemlerin önüne geçmek için gereken tüm teknoloji 5G sonrası, 2025-2030 arasında bir gün tümüyle hazır olacak.

Şu anda teknolojinin yumuşak karnı olan enerji/pil teknolojisindeki sorunlar da aşılmak üzere. İnsanları herhangi bir teknolojiyi kullandırmak için, kullanmadıkları durumda, en yeniden geri kaldıklarında ne olacağına ilişkin kâbus senaryolarla korkutmak her zaman ve fazlasıyla yeterli olmuştur.

Dikkat ederseniz son dönemde hiç kimse eceliyle ölmüyor. Sürekli olarak bir “teknik” sebepten ölünüyor. Eskiden insanlar yaşlılıktan ölürdü, ancak yıllardır bizi teknik sebeplere alıştırdılar.

100 yaşında kadın vefat ediyor, sebep kalp yetmezliği! 90 yaşında adam vefat ediyor, sebep çoklu organ yetmezliği. Sorun teknik seviyeye indirgenebildiğinde, o zaman çözülebilir olarak pazarlanabiliyor.

Akciğer mi gitmiş? 3 boyutlu yazıcıdan çıktı alıp değiştirelim. Kanser mi var? İçeriye gönderelim mikroskobik iş makinelerini, kanserli hücreleri hafriyat yapar gibi kazısınlar. Kalpte mi sıkıntı, pil takalım. Parkinson mu? Bir saniye. Alzheimer? Unutabilirsiniz…

Bugün 10 bin farklı hastalık var, mevcut kimyasallarla ancak 500’ü tedavi edilebiliyor. 5G sonrası bu oranda mucize bir düzelme olmayacak ancak çip takmayı kabul edenlerin, en azından yaygın sebeplerden ölümleri azalmaya başlayacak.

Kendilerine mucizeler bahşedilen kitleler, gerçekte teknolojinin elitlerin kullanımına hazır olması sürecinde sadece birer deney hayvanı olduklarını hiçbir zaman göremeyecek. Tıpkı bugün Afrika’nın gözden çıkarılmış insanının Bill Gates’in beyaz adam aşıları için kobaylık yaptığını bir türlü göremediği gibi…

Elit beyaz adam, teknoloji hazır olduğunda yavaş yavaş ayrışmaya başlayacak. Kutsal Kâse’nin peşinden tavşan deliğine atlayacak birkaç nesil gelişecek olan (4G, 5G gibi kavramların sonundaki G, “Generation” -nesil- anlamına gelir ve teknolojinin gelişim döngülerindeki mihenk taşlarını ifade eder) süper insan teknolojisi elitlerin başarılı kullanımı ile birlikte insanları hiç olmadığı kadar akıllı, güçlü ve az ölümlü yapacak.

Bu noktada ne olacağı ise bugüne kadar bilim kurgunun en çok sağdığı konuların başında geliyor. Adolf Hitler ve Joseph Goebbels’in hiç ölmediğini, bu teknolojiyi ele geçirdiklerini, süper askerler yaratabildiklerini ve halen aynı söylemde devam ettiklerini düşünmek bile yeterince ürkütücü.

Bugün dünyayı yönetenlerin 100 yıl daha yaşayacaklarını düşünmek ise tam bir kâbus. Tabii arada yapay zekânın insanoğlu gibi gerzek ve duygusal olmadığını unutmamak lazım. Bu dünyayı aklın süzgecinden geçirerek görebilen herkes gibi gerçeği görüp, teknolojik altyapı hazır olduğunda “Sapiens türünün dünyayı yönetemeyeceği açık, darbe yapıyorum” deme şansı oldukça yüksek.

Günümüzde her yerde kameralar, her yerde sensörler, her yerde 5G (ve sonraki nesiller) aracılığı ile bağlanmış ve insanı izleyen şimdilik birbirinden bağımsız, ilkel sistemler. Bu veriyi insan işleyemiyor, bilgisayarlar işleyebiliyor. Bunların birleşmeyeceğini ve bir yapay zekânın kontrolüne bırakılmayacağını düşünmek tam bir saflık olur.

Bugünün kavgalarından biri bu sistem bilgilerinin nerede ve kim tarafından kontrol edeceği kavgası. Amerika’nın başını çektiği küçük ama etkin bir grubun Çin’in Huawei firmasına ilişkin çok sert tepkileri ve yaptırımlarının sebebi sadece bu. Çin devletinin 5G’yi fırsat olarak görerek, elindeki devasa ticaret fazlasını kullanarak sübvanse ettiği Huawei, bugün 5G’nin merkezindeki teknolojilerin ana üreticisi ve dünyadaki hemen her 5G ağının merkezindeki kapalı kutuların, yani suyun başındaki musluğun sahibi.

Şimdilik yüzlerce farklı musluk var ama bunları önce grup grup, sonra da tek bir ana vanaya bağlamak sadece zaman meselesi. Bu da dünyanın tüm iletişimini geçtim, mesela 2030’da dünyada takılacak tüm kalp pillerini, tüm protezleri, hatta tüm mutluluk çubuklarını Çin’de bir yapay zekanın kontrol ediyor olacağı gerçeğini getiriyor.

Daha da önemlisi, bu erişim bugün kredi kartlarını, kişisel bilgileri rahatça çalan korsanların hedefi haline gelecek ve sayısal korsanlık önünde insanoğlu bir kez daha çırılçıplak kalacak.

Bunlar daha kıyamet senaryolarına yaklaşmadan görebileceğimiz şeyler.

Peki insanlığın çürümesi, erimesi ve doğayı yok etmesi karşısında ne yapabiliriz?

Paylaştıkça artan sadece iki şey var elimizde: Bilgi ve sevgi. Bütün Hollywood filmlerinde bilgi ve aşk kazanır (Fransız filmlerinde aşk yeterlidir; Türk dizilerinde cehalet ve aşk birleşince kızı alır).

CoVID-19’a da Matrix’e karşı da tedavi yöntemi aynı: Eğitim ve tüm insanları sevmek, yani eşit kabul edebilmek. Cehalet virüsün en sevdiği şey; başından beri bırakın PCR testini IQ testi yapın deme sebebim bu.

İnsanların eğitilmemesi ve virüs bitti izlenimi yaratılması hazırladı bugünkü tabloyu. Tıpkı 10 Mart’ın, sonrasında günde 5 binli vakaların raporlandığı dönemlerin geldiği gibi, ikinci dalga bağıra bağıra geldi ve bu tehlikenin başlangıcından beri geçen 6 ay sonunda Türkiye’nin iddia ediyorum yüzde 95’i halen kör cehalet seviyesinde, hatta belki ilk baştakinden daha kötü bir yerde, çünkü herkes inanacak bir hurafe bulup, oraya tutunmayı tercih etti.

Devletin elindeki tüm imkanlara rağmen eğitim yerine opaklığı, sevgi yerine 65+’a uygulanan türde bir despotluğu tercih etmesi bunun en güzel örnekleridir.

İlk önceliğimiz eğitim olmalı. Okul eğitim sisteminin, eğitimden uzak, gerçek dünyada karşılığı olmayan ansiklopedik bilgilerle dolu bir öğretime çevrilmesine seyirci kalmaya devam edemeyiz. Çocuklarımızın eğitimi yayladaki koyunlara yakın seviyede. Kendi çocuklarımızı eğitemez hale geldik; daha kolay olduğu için konuyu dine ya da Instagram’a bırakmayı tercih ediyoruz.

Her mücadele önce evde başlar; öncelikle çocuklarımıza sahip çıkmalıyız. İkincisi yine çocuklarımıza kedi köpek sevgisi kadar insan sevgisinin önemini anlatmalıyız. İnsanı sevmeyenin doğa sevgisi, insan yerine koyduğu kedi köpekle gelişmez. İnsanı ve doğayı sevip korumalı ve kurtarmalıyız.

Giderek yalnızlığa itilen insanlar için teknoloji kaçış ve güvenli bir sığınak olarak öne çıkıyor. Sadece var olma savaşı veren, hiçbir şey yapamayan, tercihleri olmayan bir organizmaya indirgendiğimiz virüs döneminden sonra toplum olarak sınıfta kaldık. Bitmek bilmeyen bencilliğimiz ile 3 aylık eve tıkılmanın tüm kazanımlarını geri verme yolunda hızla ilerliyoruz.

Sonuçta da gerçek anlamda bir tercihimiz olmadığı, her konuda sürü psikolojisi ile hareket ettiğimizi bir kez daha açık açık gördük.

Öte yandan süreci çok iyi değerlendiren elitler Kutsal Kâse’lerini kucaklarında buldular ve bu fırsatı çok iyi kullanacaklar. Özetle Matrix’e hoş geldiniz. Hem de kendi özgür iradeniz ve “tercihinizle” hoş geldiniz. Umarım içinizde Beyaz Tavşan’ı takip edebilme gücünü bulursunuz.

Önceki İçerikÜnlü atı yediler!
Sonraki İçerikÇin’de savaş hali

Son Haberler

RedHack geri döndü!

Kızıl hackerlar AKP'li belediyelerin web sitelerine kayyum atamaya başladı!.. RED Haber - Türkiyeli devrimci hacker grubu RedHack bir dizi AKP'li belediyenin sitelerini hackleyerek "Size kayyum...

Belçika: “Onları Tayyip besliyor…”

"Tayyip Erdoğan'ın teşvik ettiği İslamcılar Belçika için başlıca tehditlerden biri..." RED Haber - Christophe Lamfalussy, geçtiğimiz günlerde Belçika La Libre gazetesinde Devlet Güvenlik Servisi (VSSE)...

Korona günlerinde turizm

Koronavirüs tüm dünyada turizmi vurdu. Bazı ülkeler büyük gelir kaybına uğruyor. Turizmin geleceği meçhul. RED Haber - Koronavirüs nedeniyle dünya turizmi ağır bir tehdit altında....

Trump solculara ‘faşist’ dedi

Müzisyen Neil Young, geçtiğimiz cuma Beyaz Saray'ın Bağımsızlık Günü'nü kutlayan Rushmore Dağı etkinliği sırasında müziğini kullanan Başkan Donald Trump’a sinirlendi. Trump ise 'solcu faşizmi'...

Bir acayip Japon treni

Japonya’da deprem sırasında yol almaya devam edebilen, dünyanın en hızlı ‘mermi tren’i hizmete girdi. RED Haber - Japonya'nın en yeni ‘mermi tren’i sadece daha hızlı...