Şeytan Abi’nin ‘gör’ dedikleri…

Bir gün bir arkadaşım elinde bir bildiriyle çıkageldi. Bildiride “Yumurta yemeyin, onlar da birilerinin bebeği” yazıyordu. “Böyle bir bildiriyi kim dağıtır ki?” diye sordum, bir çeşit anarşist-vegan topluluk imiş. Tövbe estağfurullah dedim.

Benzer bir duyguyu, ODTÜ’deki solcu öğrencilerin en azından bir kısmının “cinsiyetsiz tuvaletler” için “kararlı bir mücadele” verdiğini duyduğum zaman da yaşamıştım. Protein ve tuvalet ihtiyaçları üzerinden bir felsefi beyin fırtınası yaşadım. Saçma sapan sonuçlara ulaştım.

Düşündüm: İnsanlar gerçek mücadeleler vermek yerine böyle saçma sapan işlerle uğraşmaya başlamışsa bunda bizim solumuzun kabahati büyük değil mi?

Sovyetler Birliği ve Doğu Bloğu çöküp, bizim sol da çöküntünün altında kalmaktan memnun halde yaşarken, “düzeni değiştirme” fikri yerini kendine yaşam alanları yaratma ve buralarda mesut ve bahtiyar bir halde yaşama fikrine bıraktı; “muhaliflik”, hatta “komünistlik” bir kıyafet haline geldi. O kıyafeti beğenmediniz mi? Müşteri memnuniyeti esastır, müşteri velinimetimizdir. Üzerinize yakışan bir başkasını hemen bulabiliriz.

Böyle böyle bir sürü yaşam biçimi var. Anarşistler vegan-kafe işletmecisi, komünistler meyhane işletmecisi oldu. Kendisine komünist diyen partinin mekanında çay üç buçuk lira. Meyhane menüsünü bilemiyorum. Bizde o mekanlara gidip oturacak gibi bir para yok.

Kadınsanız, “Karma örgütlerde çalışmayacağım, sadece kadın sosyalistliği yapmayı tercih ediyorum” diyerek örnek bir feminist olarak tamamen gündelik ilişkilerinizi düzenlemeye ve “eril dil” avcılığıyla güzel Türkçemizi arındırmaya başlayabilirsiniz.

Mamam olmadan asla!
Bununla beraber örnek bir hayvan hakları savunucusu olmanıza hiçbir engel yoktur. Buraya özel olarak eğilmek istiyorum: Bir statü olarak “hayvansever”lerimiz var. Bu hayvanseverlerimiz periyodik olarak “mama” kampanyaları yapıyor: “Kedilerimizi mamasız bırakmayalım.” “Köpeklerimize mama tedarik edelim.” Böyleler.

“Mama” ne peki? Mama, kapitalizm. Dahası da var.

Çorum’da bir mama fabrikası bulunuyor. Çorum civarında eşek, at bırakmadılar. Medeniyetle beraber traktör denilen makine devreye girdiğine göre, köylerde folklorik bir öğe haline gelen eşekleri, atları toplamak ve öğütüp mama yapmak gayet doğal bir davranış. “Hayvanseverler”, öğütülen at ve eşekleri sokaktaki kedilere köpeklere dağıtıp başlarını okşarken kendilerini iyi hissediyorlar ya, bundan daha önemli ne olabilir ki? “Mama” dediğiniz şeyin neden yapıldığı çok da önemli değil.

“Organik” ve pek pahalı köpek mamalarının nelerden yapıldığını biliyor musunuz? Bilmezsiniz çoğunuz. En revaçtakiler kurutulmuş at, eşek, dana penisi; inek memesi; at, eşek, inek kulağı!.. Bunlar mezbahalardan vatandaşa uzanan besin endüstrisinde kıyma niyetine kakalanmadığı takdirde, kurutularak ambalajlanıp zenginlerin “pet” hayvanlarına sunuluyor.

Başka şeyler de var. Hayvanları sevdiğini zannedenler hayvanların kabusu oluyor. Evinde üç tane kısırlaştırılmış kedi besleyip onlara talimatlar vererek, azarlayarak, cezalandırarak hayvanla bir tür Nazi ilişkisi kuran kadın kendini böyle iyi hissediyor, yetmiyor, sokaktaki kedilerin de hamiliğine soyunuyor, onlara sürekli mama dağıtıyor, komşu kadının yemek artıklarını vermesine kızıyor, çünkü kendi besleme disiplini ve otoritesi bozulmuş oluyor, düzenli besleme ilişkisinden dolayı popülasyonu olağandışı artan kediler bir sokakta 40 adet kadar üremiş oluyor, sokaktan geçen otomobiller kedileri düzenli şekilde eziyor… Bu aynıyla vaki.

Çağdaş kentli ve kendisini muhalif sanan orta sınıf insanı, kente, hayata, kendine yabancılaştıkça bu tür işlere sarıyor. Kedileri, köpekleri kendi yalnızlığının ve anlamsızlığının çaresi haline getiriyor. Azınlıkları “öteki” diye tarif ederek onlara da tam sevdiğini sandığı hayvanlara muamele eder gibi “sevgi” gösteriyor. Onlara “mama” verir gibi destek veriyor. Bir cümbüşün içine düşüyoruz.

Arkadaşım, “cinsiyetsiz tuvalet için militan mücadele” ney? Ney?!

Madem bayramlık ağzımızı açtık, bir şeyler daha söyleyelim. Geçtiğimiz günlerde “Eşcinsel Onur Yürüyüşü” etrafında dönen ve sapık devletin saldırılarıyla damgalanan süreci de hep beraber idrak ettik. Bu eşcinsellik, travestilik, translık ve artık takip etmekten yorulduğum yeni cinsel tanımlamalar için de benzer duygular besliyorum. Belki benim cinsel ve fantezi dünyamın darlığındandır, bugüne kadar kiminle seviştiğim konusunu kamuya açık tartışmadım. Tartışmak isteyen tartışsın. Ama bir şey söylemek istiyorum. Cinsel yöneliminden dolayı baskıya uğrayanlar da ezici çoğunlukla fukaralardır.

Biliyorum, yazının başından beri bana kızan arkadaşlar var. Ama düşündüğümü söylemek için buradayım. Farz edelim, en büyük holdinglerimizden birinin en tepesindeki kişi eşcinseldir. Eşcinsel olduğu için başına hiçbir şey gelmez. Cumhurbaşkanı’yla oturup sohbet eder. Ekonomi ve “çalışma yaşamı” konuşur. Ya da “Diva” denen Bülent Ersoy da saraylarda ağırlanır. Öte taraftan, mesela adı Ramazan olan bir gencimiz ise, Kuran kursunda tacize ya da tecavüze uğrayarak hayata başlar, diyelim ki İstanbul Bağcılar’da yaşamaktadır, sonra Beyoğlu’ndaki saunalarda 70 avro karşılığı mesela Alman bir misafirimizle birlikte olur, ufacık yaşta cinselliği böyle şekillenir, bir süre geçtikten sonra kadın görünümüne girmenin daha kârlı olduğunu keşfeder, giderek kadın tipine bürünür. Holdingin başındaki kişi cinselliğini gönlünce yaşayarak işçileri sömürürken, Ramazan yavaş yavaş G’den T’ye doğru ilerler. Bu bir “yönelim” sorunu değil, düpedüz sınıfsal bir durumdur.

Daha bir sürü şey söylenebilir.

Çok klasik bir son…
Kadının erkekle, cinsel yönelimi “farklı” olanın cinsel yönelimi “düz” olanla, insanın hayvanla, bütün mahlukatın doğayla barışık yaşayabileceği bir düzeni kurmak için mücadele etmezseniz, yaptığınızı zannettiğiniz bütün “mücadele”ler Çorum’daki mama fabrikasının et kazanında öğütülür. Üç-beş de nohut atarlar üzerine, soya fasulyesini basarlar, ellerinizle kedilere eşek yedirir ve kendinizi “hayvansever” zannedersiniz. Hayvan sevmek de, insan sevmek de, doğa sevmek de kapitalizme karşı mücadele etmekten geçer.

Yumurta yemeyerek kendinizi iyi hissedebilirsiniz. Eşekleri kedilere yedirerek “hayvansever” olabilirsiniz. “Cinsiyetsiz tuvalet mücadelesi” vererek radikalleşebilirsiniz. Senede bir gün “Feminist Gece Yürüyüşü”nde “vajinal” pankart açıp tüm dünyaya posta koyabilirsiniz. Senede bir gün Mis Sokak’ta “Onur Yürüyüşü” birası içebilirsiniz… Ama bunların hiçbiri sizi hayvan, insan, kadın, eşcinsel düşmanı bu düzenden kurtarmaz.

Kurtuluş için bir önkoşul var: Kapitalizmin yıkılması. Onun için de bir işçi sınıfı partisine, işçilerin iktidara gelmesine ihtiyaç var.

Ne o? Çok mu “klasik” geldi?

2 YORUMLAR

  1. Yazının içinde bir kaç genel doğrunun bulunması bu yazıyı doğru bir sonuca götürmüyor. Bir sürü mantıksız genellemeyle dolu, önyargılı bir yazı olmuş.

  2. Evet abicim eleştirinde haklısın. Hemde o kadarnmevzu varken böyle bir mevzuya değinmek müthiş zihin açıcı olmuş. Kendi ni bilmez veganlar tuvalet üzerinden cinsel kimlik. Herşeye bir kulpta bulmuşsun evelallah. Yani veganlığı mama ve yalnızlığa bağlamada cok bilgece. Bende bir kulp bulayım yahuu bu öve öve bitmeyen işçi ler bir gücü ele geçirse ne olcak çokta merak ettim vallahi, acaba bu hokkabazlrdan nasıl bir farkı olacak. Afedersin nde gücü ele geçirmeden o kadar çok şahit olduğum hokkabaz işçi varki.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here