Seyrettikçe delirme, okudukça üşütme!


1. Unutulan Bir Dil: Kuşdili
Kuşdilini bilen bilir… Göç eden turna sürüleri içerisinde şöyle konuşmalar geçiyor bugünlerde:

– Hamdi Abii; Hamdi abi, sağlı abi sağlı… Abiii… sağdan roteyt abi, sağdan… Aşada uçak var abii…

– Ne diyosuun? Bağır olum biraz duymuyorum lan.

– Abi sağlı diyorum, uçak var abi… Miyami’de geçen bizim Fatma Abla çarptı uçağa, feci şekilde can verdi abi.

– Uçaa nolmuş?

– Düşmüş abi.

Bunlar bugün şaşırtıcı şeyler değil; sıradan kuş konuşmaları.

Devletimiz dünyanın en büyük hava limanını yaptıktan sonra kuşlar için de hazırladığı sertifika programlarıyla hangi rotalardan göç edeceklerini onlara öğretmiş vaziyette. Yanlız problem şu, bizim sürü lideri turna;

– “Kiyrim de kunut, uçak düşünsün!” derse n’olacak?

Yani evet, kuşların nereden uçacaklarını öğrettin de, kuşun teki buna direnirse sıkıntılı olmayacak mı? Bire karşı 150 en nihayetinde, mantıki olan kuşun değil uçağın yön değiştirmesi değil mi?

Evet doğaya bir şey öğretmek zor, bunu biliyoruz. Mesela Hakan Çelik adlı medya üstadı, inanmazsınız, kerat cetvelini öğretmeye çalışmış, 2’ler iyi gitmiş 3’lerde sıkıntı yaşamış; öğretme konusunda… Ben kendisini canlı yayında dinlemiş bir kimse olarak söylüyorum bunları. Yani “doğaya bir şey öğretmek zor” diyorsa biri, ben bunu anlarım kardeşim: Sen demek ki bunu denedin. Baktın zor oluyor, bıraktın mesleği, medyaya geçtin:

– Gazeteci oldum abi… Kebap gibi iş…

2. Et Yiyen Bakteri
Eskiden komünizmin hayaleti dolaşırdı, şimdi et yiyen bakterinin hayaleti dolaşıyor. Meydanı boş bırakınca işte böyle oluyor. Çocukken su depolarının izbe mekanlarında oynardık ve birbirimizi korkuturduk;

– Burada kanı kurumamış adamın hayaleti dolaşıyoooor…

Şimdi kazık kadar olunca medyada beliren bir surat:

– Et yiyen bakteri hızla yayılıyooooor…

Yayılıyor da ne oluyor kardeşim? Üşenmedim baktım. Sağlıkla ilgili web sitelerinde dolaştım ve gözlerime inanamadım: Bakteriye paçanızı kaptırdınız mı, ilk 30 saat içinde ateşiniz 5 katına çıkıyor. Öyle böyle değil yani, tam 5 kat…

Hekimle hemşire arasında konuşma şöyle tabii:

– Hemşiraanım hastanın ateşini ölçtünüz mü?

– Ölçtüm doktor bey; 180 derece…

– NEEEY!..

Allahtan erken teşhis hayat kurtarıyor. Yani aslında her hastalıkta erken teşhis hayat kurtarıyor da “erken” kavramsal olarak izafî tabi… 30 saatte ateş 180 dereceye çıkıyorsa, mesela hastalığın 7. saatinde ateş 62 dereceye çıktığında yakalamak gerekiyor.

Bir de hastalığa tutulmamak esas… Önleyici tıp diye bir şey var. Peki ne yapmamız gerekiyor? Bakınız; soğan ve sarımsak et yiyen bakteriden korunmanın biricik aracıymış. Yemek mi gerekiyor yoksa vücudumuza sürmemiz mi gerekiyor bilmiyorum ama bu aromatik sebzeler aynen Bor elementi gibi: Kafana sür saç çıksın, arabana koy 5000 kilometre yol yapsın.
İlacı var yani…

3. Dingil Kim
Kim dingildir arkadaşlar? Bakın bunu kimse kimseye söylemez. Açıkça, korkmadan, sıkılmadan söylüyorum; Dingil Kim diyorum ve ekliyorum; bağımsız deveye tiken medyamız olmasa biz Kim’in dingil olduğunu bilemeyecektik.

Kim dediysek, Kim Jong-un’u kastediyoruz burada. Kuzey Kore’nin sözde lideri.

Bakın bu zat, Trump’la askerden arındırılmış bölgelerde istişare ediyor, kritik konuları görüşüyor sonra asabı bozulup evine döndüğünde bütün sinirini danışmanlarından çıkarıyormuş. En son da bir generali kendisine terso yaptığı için öldürmüş. Adamı pirana balıklarıyla dolu bir akvaryuma atmak suretiyle öldürmüş hem de. Yanlız piranalar Brezilya’dan getirtilmiş, özel olarak…

Ben tabii haberi okurken şoka girdim ama, işte takip edemiyoruz doğru dürüst; Britanyalı istihbaratçılar bu duruma hiç şaşırmamış. Yani biri çıkıyor, başka bir kişiyi pirana dolu akvaryuma atarak balıklara yediriyor, istihbaratçılar da duruma hiç şaşırmıyorlar.

– Normal aabi… Şaşılacak bir durum yok. Bu, Kim’in klasik adam öldürme yöntemi… Hep yapar… (bunlar ingilizce).

Sanki adam her gece içip içip eve geliyor sonra nara atıp komşuları rahatsız ediyor… (Yuh, Dingil!)

Şimdi buna inanan çıkar mı diyebilirsiniz. Çıkar… Ama önemli olan bu haberi yapan, oraya okunsun diye koyan kişidir… Onun kariyer planlanlamasında, misal basınımızın amiral gemisi ya da Zebah gazetesi hatta geçelim onları Takvim gazetesi var mıdır?

– Kesin!

– Yakışır mı?

Valla yakışır. At yananı…

4. Fort Tvsi
Edi’yle Büdü var; Oris’le Vonti var; Çağrı’yla Cumali var; şimdi en yeni Fatih’le İsmail çıktı. Bunlar Fort Tv’de kimi zaman stendaplarıyla kimi zaman da ortaoyunlarıyla zaten çok anormal olan sağlık durumumuza katkıda bulunuyorlar.

Çok zeki ve güzel olmaktan bıkarak Kültür ve Turizm Bakanı olmak isteyen Banu Alkan’ın adından söz ettirdiği bu toplumun kanaat önderleri tam da böyle olmak durumunda tabii. Daha aşağısını kaldıramayız biz.

Mesela bu ikilinin en çok takdir ettiğim marifetleri son İstanbul seçimlerinde seyirciyi sayılara boğmamak için sadece ilçelerde katılım oranını, sandığa gidenlerin miktarını, açılan sandık sayılarını, sandıklarda oy kullananların sayılarını, adaylara verilen oyları, oy oranlarını, ilçe bazındaki sayısal ve oransal durumu… nihayet İstanbul çapındaki vaziyeti vermeleri olmuştu. Gerçekten takdire şayandır. Diğer kanallar izleyicilere oyları direk saydırma yoluna giderken bu ikili hiç bizi sayılara boğmadan işi kotardı.

Hele meşhur açık oturum sonunda İsmail’in tek kaşını kaldırarak “Nasıldım?” sorusu hem bir dehaya işaret etmesi bakımından, hem televizyonculuğu ve haberciliği içine nasıl sindirdiğinin emaresi olması bakımından fevkaledeliğin bir nişanesiydi.

Ama durun; öküzün büyüğü ahırda bağlı daha…

Neden bahsediyorum? Tabii ki Fatih’in “İt dedi, it demedi” oyunundaki güzel rolünden bahsediyorum. Medya dünyasının abisi pozisyonuna yükselmiş Kısmet abisinden de esinlenmiş olacak ki, “İt dedi duydum, it dedi, it dedi” diye atıldı sahnenin en önüne.

Herhalde hatırlarsınız, İstanbul’un yeni belediye başkanı İmamoğlu Ordu’da yaptığı miting sonrası, valilik emriyle, tayyareye VIP’den bindirilmemişti. Bunun üzerine başladı bir tartışma. AKP’lilere göre İmamoğlu valiye “it” demişti. İmamoğlu ise ben it demedim “basit” dedim diyordu. Ama Fatih’ten kaçar mı? (Kaçmaz). Atladı ortaya “it dedi, duydum ben, it dedi; görüntüler elimde” diyerek başladı velveleye…

Sonra bunun adı ne oldu: Gazetecilik; habercilik…

Yok ya; müzevirliğin adı ne zamandan beri habercilik olmuşsa artık?

5. Bu meselelerden nasıl haberim oldu?
Valla ben de tam bilmiyorum.

Bazen bu yazdıklarım kafama takılınca, “Herhalde” diyorum, ben uyduruyorum bunları. Yani bir düşünsenize; Banu Alkan “çok zeki ve çok güzel olmaktan” nasıl sıkılabilir? Banu Hanım’ın güzel ve zeki doğasına bir şey öğretilebilir mi?

Ya da doğaya kim bir şey öğretmek ister ki?

Et yiyen bakteri ne mesela?

Fatih ile İsmail’in, Cumali ile Çağrı’nın misyonları ve vizyonları bir yerlerde yazılı mı?

Sonra ittiret diyorum kendi kendime. Biz tüzüklerle çarpışa çarpışa büyüdük zaten…

Son Haberler

Maradona: Devrimci mi, serseri mi?

Sezar’ın hakkını Sezar’a verdiğimiz gibi, Maradona’nın hakkını Maradona’ya vermek ve bu koşullarda, “serseri olduğu gibi devrimciydi de” demek lazım. YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Futbol dünyasından bir...

‘Medeniyet’in rezilliği!

Danimarka milyonlarca vizonu, koronavirüs mutasyonu endişesi ile katletti. Hayvanların cesetleri, gömüldükleri toplu mezardan fırladı!.. RED haber - Danimarka bir vahşet skandalıyla sarsılıyor. Milyonlarca vizon öldürüldü,...

Sıra dünyayı kandırmaya geldi

Türkiye Medrano Sirki'ne döndü. Vaka sayıları bir anda on binlere yükseltildi. Dün dünyayı "vaka yok" diye kandırmaya çalışan AKP iktidarı şimdi "vaka çok" demeye...

Yavru Arınç ‘reisçi’ çıktı

Bülent Arınç’ın AKP İstanbul Milletvekili olan oğlu Ahmet Mücahit Arınç, babasının istifasıyla sonuçlanan kriz sonrası açıklama yaparak, "Benim kabem Tayyip'tir" demeye getirdi... RED haber -...

Jöleli ters köşe!

Eski milli kaleci ve Milli Takımlar Teknik Direktörü Şenol Güneş, iktidar tarafından şımartılan Jöleli Yiğit Bulut'a haddini bildirdi. RED haber - Türkiye A Milli Futbol...