Selin ardındaki kuvvet

Yıllar önce Derelerin Kardeşliği oluşumu ile Karadeniz’de köy köy dolaştık, yaşadıklarımızı bugünün felaketleri ışığında yeniden değerlendirelim…

  • NİHAL MEMİŞ

Giresunlu, AKP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli, hafta içi Dereli’deydi. Engin bilgisiyle; felaketin sebebini açıkladı, suçluyu ilan etti: Suçlu; yağışla, kayganlaşan toprakmış!

Zaten buradan ‘Bakan’ eksik olmuyor. Halk işi gücü bırakmış bakanlarla fotoğraf çektiriyor. İktidar Karadeniz insanının kalan desteğini yitirmemek için var gücüyle uğraşıyor.

Nihayet Diyanet İşleri Başkanı da gelip cübbesiyle Dereli’de turladı.

Pazartesi Tayyip Erdoğan da gelecekmiş…

AKP’nin şov alanı haline geldi burası. Hepsi suçu toprağa atıyor.

Evet, hiçbiri suçlu değilmiş, suçlu toprakmış…

Derenin yatağını kurutulup kurutulup imara açıp nemalananlar, üstüne Toki yapıp yapıp satanlar, dere ıslahı adı altında dereleri betonlara hapsedenler, derelerin denizle buluşmasını engelleyenler, güzelim sahil boylarını kilometrelerce betona boğanlar, ihaleleri peşkeş çekenler, her ihaleden para yiyenler, denizle kentler arasına barikat çekenler, her yağmurda çöken Karadeniz Sahil Yolu’nu ucuz malzemelerle doldurmaya devam edenler, vadilere taş ocakları kuranlar, maden aramak için yüzlerce yıllık ormanları katledenler, adım başı HES’ler, yayla yollarında patlatılan dinamitler, şantiyelerden çıkan tonlarca hafriyatları derelere döküp kurutanlar değilmiş…

Suçlu, toprakmış!

Oysa selin sebepleri de sorumluları da kabak gibi ortada.

Dünyanın devletten en çok ihale alan 10 şirketinden 5’i Türkiye’den; Dünya Bankası raporuna göre; Cengiz, Limak, Kolin, Kalyon, Mng…

Verilere gerek yok ki; nereye kafanı çevirsen görüyorsun zaten bu şirketleri: Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Yusufeli, Cerattepe, Aşkale, Espiye, Çarşıbaşı, Tirebolu, Güce, Doğankent, Dereli, Kürtün…. Say say bitmez…

Ülkenin her bir şehri, her bir ilçesi…

Nerede bir yağma projesi var, bunlar orada!

Elektrik dağıtımında, enerji arzında, Hazine garantili otoyol, köprü, havalimanı, şehir hastanesi ihalelerinde rol alan müteahhitler hep bunlar.

En ufak bir yağmurda göçen yolların, taşan suların, giden canların sorumlusu, bunlar!

Yiyip yiyip doyamadıkları servetlerini hesaplamaya bizim matematiğimiz yetmezken; milyonlarca liraya varan elektrik faturalarını ödemezler, bize zam olarak döner, devlet bankalarından kredi adı altında aldıkları parayı iade etmeye tenezzül etmezler, vatandaşa vergi olarak döner; bir de üstüne kendilerine özel, trilyonluk vergi afları isterler, istemekle de kalmaz alırlar.

Olur ya kendilerine verilmesin bir ihale; bakan bile devirirler! Ulaştırma Bakanı niye alındı bir gecede aniden görevden? Cengiz, Limak ve Kalyon’un girip de kaybettiği ihale yüzünden!

Dikkat çekmesin diye başkasına ihaleyi verme hakkı bile bırakmadılar iktidara.
Sermayenin kuklası olmak böyle bir şey işte! Böyle leş bir ilişki!

Yeni Bakan atandı tabii bir gecede ve söylememe gerek yok herhalde; kaybedilen ihalenin iptal edildiğini!

Bütün bunlar olup biterken de; yoksul çiftçi düşünür kara kara, 1 ay geciktirse kesileceğini bildiği elektrik faturasını nasıl ödeyeceğini…

AKP ile akçeli işlerdeki ortaklığının yanında, ortak bir diğer yanları da; halk düşmanlığı… Bir taraf diğerini ihalesiz, diğer taraf da komisyonsuz bırakmıyor.

Bizim alnımızın teriyle, vergilerimizle, toprağımızla, suyumuzla; al gülüm ver gülüm abad ediyorlar birbirlerini…

Bu şirketlerin sicilinin epey bi’ kirli olduğunu söylememe gerek var mı bilmiyorum ama ortaya saçılan tapesinde; “bu milletin a.ına koyacağız” dediğini kulaklarımızla duyduğumuz; Cengiz!

BOTAŞ ihalelerine fesat karıştırmasıyla anılan şirket; Limak!

Akaryakıt kaçakçılığıyla anılan Koloğlu’nun sahibi olduğu şirket; Kolin!

Doğa ve şehir yağmalanması denince adeta simgeleşen bu isimler; servetlerine servet eklemeye devam ederken; Dereli’de can pazarı yaşıyor şu anda insanlar. Altüst oldu bir ilçe, bir sürü can gitti ve hâlâ bulunamayan bir sürü can var…

Lafa geldi mi ‘çevrecinin daniskasıyım’ diyen şahsın; Karadeniz’i Hes cennetine çevireceğinin duyumunu aldığımızda, yıl 2009’du.

Bir avuç doğa ve yaşam savunucusu bir araya geldik Giresun’da, Hes’lerin vereceği zararları anlatmaya başladık; ama Hes’ler yapılınca o şehrin elektrik faturalarının yarı yarıya düşeceği yalanı, bizim anlatmaya çalıştığımız bilgiden daha çabuk ulaşmıştı köylere…

Baktık, tek tek gücümüz yok, ‘Derelerin Kardeşliği’ diye bir platform kurduk. Karadeniz’in her ilinde her ilçesinde mücadele başladı.

Kimi, ‘Karadeniz İsyandadır’ çatısı altında birleşti, kimi çevreci bisikletçilerle, kimi mimarlar mühendisler odasıyla, kimi siyasi partisiyle, kimi komşusuyla, kimi hane halkıyla; kimi de Metin Lokumcu gibi tek tabanca çıktı toprağını, suyunu savunmak için talanın önüne…

O sıra, Karadeniz’in dağına, suyuna; direkt “keş para” gözüyle baktığı için hükümet; doğaya sahip çıkmak; (şu ankinden daha da fazla) anarşist bir eylemle eş değerdi.
Öyle ki, yıllarca her hafta sonu bilgilendirme yapmak için gittiğimiz köylerde, jandarma bizden önce köyde olurdu. “Bunlar, bizim bu köye geleceğimizi nereden öğrendi?” diye düşünürdüm önceleri, saf saf…

Aylar içinde, dirsek temasında ve aynı safta olduğumuzu sandığımız muhtarların neredeyse tamamının bizimle birlik gibi görünüp, satılmış olduğunu gözlerimizle gördük.

Neyse, yıldırmadı bunlar bizi, Jandarmayla burun buruna, köy köy gezip, köylülere; “Sokmayın bu rantçıları köyünüze” diye yalvardığımız yıllarda; hiç unutmuyorum, bir hafta sonu Dereli’ye gittik. O hafta bir çevre mühendisi arkadaşla, bendim sözcü; toplandık köy kahvesinde; ben başladım; “abilerim, amcalarım; kanmayın şirketlerin yalanlarına, derelerde balık kalmayacak, bitkiler, can suyuna hasret kalacak, en ufak yağmur, sele dönüşüp, evinizi barkınızı yıkıp geçecek, bu günaha ortak olmayın, gelin sokmayın bu katil şirketleri köyünüze” diye anlatmaya çalışırken, konuşmanın sonunu bile beklemeden, sinirlenmişti köylüler; “Sizi kim tuttu?” filan gibi aşağılık sorular sormuşlardı bize.

Düşün ki, grubumuzdakilerin çoğu emekçi; kimi işçi, kimi emekli… Zar zor aramızda para denkleştirir, fotokopi çektirir, bilgilendirici broşür bastırır, aramızda para toplar dava açardık. Yine aramızda para toplayıp minibüs kiralayıp gelmiştik o gün de, o köye…

“Sizi kim tuttu?” sorusu hâlâ bile çınlar kulağımda; çok dokundu bana.

Düşün ki, gündüz işteydim, akşamları Çed raporu okur, özetler; sabahına fotokopi çekip öğle araları dağıtır, hafta sonları da köy köy gezip insanlara Dereli’de yaşanan felaketin çok yakında gümbür gümbür geleceğini anlatırdık.

Ama doğa ve yaşam savunucusu olduğumuzu o köydekilere anlatamadık.

Dereli’den de bir çok köyden olduğu gibi; “Siz kendi işinize bakın” denip kovulduk.

Bu arada, bizi kovan köylülerin, şirketten konuşmaya gelenleri baş köşeye oturttuğunu da gözlerimizle gördük.

Hes’lerin, paralı, büyük şirket imajından büyülenmişti çünkü köylüler. “Siz kimsiniz, devletten iyi mi bileceksiniz?” sorusunu defalarca duyduk.

“Dere, boşa akacağına, işe yarasın; çoluğumuza çocuğumuza iş kapısı olur, köye medeniyet gelir” filan diyorlardı sürekli…

2012’ye kadar ilçe ilçe dolaştık, meydanlarda bir çok eylem yaptık, yurdun dört bir yanından birleşip, Ankara’da da çok büyük bir eylem yaptık, dünyada ses getirdik ama nafile.

Kazandığımızı sanıp sevindiğimiz, davalar da döndü yargıtaydan. Ve mantar gibi türemeye başladı Hes’ler Karadeniz’de dört bir koldan.

Sene 2012, Dereli’de, Hes inşaatı başladığı zamanlar, bi’ haber geldi ki; sahada göçük olmuş, 4 genç işçi ölmüş.

Minibüs kiraladık yine, kalktık gittik bizim ekiple, cenazeye…

Bizi, “Çoluğumuz çocuğumuz işe girecek” diye kovan adamlardan birinin oğluymuş ölenlerden biri.

Hem çok üzgün hem de öfkelendiydim;

Baş sağlığı diledim ve sordum; “Değer miydi?”

“Kader” dedi; “Allah’ın takdiri…”

Dondum kaldım!

Şimdi sene 2020…

Kovulduğumuz Dereli, suların altında kaldı.

Yatağını bozdukları dere; ne Hükümet Binası dinledi, ne jandarma aracı. Devleti temsil eden ne varsa aldı kattı önüne, yıktı geçti…

İmar affına sokup sokup peşkeş çektikleri arazilere yapılan evler de, işyerleri de, dere yatağına diktikleri devlet binaları da aldı nasibini…

Gördük ki; Doğa>Devlet…

Allahın bir cezası, yağmurun hışmı, toprağın suçu ya da derenin intikamı diyenler varsa hâlâ, soruyorum onlara; yatağını bozduğun, duvarlar ördüğün, akmasını engellediğin, tonlarca şantiye atığını döktüğün dere, taşmasın da ne yapsın?

Üstündeki binlerce ağacını kesip, bitki örtüsünü katlettiğin o toprak, kaymasın da ne yapsın?

Suçlu ne toprak, ne de su! Doğal afet deyip geçiştirenlerdir asıl felaket!

Suçluyu tanıyoruz! Aramızda!

Kazdağları’ndan Fatsa’ya Fatsa’dan Salda’ya Salda’dan Cerattepe’ye kadar, rant kapısı yapıp talan ettikleri memleket toprağına atıyorlar şimdi suçu.

Ama suçlu ortada! Aramızda!

Dini imanı para olmuş, halk düşmanı bir hükümet ve gözünü hırs bürümüş sermaye!

Bunca can kaybının, insana ve doğaya yapılan zulmün üstünü yalanlarla kapamaya çalışan siyasilerse günlerdi Dereli’yi siyasi poz merkezi haline getirdi. Her gelen partili, mağdur vatandaşın tekini yanına alıp, ilgilenirmiş gibi yapıp fotoğraf çektirip koyuyor sayfasına; alacağını alıp gidiyor bölgeden.

İçler acısı…

Ben de dolmuşa bindim Dereli yolunda az önce; attım ortaya bir laf: “Toprakmış suçlu, Canikli öyle dedi” dedim ve çekilip izledim

8 kişi vardı dolmuşta. “Bıraksın bu yalanları” dedi biri. 4 kişi de ona destek verdi. “Cebini doldurmaktan başka ne yaptı Canikli?” diye sordu bir diğeri. “Şehitlerimiz varken, muhalefet yapmayın” diye başlayıp, “Ne yapsın daha bu reis, yayla yollarını bile cillop gibi asfalt yaptı, size yaranılmaz!” diye bağırdı 1 diğer kişi.

Hararetlendi tartışma, diğer 5 kişi, “Hes’lermiş sebebi” dedi. Reisci abi de, “Hes-mes değil, Allahın işi” dedi. “Yağmur yağdı böyle oldu, 20 sene önce de sel oldu, o zaman Hes mi vardı, vatandaş dere boylarına ev yapıyorsa, devlet n’aapsın gardaşım?” diye sordu.

“Dere yatağına Toki yapıp satan senin devletin değil mi?” diye bağırdı bir diğeri.

“Ee, halk isteyince her şeyi yapar devlet, nankör bu insanlar; Allah razı olsun cumhurbaşkanından, nankörleri de ıslah etsin” dedi Reisci abi.

Oradan da hemen köprüye, yola ve havaalanına bağladı konuyu. “Köprüler, yollar yaptılar da parasını bizden alıyorlar, çürük yaptıkları köprüler habire çöküyor, birer birer, mezar oluyor millete” dedi biri.

Reisci abi; “Kaderin önüne geçilmez. Herkesin öleceği tarih alnına yazılmıştır, o gün selden ölmese, başka bir şeyden ölecekti. Alın yazısı değişmez” dedi.

Ve son durağa geldik, indi herkes sinirle….

Dönüş yolunda da; attım ortaya bir laf, izledim: farklı kişilerle benzer diyaloglar yaşandı. Bu turda, 4 kişi konuşmalarının sonuna hep “Rabbim beterinden korusun” lafını da ekledi. Bu kişilerin 2’si “Hes’ler kötü” 2’si “Hes’lerin suçu yok” diyenlerdi.

Geldik yine son durağa, anladığım kadarıyla, geçen 10 sene ve bir sürü felaketten sonra; Hes’lerin kötü bir şey olduğu konusunda ikna olmuş vatandaşın çoğu.

Buna kazanım diyebilir miyiz?

Bilmiyorum vallahi.

Karar sizin!

Son Haberler

Yol bitti…

Endonezya’nın Sumba adasındaki Bwanna plajından, bakmaya doyamayacağınız bir gün batımı fotoğrafıyla yazıya başlıyoruz... T. AKMAN Son 20 yılda biz ekonomik, sosyal, kültürel, özgürlüksel, yani hemen...

‘Pelikan’ın farklı yüzleri

Çiğ çıkışlarıyla zaman zaman gündem olmayı beceren ama AKP iktidarına abartılı bir yaranma peşinde olduğu anlaşılan 'Doçent' Selman Öğüt'ün ilginç bağlantıları var. RED özel -...

“Kemalizm virüstür!..”

Haber Global'de Erhan Ertürk'ün sunduğu Müzakere programında Pelikancı olarak tanınan Selman Öğüt, Kemalizm için "virüs" ifadelerini kullandı. RED haber - Haber Global'de Erhan Ertürk'ün sunduğu...

Zarrab dosyası yeniden açılıyor

ABD'de bir haber sitesi Zarrab ve onun kuryesi Adem Karahan'ın milyonlarla çekilmiş fotoğraflarını paylaşarak, "Karahan konuştu" diye haber yayınladı. RED haber - ABD'de yayın yapan...

Babalarının Çiftliği!

Atatürk Orman Çiftliği'ni babasının çiftliğine çevirerek Saray arazisi yapan AKP ve AKP'nin genel başkanı, şimdi de Kaçak Saray'da promosyon gezisi düzenliyor! RED haber - Halka...