Gazete REDSefiller ve virüsler

Sefiller ve virüsler

Politikada başarı oy oranlarıyla ölçülür ve politikacıların, büyük halk kitleleri önemsemediği müddetçe erdemli olmak gibi bir zorunlulukları yoktur.

  • T. AKMAN

“Hayvan kimliğine bürünmeyi bilmesi gereken bir hükümdar hayvanlardan tilki ve aslanı yeğlemelidir. Çünkü aslan tuzaklardan, tilki de kurtlardan korunamaz. Bu nedenle tuzaklardan korunmak için tilki, kurtlara karşı koyabilmek için aslan olmak gerekli.

Yalnızca aslan olarak kalmak isteyenler bu işten anlamayanlardır. Eğer söz vermesini gerektiren gerekçeler ortadan kalkmış ve verdiği söz aleyhine dönecekse, akıllı biri verdiği sözü tutmaz ve tutmamalıdır. İnsanlar iyi yaradılışlı olmuş olsalardı, bu ilkenin geçerliliği olmazdı, ama kötü yaradılışlı oldukları için sana verdikleri sözü tutmayacaklarına göre, senin de sözünde durman gerekmez.

Hükümdarlar sözlerinde durmamış olmalarına geçerli gerekçeler bulmakta hiçbir zaman zorlanmamışlardır. Buna zamanımızdan sayısız örnekler verebilirim; hükümdarların sözlerinde durmamaları nedeniyle kaç barışın, kaç anlaşmanın iptal edildiğini; tilkilik etmesini iyi bilenin işlerinin daha iyi gittiğini göstermek olanaklıdır. Ama bunu yaparken allayıp pullamak ve göz boyamak kaçınılmaz olduğu gibi, renk vermemek gerekir. Ve insanlar öylesine basitler ve günün gereklerine uymayı öylesine iyi bilirler ki aldatmaya kalkan kişi, karşısında aldanmaya hazır birini bulur her zaman.

Hükümdar, yukarıda saydığımız beş nitelikle ilgisi olmayan hiçbir şeyi ağzından kaçırmamaya özen göstermelidir. Öyle bir izlenim vermeli ki onu duyan, onu gören herkes ne kadar merhametli, sözünde duran, dürüst, insancıl, dindar demeli. Dindar görünmesi hiçbir şeyin gerekli olmadığı kadar gereklidir.

Genellikle insanlar ellerinden çok gözleriyle yargılarlar; çünkü herkes görür, ama çok az kişi ne olduğunu duyumsar. Çok kimse sen nasıl görünürsen seni öyle görür, ama gerçekte ne olduğunu çok az kişi bilir; o çok az kişi de iktidarın gücünü arkasında bulan çoğunluğa karşı koyamaz. Tüm insanların özellikle hükümdarların eylemlerini sorgulayabileceğimiz bir yetkili makam olmayınca sonuca bakarız.

Hükümdar başarılı olmak ve devleti ayakta tutmak için elinden geleni yapmalıdır. Başvurduğu yollar saygın ve övgüye değerdir, çünkü kalabalıklar görünüşe aldanır ve başarıya bakar, dünyada sıradan insanların üzerine çıkacak kimse de yoktur, dayanak noktalarını bulan çoğunluğun karşısında azınlığın söz hakkı olmaz.

Zamanımızın, adı bizde saklı bir hükümdarı barış ve sadakatten (imandan) başka bir şeyden söz etmiyor. Oysa ikisinin de can düşmanıdır. Birinden birine bağlılık göstermiş olsaydı, çoğu kez ya saygınlığını ya da iktidarını yitirirdi.”

Niccolò di Bernardo dei Machiavelli (1469 – 1527)- Il Principe-Hükümdar/Prens

İtalyan siyasetçi, siyaset kuramcısı ve yazar Machiavelli, siyaset bilimi için bir başyapıt olarak görülen Hükümdar kitabını aktif politik faaliyetlerden uzaklaştırıldığı dönemde mecburi ikamette bulunduğu San Casciano’da 1513’te kaleme aldı. Ancak politik yasaklar nedeniyle, kitap ancak Papa’nın izni ile, yazarın ölümünden 5 yıl sonra, 1532’de yayınlanabildi.

NE PAHASINA OLURSA OLSUN…

Dönemin İtalya’sı parçalanmış bir halde küçük şehir devletçiklerinden oluşmakta ve iç karışıklıklarla boğuşmaktaydı. 1513-1519 arasında Floransa’nın yöneticisi olan Lorenzo di Piero de’ Medici’ye ithafen yazılan eser, temelde güçlü bir hükümdarlığın nasıl oluşturulabileceği ve nasıl daha da güçlendirebileceği konusunu ele alır.

İtalya’daki devletçiklerin içinde bulundukları siyasal kaos ile ekonomik, askeri ve ahlaksal çöküşü durduracak bir liderin neler yapması gerektiğini tüm ayrıntısıyla anlatılır. Başarı iki adımdan oluşur: İktidarı ele geçirmek ve onu ne pahasına olursa olsun elinde tutmak.

“Hükümdar bir devleti ele geçirdikten sonra onu elinde tutmayı amaçlar; bu amaç uğruna başvuracağı araçlar her zaman saygıdeğer bulunacak ve övülecektir” diyen Machiavelli, tek gerçek şeyin başarıya ulaşmak olduğunu ve bu uğurda her şeyin mubah olduğunu öğütler.

Politikada başarı oy oranlarıyla ölçülür ve politikacıların, büyük halk kitleleri önemsemediği müddetçe erdemli olmak gibi bir zorunlulukları yoktur; gerekirse yalan söyleyebilir, verdikleri sözleri tutmayabilir, oldukları gibi görünmeyebilir, hatta adam bile öldürebilirler.

Tarihten verdiği örneklerle, önerilerini geçmişte bilerek veya bilmeyerek uygulayan hükümdarların başarılarını, uygulamayanların ise tarih sahnesinden silinişlerini anlatır:

“İnsanın nasıl yaşadığı ile nasıl yaşaması gerektiği arasında o kadar büyük bir fark vardır ki olması gereken uğruna yapılması gerekeni bırakan kişi var oluşuna değil, yok oluşuna zemin hazırlar.”

1531’de yine Papa’nın izniyle yayınlanan bir diğer eseri Discorsi sopra la prima deca di Tito Livio – Titus Livius’un İlk On Kitabı Üzerine Söylevler’de baştan sona benzer bir gerçekçiliği korurken, kuşkuculuk öne çıkar.

Sinoplu Diyojen (MÖ 412-323) kuşkuculuk (kinizm, sinizm ya da kinik) felsefesinin kurucusu ise, Machiavelli de modern kuşkuculuğun babasıdır diyebiliriz. Sokaklarda sefil bir hayat sürmeyi tercih eden Diyojen kendisiyle tanışıp bir isteği olup olmadığını soran Büyük İskender’e ünlü “Gölge etme başka ihsan istemem” cümlesini sarf etmek dışında; eski bir hükümlü ve kalpazan olarak, ahlak ve erdemin geri planda olması gerektiğini, mutlu olmak için tüm istek ve tutkulardan arınılarak hiçbir şeye aldırış etmeden yaşamak gerektiğini savunmuştur. Ona göre, sade bir yaşam tarzı, sadelikten başka, örgütlenmiş, dolayısıyla uzlaşımsal toplumların görenek ve yasalarını da önemsememek anlamına gelir.

Machiavelli’nin her zaman savunduğu Cumhuriyet sistemi, devletle insan arasında özgürlük transferi dengesini sağlayarak bireyin özgür geleceği için nesnel bir güvence oluşturur.

Ancak kuşkucu felsefeye göre erdemsiz ve ahlaksız olan insanın doğası da nankör, içten pazarlıklı, dönek ve güvenilmezdir. Bu nedenle de bütün siyasal sistemler demokrasiden tiranlığa doğru kayma eğilimi taşır ve bir bozulma eşiği vardır. Bu eşik geçildikten sonra artık devletin kendi kendini düzeltmesi mümkün olmaz, zira bozulma kök saldıkça insanlar arasındaki ortak payda olan adalet ortaklığı, yerini suç ortaklığına bırakır.

Siyasette her türlü ahlak yasasını hiçe sayan, dürüstlükten yoksun siyaseti savunan, politikacının her türlü aracı mubah kıldığı “devlet aklı” modeli siyaset tarihine “Makyavelizm” olarak geçen ve kadim Roma İmparatorluğunun yöneticilerinin “din” ile anlaşamadığı için çöktüğü günden beri yayılarak devam eden siyasi yönetim şekli, Machiavelli’den beri aradan geçen 500 yılda da düzelmeyi başaramamıştır ve bu kuramlar, özellikle CoVID-19 salgını sonrasında tüm dünyada yeniden gündeme taşınmıştır.

AHLAKSIZLIĞIN BABALARI…

Makyavelist kuramları harfi harfine takip eden liderler Jair Bolsonaro, Donald Trump, Nicolás Maduro, Boris Johnson, Vladimir Putin, Rodrigo Duterte ve Hasan Ruhani’nin kendi ülkelerinde salgının yüz binleri hastanelik edip, on binleri öldürmesinin sebebi tümüyle Machiavelli’nin virüse karşı yapılacakları yazmamış olmasıdır.

Bu çok güçlü görünen sahtekarlar, bugün ellerinin altında virüs kullanım kılavuzu olmadığı için çuvallamış durumda. Taptıkları tek kitaptaki eksik sayfalar nedeniyle nasıl hareket edeceklerini bilmiyorlar ve yeni yöntemler deniyorlar.

Maduro tahtından inmiyor. Johnson ve Putin geriye çekilmiş, dut yemiş bülbül gibi suskun. Bolsonaro muhtemel başkanlığı sonrasındaki hayatını hapiste geçirecek. Trump kaybetmesi imkansız görünen seçimi, kazanması imkansız bir salağa kaybedecek. Kitapta virüsle mücadelenin sırları yazmıyor belki ama bu liderlerin hepsi aynı zamanda danışmanları ve kiraladıkları PR şirketleri sayesinde her konuda doğaçlama yapabilen birer demagog.

Yani duygu ve din sömürüsü yapan, halkın önyargıları ve cehaletini kullanarak sürekli olarak yarattığı abartılı düşmanlara karşı kendisini lider olarak konumlandıran bu tipler popülerlik peşinde koşmayı iyi biliyor.

Eski Atina’dan beri demokrasilerde her zaman ortaya çıkan demagoglar demokraside temel bir zayıflığı sömürür: Gerçek güç halkın elindedir ve halk bu gücü, seçimlerle çoğunluğun en düşük ortak paydasına hitap eden birine teslim edecektir.

Demagoglar sorunlar karşısında akılcı bir orta yol arayan rakiplerini beceriksizlik, zayıflık ya da sadakatsizlikle suçlarken, halkın sabırsızlığına hitap ederek sorunu çok hızlı ve abartılı bir şekilde çözeceği iddiası ile öne çıkar. Seçim kazanıldıktan sonra da kendilerine verilmiş olan gücün sınırlarını sonuna kadar zorlayarak, demokrasiden diktatörlüğe geçmenin yollarını ararlar.

Hitler, Berlusconi, Mugabe, Yew yakın tarihin iyi bilinen demagogları arasındadır. Söyledikleri her şey hem “kutlu” olsun, hem de “tabu” kabul edilsin; yani ağızlarından çıkan şey tartışılamayacak şekilde kabul görsün, öte yandan ortaya çözüm diye koydukları hiçbir şey tartışılamasın isterler.

Önemli olan halkın onları sevmesi değil, nefret etmemesi; ancak her durumda korkmasıdır. Bu çizgide kalabildikleri sürece yalan söylemeleri, ahlaksız olmaları, erdemsiz olmaları hiç önemli değildir.

İRAN ÖRNEĞİ

Örneğin, İran CoVID-19 vakalarını sürekli olarak yalan raporluyordu; bu sayıların olduğu gibi kabulü bekleniyor ve itirazlara, sorulara kapalı bir tabu halindeydi. DSÖ gözlemcisine ne verildi ya da yapıldı ise, o da “rakamlarda sıkıntı yok” diyerek yalanı meşrulaştırıyordu.

Sonuçta ne oldu?

İran ikinci dalgaya girdi, hem de ne girdi. İlkinden de büyük bir ikinci dalga ülkeyi kasıp kavuruyor. İran bugün vaka sayısında bizim önümüze geçecek. Bizde 168 bin vakaya karşılık, şu anda 167 bin vaka var.

Ancak bizde günde 1.000 vaka saptanırken, İran 3 bin bandında. Bizdeki 4 bin 648 vefata karşılık 8 bin 134 vakaya ulaştılar. Tek sebebi yalan raporlama ile halkın bilgilendirilmemesi.

“Bu iş bitti” deniyor, tartışmak mümkün değil; tabu. Hatalı bir tedavi yöntemi uygulanıyor, itiraz edilemiyor; tabu. Aşı tabu. Test tabu. Sokağa çıkma tabu. Cami tabu. Camileri mollalar kapattı, sorun yok. Başka bir hükümet olup cami kapatsaydı aynı mollalar, çıkacak ayaklanmanın en ön saflarında olurdu ama şimdi kararları tartışılamıyor.

En dindar görünen molla, en ahlaksızı, en dinden uzağı. Her şey tabulaştırılmış. İyi güzel de tabular gerçeğin ve medenileşmenin baş düşmanı!

Bizde mi?

BİZ…

Bizde her şey güzel. Machiavelli’nin yazdıkları açıkçası bilim kurgu gibi geliyor bana. Devletin en yetkili bakanı “sokağa çıkma yasağı yok” dedikten 5 saat sonra, daha yetkili bakanı “sokağa çıkma yasağı var” dedikten 12 saat sonra en yetkilisi “hadi gene iyisiniz, izin verdim sokağa çıkın” demiş…

Bunun tartışılacak, bir yanı yok ki! Bunun nesi tabu olsun? Günde 1.000 yeni vaka saptanmaya devam ederken “saldım çayıra, mevlam kayıra” stratejik derinliğinin nesini tartışalım?

Toplu taşımada sosyal mesafe korunmamasını, sokaklarda maske takılmamasını konu etmeye gerek bile yok. “Tabu” olmaz bunlar, olsa olsa “Mana” olur.

Doktor bir gün yeni literatürü karıştırırken, doktorluğa yeni başladığında sık yazdığı ancak çok uzun zamandır kullanmadığı bir ilaç hakkında feci bir rapora denk gelir. İlaç çok üst düzey bağımlılık yapıyordur. Hemen eski hastalarından çok sevdiği, ama 25 yıldır hiç haber almadığı Bay Smith’i arar. Dostça bir sohbetin ardından sorar:

“Size zamanında bir ilaç vermiştim; o dönem hiç alışkanlık yaptı mı acaba?”

Bay Smith cevap verir:

“Yoo, 25 yıldır kullanıyorum, hiçbir alışkanlık yapmadı.”

Alıntıların benim yazdıklarımı geçtiği yazıyı Victor Hugo’nun ilk olarak 1862’de yayımlanan Les Misérables – Sefiller romanından iki alıntı ile noktalayalım:

“İnsan yaratılış olarak kötü değildir, kötülüğün kaynağı kanunlar ve adetlerdir.”

“Namuslular da namussuzlar kadar cesur olmalı.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,152BeğenenlerBeğen
17,017TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol