Seçime “altı” kala…

Seçime altı ay kala öngörüler… Batı Avrupa’da sosyal demokrasiye ihtiyaç kalmadı… Hıristiyan Demokratlar da eriyor… Almanya’da aslı “sarı” olan Yeşiller iktidara gelirse kimse şaşırmasın…

  • SERDAR KAZAK

Geçtiğimiz haftalarda Almanya’nın üç eyaletinde eyalet meclisi ve yerel seçimler vardı. Bu seçimler sürecinde, öncesinde ve sonrasında yapılan kamuoyu yoklamalarında benim dikkatimi çeken bir kaç nokta var. Paylaşmayı isterim.

Ulaşılan aşamada görüyoruz ki, Sosyal Demokrat Parti SPD’nin oy kaybı geçici bir oy kaybından kalıcı bir erimeye dönüşmüş durumdadır.

Bu parti kuruluş ilkelerinden yüz yıl önce uzaklaşmış ve bir işçi sınıfı partisi olmaktan çıkmıştı. Bu dönüşüm geçen süreçte sadece işçilerin haklarını da gözeten iyi bir kapitalizm hayali kuran bir partiye dönüşmesini sağlamıştı.

Ancak 90’lı yıllarda Schröder hükümetinin izlediği politika partinin bu niteliğini de artık geri gelemeyecek bir şekilde yok etti. Bu arada neo liberal kapitalizm de belli bir dönüşüm geçirdi ve “prekarya”dan başka bir işçi sınıfına hoşgörü göstermemek gibi bir politik tavır aldı. Sonuçta işçi sınıfının sendikal muhalefetini kanalize edebilecek bir sosyal demokrat partiye gereksinim de kalmadı.

Bu partinin erimesi dönemsel bir olay değil, bir zamanların batı Avrupasında varolan sosyal demokrasinin yok oluş sürecidir ve kalıcıdır.

Bu arada dikkatimi çeken bir gelişme Merkel’in Hristiyan Demokratlarının son seçimlerde büyük oy kaybına uğramış olmasıdır. Yakın zamanda yapılan kamuoyu yoklamalarının tamamı oy kaybının sosyal demokratlar kadar korkunç olmadığını ancak kısa zamanda durdurulamayacak kadar da ciddi olduğunu göstermektedir.

Bu gelişmenin nedeni nedir?

Bu partinin oy kaybında yakın zamanda ortaya çıkan bir takım skandalların etkili olduğu görüşü hakim.

Son haftalarda aralarında federal sağlık bakanının da bulunduğu bir dizi Hristiyan Demokrat’ın maske ticaretine bulaşmış olduğu ortaya çıktı. Bu adamların devletin sırtından büyük paralar vurdukları artık kendileri tarafından bile kabul edildi.

Alman halkının da “çalıyorlar ama çalışıyorlar” demek gibi bir hoşgörüsü yok. Sonuçta pandeminin tavan yaptığı bir dönemde politikacıların maske işinden zengin olması doğal olarak affedilmedi.

Taban kaybının bir başka nedeni Merkel’in politikayı bırakma kararından sonra partinin karizmatik bir lider bulamamasıdır. Doğru bir tespittir bu. Merkel yaklaşık 20 yıllık liderlik sürecinde parti içinde kendisine alternatif olabilecek karizmatik karakterlerin tamamını bir şekilde tasfiye ettiği için partinin üst düzey kadrolarının hemen tamamı emir alan bürokratlardan oluşmaktadır. Kitleyi peşi sıra sürükleyebilecek bir figür yoktur.

Ancak bu partinin taban kaybetmesi ne sadece skandallara ne de Merkel’in politikadan ayrılacak olmasına bağlanabilir. Günümüz kapitalizmi hristiyanlığını vurgulayan çağın gerisinde kalmış bir partiden çok günün ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir parti arayışında olabilir. Hristiyan demokratların oy kaybını mali skandallara bağlamaktansa, mali skandalların bu şekilde ortaya çıkmasını hristiyan demokratların çağın gerisinde kalmış olmasına bağlamak daha doğru bir tespit olabilir.

Aynı kural Merkel’in yerinin doldurulamaması için de geçerlidir. Benim görüşüme göre taban kaybı Merkel’in gitmesi nedeniyle oluşmamıştır. Merkel’in gitme kararı muhtemelen taban kaybını sezinlemiş olmasıyla ilintilidir.

Son dönemde yapılan yerel seçimlerde ve kamuoyu yoklamalarında dikkatimi çeken bir diğer gelişme ırkçıların aldığı oy oranındaki ciddi gerilemedir. AfD kimi yerleşim merkezlerinde yüzde 50’ye varan kayıplar verdi. Nedeni her ne olursa olsun iyi bir gelişmedir bu.

Ancak daha yakın zamana kadar AfD’nin yüksek oy oranlarına ulaşmasını sağlayan faşizan potansiyel buharlaşmış ya da yenilgiye uğratılmış değildir. Rehavet böylesi bir durumda düşülecek en büyük hatadır. Sandığa gitmemiş olsa da potansiyel hala mevcuttur. Hedef bu tür dönemsel bir gerilemenin kalıcılaşmasını sağlamak olmalıdır.

Benim kanaatime göre son dönemde dikkat çeken en önemli gelişme ise Yeşiller Partisi‘nin göze çarpan güçlenmesidir. Son dönemde yapılan bütün araştırmalar bu partinin ilk seçimde başa güreşeceğini göstermektedir. Kamuoyu yoklamaları Hristiyan demokratların ardından ikinci parti olacağı yönündedir.

Ben Yeşillerin kazandıkları ivmeyle yükselmeye devam edip, eylül ayındaki federal seçimlerden Hristiyan Demokratların birkaç puan önünde birinci parti olarak çıkacağını tahmin ediyorum. Bu durumda Yeşiller’in federal başbakanlık koltuğunu Merkel’den devralması en güçlü olasılıktır.

Böylesi bir yönetim değişikliği, Amerika’da Biden’ın başkanlık seçimlerini kazanması ve etnik açıdan rengarenk bir kabine kurulmasıyla da uyumlu bir gelişme olacaktır. O rengarenk bakanlar kurulunun Amerika’nın ve ona biat eden ülkelerin çıkarı söz konusu olduğunda kamuflaj desenli bir üniformaya dönüşeceği unutulmamalıdır.

Süreç batı ülkelerinde 1968 sonrasında ortaya çıkan yönetimlere benzer kombinasyonlar ortaya çıkartabilir.

O zamanlar “işçi sendikalarının görüşlerini de dinleyen bir kapitalizm” hayali ortaya çıkmış ve çoğu sosyal demokrat “modern yönetimler” kurulmuştu. O sosyal demokrat yönetimler sonraları soğuk savaşın en soğuk karakterleri olarak tarihe geçtiler. Bu gelişmenin günümüzdeki versiyonu etnik zenginliklere ve çevre konusuna duyarlı bir kapitalizm hayali kuran modern yönetimlerin kurulması olabilir. Almanya somutunda da bu misyona en uygun parti Yeşillerdir.

Bu arada bir kapanış cümlesi olarak Yeşillerin Almanya’da nükleer ve kömürlü termik santrallerin çalışma sürelerini uzatan “çevreci” bir parti olduğunu, ülkeyi ilk kez savaşa sokan “savaş karşıtı” bir parti olduğunu da anımsatalım.

Geleceğin Almanya’sını yönetecek Yeşiller partisini konu alacak olan bir sonraki yazımda görüşmek umuduyla.

Son Haberler