Sarılma ihtiyacının peşinde…

CoVID-19 dünyayı kasıp kavururken, biz servis edilen yalan verilerle durumu idare ettiğimiz sanrısıyla yaşamaya devam ediyoruz. Piyangonun isabet etmemesi için kendi şansımızı yaratmamız gerekiyor; bunun da en iyi yolu kendi OHAL’imizi oluşturmak…

  • T. AKMAN

Formülü artık ezberledik. Gereksiz maceralara atılmamak, boş boş ortalıkta gezinmemek, asla tedbiri elden bırakmamak genelde tevekkül için yeterli.

Hepimiz karmaşık duygular içindeyken, hepimizin tüm fedakârca çabalarını çöpe atmaya hazır bir inkârseverler ordusu ise duyarsızca, umarsızca ve fütursuzca, her yerde, her kuralı ihlâl ederek virüsün yayılmasına çanak tutmaya ve bizleri kızdırmaya devam ediyor.

Hatta virüsün tehlikelerini çok iyi bilen, bu işin profesyonelleri dahi zaman zaman kaderlerini şansa bırakabiliyor.

Peki insanoğlunu bir türlü sosyalleşmekten alıkoyamayan içgüdü nedir?

Milyonlarca yıl önce, primat atalarımız, kendilerini vahşi hayvanlardan korumak ve hayatta kalma olasılıklarını arttırmak için sosyal yapılaşma ile işbirliğine başlayarak diğer canlılardan ayrışmaya başladı.

Sosyal ilişkiler karmaşıklaştıkça, atalarımızın beyinleri de bu etkileşimleri işlemek ve sosyal davranışı olumlu nörokimyasal geri besleme döngüleriyle ödüllendirmek için mekanizmalar geliştirmeye başladı.

Toplumların parçası olan insanlar daha uzun yaşadı, yalnız kalmayı tercih edenler genlerini ve kültürlerini bir sonraki nesle aktaramadan kurda kuşa yem oldular.

Böylece yavaş yavaş genetik kodlamada sosyalleşme de evrimin bir parçası olarak yerini aldı ve günümüze kadar geldi.

İlk ortak davranışlar bugün ev hayvanlarında da ya da maymun topluluklarında da izleyebileceğimiz birbirini temizleme, tımarlama ve “kürklerini” okşamayla başlar. Bu güvenin ve paylaşmanın en ilkel başlangıcıdır; yani bir başkasına karşı zayıflık göstermek.

Sadece bu aşamayı geçebilen canlı türü sayısının bile ne kadar az olduğunu düşündüğünüzde bulursunuz.

Bu iletişim insanın endorfin (endogenous morphine yani “vücudun içinden yaratılan morfin”) hormonu salgılamasını tetikler.

Tüm iyi hormonlar gibi gece, 23:00-03:00 saatleri arasında tam karanlıkta uyurken salgılanan endorfinin ana işlevi, ağrıların şiddetini azaltmak ve vücuda daha az rahatsızlık vermesini sağlamak için sinirleri uyuşturmaktır; ağrı kesici etkisi morfinden yaklaşık 30 kat daha fazladır.

“Mutluluk hormonu” olarak bilinen endorfin salınımı, heyecan, ağrı, egzersiz, baharatlı yiyecek tüketimi, seks ve orgazm gibi durumlarda artış gösterir.

Modern insan ayrıca “aşk siniri” olarak bilinen “C dokunsal (CT) lifleri” adında, sadece annenin çocuğunun başını okşaması gibi hafif okşamalara tepki veren sinirlere sahip.

Artık bedenlerimizde çok kalmayan tüylerin okşanmasının hazzını başka yerlerde arayan insan sarılmayı öne çıkarmıştır. Tarihte giderek daha çok sarılmamızın sebebi tüylerimizin azalmasıdır.

Tekrar atalarımıza dönersek, gruplar kalabalıklaştıkça herkesin herkesi tek tek okşamaya zamanı olmadığı için farklı iletişimler geliştirilmeye başladı ve yeni endorfin salgılama yöntemleri olarak kahkaha atmak, şarkı söylemek, dans etmek, grup halinde yiyecek paylaşmak ve nihayet dinler ve alkol gibi alışkanlıklar devreye girdi.

Sosyal davranışlarımızla ortaya çıkan endorfinler kimyasal olarak morfinle ilişkilidir, bu nedenle endorfin bağımlılığından söz edebiliriz.

Arkadaşlarımızla gülmekten ve yemek yemekten zevk alıyoruz, çünkü bu eylemler beyindeki ödül yollarını tetikliyor ve bu da daha fazla ödül için bu anları tekrarlama isteği doğuruyor.

Ancak endorfin sistemi tek başına çalışmaz, başlangıcı dopamin sistemidir.

Yine vücutta salgılanan bir nörotransmitter (nöronlar arasında veya bir nöron ile başka bir hücre arasında iletişimi sağlayan kimyasal madde) olan dopamin büyük miktarlarda salındığında, bizleri belirli bir davranışı tekrarlamaya motive eden zevk ve ödül duygularını yaratır. Buna karşın düşük dopamin seviyeleri, çoğu insan için azalan motivasyon ve azalan coşku (ve Parkinson hastalığı) ile bağlantılıdır.

Başka bir deyişle, pandemi tehdidine rağmen sosyalleşmeye devam eden bazı insanların sosyal davranışlardan kazandıkları psikolojik ve nörokimyasal ödüllere bağımlı olmaları mümkündür.

Eğer bireyin bakmakla yükümlü olduğu insanlar yoksa ya da bu insanların tehlikede olduğunu düşünmüyorsa bu bağımlılıktan fedakârlık edememesi de söz konusu olabilir. Bu tümüyle bireylerin kendi hakikatleri doğrultusunda verecekleri bir karardır.

Bu noktada insanların artık birbirini tanımaması ve birbirlerini bire bir “okşayamamaları” öne çıkıyor.

Artık herkes dünyanın çok kalabalık olduğunu düşünüyor ve komşusunu dahi tanımaya çalışmıyor.

Nasılsa televizyon ve internette her tür özel yaşama erişmek birkaç düğmeye basmak kadar kolaylaştı.

Pandeminin başından beri evinde kalan ve sarılma ihtiyaçlarını gideremeyen bireyler sosyal medyadan sürekli endorfin tetikleyici videolar, karikatürler, fikirler, şirin hayvan fotoları ve yemek tarifleri paylaştı.

Dünyanın son dönemdeki bireyselleşme furyasına karşı yeni bir sosyalleşme hareketi başlamış gibiydi.

Gayet moderne yaklaşan davranışlar ve empati ile birbirine yakınlaşan, tanımadıkları insanlar için dahi fedakârlık yapmaya hazır görünen insanlar, eğitimsiz, zamansız bir erken normalleşme ile yeniden birbirlerinden hızla uzaklaşmaya ve bireysel bencilliklerine geri dönerek kendi endorfinlerinin, ödüllerinin peşinde koşmaya başladı.

Gerçekte sosyalleşmeye yönelik temel dürtüyü aşmak, binlerce yıllık evrimsel programlamaya karşı çıkmak demektir. Ancak bu imkânsız değildir, sadece sigarayı bırakmak kadar bir irade ister.

Son Haberler

Grev 205’inci gününde ama işçiler yalnız!

Yenibosna Yeditepe Tır Garajında faaliyet gösteren Samsun Çorum Nakliyat Ambarı (SONER AYDAR) işçilerinin işverenin sendika düşmanlığına karşı başlattığı grev 205'inci gününde, ancak işçiler yalnız! RED...

Korona testlerinde AKP’lilere kıyak!

Koronavirüs salgınıyla ilgili yeterli önlemleri almamakla eleştirilen AKP iktidarının koronavirüs testlerinde de kendilerine öncelik tanıdıkları iddia ediliyor! RED HABER - İstinye Devlet hastanesi çalışanı...

“Ekonomik refah” can alıyor!

Koronavirüs salgınında gerekli önlemleri almayan ve işçileri köle şartlarnda çalışmaya mecbur eden sermaye düzeni can almaya devam ediyor. İşçi örgütlerine göre Temmuz ayında en...

“Her yer korona, her yer sömürü!”

Koronavirüs salgını sermaye sahiplerinin işçiyi kâr hırsıyla nasıl acımasızca sömürdüğünü her gün açığa çıkarıyor! Vestel, Kumtel ve Dardanel fabrikalarında ölüm ve vakalar artarken işçiler...

Çok insan ölecek

Bugüne kadar yazdığım hemen her şey, sadece kötü senaryo dahilinde gerçekleşiyor ve bu beni çok üzüyor. T. AKMAN İnsana ne düşüneceğini şaşırtan, çok keyifsiz bir...