Sanat, tohum, çiçek…

“SANATIN GELİŞMESİ TARİHSEL TOHUMUN BİR BİTKİYE DÖNÜŞMEKTEN ÖTE ÇİÇEK AÇTIĞINI DA GÖSTERECEKTİ…”

Troçki, Edebiyat ve Devrim kitabında 1922 -1923 yıllarında sanatsal sorunları ele almak ve bunun üzerinde düşündürmek istedi. O, Rus Devrimi ayakta durma savaşı verirken ve Lenin’in sağlığının bozulduğu bu dönemde böyle bir müdahalenin gerekliliğini hissetmişti. Entelektüel-sanatsal gelişim ve bunun üzerine düşünmenin insan yaratıcılığı üzerine düşünmek anlamına geldiğini ve içinde bulunduğu durum hakkında düşüncelerinin gelişmesi anlamı taşıdığını biliyordu.

Rus toplumu ekonomik anlamda güçlense bile bu onu sosyalist yapmayacaktı. Edebiyat ve Devrim, sosyalist bir toplum için sağlık taraması olarak düşünülebileceği gibi diğer taraftan da devrimci bir toplum için ilham veren bir yönerge niteliği taşıyordu. Sosyalist bir toplum “Hislerin hünerle denetim altına almayı, içgüdülerin bilinçliliğin zirvelerine taşımaya ve onları saydamlaştırmayı, iradesinin tellerini gizli koridorlara doğru genişletmeyi ve böylece kendini yeni bir düzleme yükseltmeyi, daha yüksek bir sosyal biyolojik tür yaratmayı ve tabiri caizse bir süper insan yaratmayı” amaç haline getirmeliydi.

Edebiyat ve Devrim, “…Sanat kendi yolunu kendi yöntemleriyle yine kendisi açmalıdır. Sanatın yöntemleri, Marksizm’in yöntemleriyle aynı değildir. Parti, proletaryayı yönetiyorsa da tarihsel süreci yönetemez. Partinin, doğrudan doğruya ve zorlayarak aldığı kararlar vardır. Sadece işbirliği yaptığı ve cesaretlendirdiği alanlar vardır. Nihayet, sadece yön verdiği alanlar vardır. Sanat, partinin komut vermeye çağırıldığı bir alan değildir” diyordu. Troçki, sanatın bağımsızlığına bu sözlerle vurgu yapıyordu.

Edebiyat ve Devrim için, olması gereken somuttur. Bir toplumun estetik gelişimine bakarak, o toplum hakkında çok şey söylenebilir…

‘MAVİ EV’
1938 yılına gelindiğinde sürrealizmin kurucusu Andre Breton ve Troçki, Diego Rivera ve Frida Kahlo’nun ‘Mavi Ev’inde bir araya geldi. Dünyayı dönüştürmenin ve hayatı değiştirmenin birbirlerine bağlı olduğunu dördü de biliyordu. Troçki, Bolşevik liderler arasında kültürel gelişime en duyarlı olanlar arasındaydı. Breton ve dostlarının, Stalin karşıtı tutum içinde olmaları Troçki ile birden fazla bir araya gelmelerine neden oldu. Bazı konularda anlaşamasalar bile ortak bir zeminde birleştiler: “Sanatın insanlığın özgürleşmesi açısındaki önemi…”

Bu uzun sohbetler bir manifestonun hazırlanması gerekliliğini ve sanatçılar federasyonunun oluşması fikrini olgunlaştırdı. ‘Manifesto’yu, Breton yazacaktı. Breton’un yazdığı Manifesto’yu Troçki eklemeler ve çıkartmalarla düzenledi. Bağımsız Bir Devrimci Sanat İçin bildirgesi yayınlandı.

Bildiri, “Her tür modern teknikle silahlanmış gerici güçlerin… Nazi Almanya’sında ve SSCB’de bilimin, sanatın ve her türden entelektüel yaratımın durumu katlanamaz hale gelmiştir” ile başlıyordu.

Troçki’nin kaleme aldığı bölümde, “Gerçek sanat, yani önceden hazır modeller etrafında çeşitlemeler yapmakla yetinmeyen, günümüz insanının ve insanlığın içsel gereksinimlerine bir ifade vermeye çalışan sanat, devrimci olmak, yani toplumun eksiksiz ve köklü biçimde yeniden inşasını, salt entelektüel yaratıcılığı ona köstek olan zincirlerinden kurtarmak ve tüm insanlığın geçmişte ancak kimi dâhilerin ulaştığı mertebelere yükselmesini sağlamak için bile olsa, istemek durumundadır” diyordu. Sanatı insanın yükselişinin vazgeçilmez bir aracı olarak görüyordu.

Manifesto “Sanatta tam serbestlik” ilkesine vurgu yapıyordu. Troçki, “Eğer devrim maddi üretici güçlerin gelişimi için sosyalist bir merkezi plan rejimi kurmak zorundaysa entelektüel yaratıcılık için, hem de en başından beri, anarşist bir bireysel özgürlük rejimi düzenlemek ve temin etmek zorundadır. Hiçbir otorite, hiçbir baskı, en küçük bir komut izi bile olmamalıdır bunda!” diyordu. Dahası, bildirgenin son paragrafında, sanat alanında “Marksistlerle anarşistlerin el ele yürüyebileceği” vurgulanıyor, ‘Uluslararası Devrimci Sanat Federasyonu’nun kurulması için çağrıda bulunuluyordu. Ve bu önemli bildiri, “Devrim için sanatın bağımsızlığı, sanatın nihai özgürleşmesi için devrim!” sözleriyle son buluyordu.

Ne var ki, söz konusu dönem uluslararası bir sanatçı cephesi kurulmasına hiç de elverişli değildi, silahlar konuşmaya başlayınca kalemlerin sesi duyulmaz oldu…

GERÇEK SANAT VE DİĞERLERİ
Troçki, “Gerçek sanat, yaşanan gerçekliğe karşı bilinçli ya da bilinçsiz, etken ya da edilgin, iyimser ya da kötümser bir karşı çıkışı içinde taşır” diyordu. Sanatı devrimin bir itici gücü olarak görüyordu. Bunun için sanatın sonsuz özgürlüğünü savunuyordu.

Tarih bunun tersini de gösterdi. ‘Sanat’ın ipleri egemenler tarafından karşıdevrimin ellerine de alınabiliyordu. 20. Yüzyıl boyunca her gerici rejim, her savaş kışkırtıcısı, her diktatör kendine ‘sanatçı’ diyenler içinden belli kesimleri kendi yanında seferber etti. Medyanın yaygınlığı ve etkisi arttıkça ‘sanat’ popülerleşti, popülerleşen o alanda karşıdevrimin hizmetine girmeye hazır ‘sanatçı’ sayısı da giderek arttı.

Saraylara bakın, kalabalığı görürsünüz…

(Bu yazı RED’in 105. sayısında yayınlanmıştır.)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here