Gazete REDSalgının berbat yönetilememesi…

Salgının berbat yönetilememesi…

İyi pazarlar. Bugün salgının Türkiye’ye girişinin 90. günü. Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Türkiye salgını berbat yönetti ve halen de çok kötü yönetmeye devam ediyor.

  • T. AKMAN

Ortada bir başarı öyküsü ya da kıskanılma durumu filan da yok, aksine tam bir fiyasko var. Önce göstere göstere gelen salgına hiçbir tedbir almadan ve halktan gizli tutarak, salgının itirafından sonra da rakamları gizleyerek salgını değil algıyı yönetmeyi tercih ettik.

Dış basında Türkiye’nin yaklaşımı resmen “kumar” olarak nitelendirildi. Her şeye rağmen bir İtalya ya da İspanya olmamamızı borçlu olduğumuz dört büyük faktör vardı:

Birincisi ve en önemlisi, vefat sayılarının dünya ortalamasının altında kalmasında en büyük faktör olan Türkiye’nin genç nüfusu. Türkiye yaşlı bir ülke olsaydı, bugün bambaşka bir tabloya bakıyor olurduk. Bunun uygulanan “mirakuru” ile ilgisi yok; hastalığın en kötü vurduğu grup 75 yaş üstü erkekler bizde dünya geneline göre nadir görülüyor.

Bakan Bey önceki gün açıklama yaptı: “Son bir ayda ölen vatandaşlarımızın yaş ortalaması 74,6’dır. Toplam ölümlerin yüzde 93’ü 65 yaş üstü vatandaşlarımızdır.”

Bu açıklama 65+ yasağını bir kıvama soksa da, genel yapılanlar göz önüne alındığında ne -18 ne de +65 yasağının hiçbir şekilde kabul edilebilirliği yoktur.

İkinci şansımız sağlık çalışanlarımızın zorluklara alışkın olması, yüksek poliklinik tecrübesi ve esnek kararlar alabilme özgürlüğü. Test sonuçlarına ulaşmadan, hatta testlere bile güvenmeden hızla Bilgisayarlı Tomografi (BT) üzerinden virüsü, tabiri caizse, gözünden tanıyarak erken teşhis ve tedavi uygulamaları eşsiz bir başarıdır.

Üçüncü olarak Türkiye’de yaygın olan sabun ve kolonya kullanımı zaten doğal bir koruma kalkanı oluşturuyordu. Bu hijyen alışkanlığının çok büyük faydasını gördüğümüze inanıyorum.

Son şansımız da iletişim teknolojisinin geldiği nokta oldu. Öncelikle teknoloji izin verdiği için çok hızlı bir şekilde okulları uzaktan eğitime, beyaz yaka ofislerini uzaktan çalışmaya çekme şansımız oldu. Ama belki daha da önemlisi, yasaklı ve yamalı da olsa, internet sayesinde özellikle beyaz yakalılar ülkemizde gizlenmeye çalışan gerçekler hakkında doğru bilgi sahibi olarak, doğru tedbirler almaya ve ellerinden geldiğince çevrelerini bilgilendirmeye çalıştı.

Öte yandan şanssız olduğumuz tek bir konu var: Hükümet.

MAÇA 3-0 MAĞLUP BAŞLADIK

Türkiye’de ilk CoVID-19 ölümleri, Ocak ayının başında yaşanmaya başladı. Tüm dünya gibi Türkiye de o dönem biraz uyudu ama bunun için kimseyi suçlayamayız. Ancak dünyada olayın ciddileşmesi üzerine, 30 Ocak günü TBMM Genel Kurulu’na, ‘koronavirüse karşı alınması gereken tedbirlerin görüşülmesi’ amacıyla Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin verilen önerge reddedildi!

Oysa hiçbir siyasi amacı olamayacak, sadece insanlarımızın sağlığını ilgilendiren hatta dünya genelinde ‘kırmızı alarm’ verilen ölümcül bir virüse karşı araştırma yapılmasını engellemek hükümetin konuya nasıl yaklaşacağının ilk sinyaliydi.

6 Şubat’ta salgının Türkiye ekonomisine muhtemel etkilerinin, ekonomik kayıpların ve küresel piyasalarda ortaya çıkacak fırsatların araştırılması, iş insanlarının olası zararlarının telafisi amacıyla TBMM’de komisyon kurulması isteği de reddedildi.

Virüs haberleri her yerden yağdığı halde, 3 Mart ve 10 Mart’ta virüsün araştırılması ile ilgili verilen teklifler de reddedildi.

Nihayet hükümet, gizlenemeyecek hale gelen salgını yurtdışından gelen baskıyla (Türkiye’den ülkesine dönen hemen herkes virüs taşımaya başlamıştı) 10 Mart’ta açıklamak zorunda kalınca, o zamana kadar tamamen karanlıkta bırakılmış olan masum vatandaşa yurtdışından sorumsuzca virüs taşıyan tikicanlar, bavulcular ve umrecilerle maça 3-0 mağlup başladık.

DÜNYAYI KANDIRMAYA ÇALIŞMAK…

Daha sonrasında tüm Türkiye, hastalığın çözümü üzerine kafa yormak ve bilinçlendirme ile uğraşmak yerine, bilim insanlarının gerçek vaka/vefat sayılarına ulaşarak gerçek bir modelleme yapma çabası ve devletin bunu engelleme saçmalığına sahne oldu. Bırakın bizim bilim insanlarını, tüm dünya bilim insanlarının vaktini boşa harcamaya başladık.

Nasıl mı?

Sıtma ile tecrübesi yüksek olan Fransa’dan başlayıp tüm dünyanın sonuç alamadığı için kullanmaktan vazgeçtiği hidroksiklorokin bizim “mirakuru”nun merkezinde. İşe yaradığına ilişkin bir araştırma olmayan, başka bir virüs hedeflenerek üretilmiş (ki o virüsü dahi halledememiş), merdiven altı üretime inmiş bir antiviral bozuntusu ve antibiyotik ile virüs yok edilmez.

Eczanelerde antibiyotik satılması, insanlar bir başka virüs olan gribin tedavisinde de bilinçsizce kullanmaya çalıştıkları için yasaklandı zaten.

Şu anda risk grubu olarak sınıflandırılan insanların hiçbirinde hidroksiklorokin kullanılmaması gerektiği bakanlığın hastanelere gönderdiği 24/03 tarihli genelgede (14/04 güncellemesinde bu uyarıların hepsi kaldırıldı) zaten çok net yazıyor:

PLAQUENİL ile tedavi edilen hastalarda bazı olgularda ölüm ile sonlanan kardiyak yetmezliğe neden olan kardiyomiyopati olguları bildirilmiştir.”

Kim bu bazı olgular? Birebir CoVID-19 risk grubu! Yine aynı genelgede yazıyor: “Tedaviye başlamadan önce tüm hastalara oftalmolojik muayene yapılmalıdır.”

Ben bu ilaç yazılanlardan ulaşabildiklerimden hiçbirine göz ile ilgili bir muayene yapıldığını duymadım. Buna benzer birçok uyarı var, çünkü ilaç sıtmaya karşı son çare olarak geliştirilmiş olup çok özel ve dar bir kullanım amacı var. Tüm dünyada belirli saygın kurumlar bizim öykümüzün gerçekliğini anlamak için bilimsel araştırma yapıyor.

‘TEDAVİ’MİZ BAŞARILI MI?

“Hidroksiklorokin işe yaramıyor” yazan her kaynağa bizden adeta bir trol saldırısı var. Saldıracağına 90 gündür elinde hasta dolu; ayırıver kontrollü gruplarını belirli düzey vakalardan, kendin yap bilimsel araştırmanı ve yayınla. Madem bu kadar mucizevi bir çözüm var, dünya da yararlansın.

Ama Türkiye’de sağlıkla ilgili bilimlerde araştırma yapmak bile artık bakanlık iznine bağlı; doktorların izin almadan CoVID-19’u araştırması yasak!

Saygınlığını tartışmayacağımız Oxford Üniversitesi bu tartışmalardan sıkılarak 5 Haziran’da RECOVERY araştırmasının sonuçlarını açıkladı ve konuyu kapattı. Bu araştırmaya göre Mart’tan beri, NHS’e (Ulusal Sağlık Hizmeti) bağlı 175 hastanede yatan benzer durumdaki 11 bin hasta içinden rastgele seçilen vakalar üzerinde yapılan bilimsel kontrollü denemede, 1.542 hastaya hidroksiklorokin verilirken 3 bin 132 hastaya normal tedavi uygulandı. 28 gün içinde hidroksiklorokin alanların yüzde 25,7’si, almayanların ise yüzde 23,5’i vefat etti.

Hidroksiklorokin kullananlarda ölüm oranı istatistiksel sapma olarak kabul edilebilecek yüzde 11 oranında daha yüksek olsa da, bu kapsamlı, bilimsel, ciddi ve saygın araştırmanın sonuçları hidroksiklorokinin hiçbir işe yaramadığının nihai kanıtıdır.

Eğer bakanlığın tersi yönde bir çalışma yapma ihtiyacı varsa, virüs şu anda Ankara’yı yeni merkez üssü yapmış gibi görünüyor; hemen başlatsınlar uluslararası güvenilir bir hakem heyeti ile birlikte yeni bir çalışma ve sonuçları açıklasınlar. Sonuç dünyayı kurtarmazsa bizim insanımızı kurtarır; ama hiçbir bilgim olmadan fikir yürütürsem, ben bu araştırmanın çoktan yapıldığına ve hoşa gitmeyen sonucun da diğer her şey gibi gizlendiğine inanıyorum.

HER ŞEYİ GİZLİYORLAR

Mezarlıkların gömü bilgilerine erişim kısıtlandı, detaylar gizlendi. Kamuda memurlar, hatta müdürler ölüm verilerine ulaşamasın diye nüfus sistemlerine erişimleri kısıtlandı. Doktorların rapor sistemlerindeki esneklikleri yok edildi, test sonuçları, ölüm nedenleri saptırıldı, sayılar içinde sayılar kaybedildi.

Koysunlar vefat edenlerin listesini internete, bakalım kaç kişi virüs nedeni ile kaybettikleri sevdiklerinin isimlerini bulamayacak o listede. Gizlenen bir şey yoksa çözüm bu kadar basit; merak edilmesin kimse bugün olduğundan daha fazla rencide olmaz. Üstelik yel değirmenleriyle savaşan tüm ülke de bayağı bir rahatlar.

Gerçek rakamlar öyle bir gizleniyor ki, eminim en üst devlet kademelerinde dahi gerçek sayıları bilen sadece üç beş kişi vardır.

Bugün 169 bin saptanmış vaka (tahminen 3,2 milyon toplam bulaş) ve 4 bin 600 bildirilmiş vefat (tahminen 12 bin civarı) sayılarının resmileri dahi bir “başarı” olmaktan çok uzaktır.

Şu anda bağışıklık istatistikleri üzerine bile bir araştırma yok. Hastalığı geçirmiş olanlar bir daha hasta olup olmayacaklarını bilemiyorlar, zira bakanlık, salgının üçüncü ayında hâlâ antikor çalışmasını yapmış değil.

Test yaptırmak isterseniz, iyi şanslar. Bulursanız bana da haber verin lütfen.

KÂRHANE-İ HASTA

Türkiye sağlık sistemi (tüm ülke gibi) artık bir kârhane-i hastaya dönüştürülmüştür ve salt kâr amaçlı bir kapitalist şirket gibi yönetilmektedir.

Bu dönemde tüm riskleri cebine kâr olarak koyan sigorta şirketlerine hiç girmiyorum, yoksa bu yazı bitmez.

Bu çok katılımlı, dev ilaç şirketlerine, aşıcılara, Bill Gates’lere, Rockefeller’lere ve onların gizli ortaklarına para akıtan sistemlerin temelinde de “ticari sır” olması normaldir.

Önümüzdeki 20 gün ikinci dalgaya girip girmeyeceğimizi göreceğimiz ve hükümetin ciddi bir sınav vereceği bir dönem. Umuyorum bu dönemde sırlar, opaklık ve halktan uzak yaklaşımlar sona erer ve hükümetin amaçları ile halkın istekleri aynı çizgide buluşur. Bunlar gerçekleşmezse unutmak isteyeceğimiz bir kışa hazır olmalıyız.

Neden Pazar Pazar içinizi bu kadar kararttım acaba?

Mirakuru heveslisi bir dost sağ olsun, benim de içim karardı galiba ondandır. Çin’i saymayalım; İsviçre, Avusturya, Güney Kore, Çekya, Norveç, Fas, Avustralya, Finlandiya, Lüksemburg ve Tayland dünü 0 vefatla geçti.

Kıbrıs, Singapur, Kazakistan, Sırbistan, BAE, Bahreyn, Melezya, Kamerun, Yunanistan, Nepal, Kenya, Hong Kong ve büyük alkışın sahibi İspanya son iki günde en çok 2 vefat bildiren ülkelerden bazıları.

Hırvatistan, Somali, İzlanda, Slovakya, Yeni Zelanda, Gine, Nikaragua ve Tunus ise ne vaka ne vefat bildirmedi, yani virüsün başını ezmek üzereler.

Gerçek umut aşı değil, bu ülkelerin başarıları öyküleridir. Gerçek umut insanları tedavi etmek değil, hastalanmalarının önüne geçmektir. Sadece akıl, maske, sosyal mesafe ve hijyen ile bizim de başarabileceğimizin göstergesidir.

Muhteşem doktorlarımıza binlerce teşekkür ama sorun bakalım hangisi korunma yerine tedaviden yana…

Önceki İçerikAnonymous uyarıyor!
Sonraki İçerikTaylan için de isyan!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,069BeğenenlerBeğen
17,011TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol