Gazete REDSalgında sürekli geriye!

Salgında sürekli geriye!

Dünya nüfusundaki yüzde 1 payımıza karşılık, bugün gerçekler konuşuluyor olsa tüm korona ölümlerinin yüzde 12’inden sorumlu olduğumuz görülecek!

  • T. AKMAN

Günaydın. Eski yazılardan kısa kısa alıntılarla salgının ilk 400 gününde aldığımız mesafeye bir bakalım. 26 Nisan 2020 (ki bu yazıyı 29 Ekim’de de alıntılamıştım):

“Dünyada raporlanan vaka sayısı 3 milyona dayandı, vefat sayısı günde 6 bin artışla 200 bini geçti ve halen virüsün yakın dönemde durdurulabileceğine ilişkin bir umut yok.

Peki kabaca dünyadaki diğer ölüm sebeplerine bakarsak nasıl bir tablo var? Bugün dünyada her gün yaklaşık 161 bin kişi (1.250’si Türkiye’de) ölüyor: 50 bin kişi kalp ve damar hastalıkları sonucu, çoğu çocuk 32 bin kişi açlıktan (ne yazık ki!), 26 bin kişi kanserden, 10 bin kişi akciğer hastalıklarından, 7 bin 500 kişi alt solunum yolları enfeksiyonlarından, 7 bin kişi demanstan, 6 bin 500 kişi sindirim sistemi hastalıklarından. Kayda değer diğer ölümler arasında 4 bin 600 AIDS, 4 bin 500 ishal, 4 bin 300 diyabet, 3 bin 800 böbrek yetmezliği, 3 bin 700 trafik kazası, 3 bin 600 verem ve 800 boğulma sayılabilir. Sivrisinekler her gün 2 bin 700 kişiyi öldürürken, yılanlar 150, köpekler ise 70 kişiyi öldürüyor (listenin sürprizi tatlısu salyangozu günde 55 ölümden sorumlu); diğer yırtıcı hayvanlardan hipopotamlar yılda 2 bin 900, filler yılda 500 kişi öldürürken, en korkulan hayvanlardan aslanlar yılda 250, köpekbalıkları ise yılda sadece 5 kişi öldürüyorlar (bizde yaygın olarak metro istasyonlarında su satan otomatların -vending machine- yılda 13 kişi öldürdüğünü biliyor muydunuz? Nasılını sormayın lütfen…)

İnsanlar ise her gün 1.300 cinayet (savaşlar ve terör saldırıları hariç) işlerken, 2 bin 200 kişi de intihar ediyor. Her gün!!!

Ama bunların hiçbiri okul, restoran, lig, AVM ya da ülke kapattırmıyor. Bu orantısız tepkimizin sebebi ne peki? Belirsizlik ve bilinmezlik (ve dahi politik oyunlar ile cehalet). Virüsü tanıdıkça bu tedbirlerden gerek olanlarla (eğer varsa) yola devam edeceğiz. Bu virüsten kaçışımız yok; bugün olmasa yarın, yarın olmasa 10 yıl sonra, 20 yıl sonra bir gün istisnasız hepimiz bu virüs ile tanışacağız. O gün henüz tedavisi ve aşısı bulunmamışsa tıpkı bugünkü gibi sıkıntı yaşama riskimiz de olabilir.

Yani bugün bütün çabamız virüsle gerçek tedavi bulunduktan sonra tanışabilmek için.

Koronavirüs çok hızlı yayılıyor gibi görünüyor, oysa ki gripten daha yavaş yayılıyor. Çok ölümcül görünüyor; evet gripten daha öldürücü ama yavaş yavaş derlenen rakamlar gripte binde 1 olan ölüm oranının CoVID-19 için binde 4 ile yüzde 1 arası olduğunu gösteriyor, yani gribin 4-10 katı. Dünyada yıllardır her gün yaklaşık 1200 (DSÖ tahmini 800-1800 arasında bir yerde) kişi gripten ölüyor; yüzde 45 başarılı kabul edilen aşılarla bu rakamı neredeyse yarı yarıya tutuyoruz (*Burada hesap hatası varmış; herkes aşı olmuyor ki? Tüm dünyada kabaca yüzde 5-10’unu tutuyoruz, Türkiye’de ise durum çok vahim!*) diye düşünebiliriz.

Kaba bir hesapla önemli bir değişiklik olmaz ise dünyadaki düzenli ölüm sebepleri arasına CoVID-19 da girecek ve her gün ortalama 10 bin – 25 bin kişinin ölümünden sorumlu olacak.

Aslında en hızlı ve rahat mücadele edilebilecek ölüm sebebinin, yani açlığın CoVID’den çok daha ciddi boyutta olduğunun farkında mısınız?”

Bakalım bir yıl sonra bugün neredeyiz?

Bugün dünyada raporlanan vaka sayısı günlük 600 bin artışla 135 milyon, vefat sayısı ise günlük ortalama 12 bin artışla 3 milyona dayandı. Virüsün öldürücülüğü yüzde 0,44 (bin kişiden 4 kişi) iken, raporlanabilen vakaların yüzde 2,62’lik (bin kişiden 26 kişi) bölümü vefat ediyor. Bu durumda ortalamada 6 hastadan sadece birini saptayabiliyoruz. (Türkiye’nin yalan rakamlarına girmeye hiç gerek yok, zira dünyadan kopukluğu bir yana kendi içinde de son derece tutarsız ki bir başka yazıda buna değineceğim.)

Şu anda dünya birinci dalganın üçüncü zirvesini yaşıyor denme sebebi, bir iki ülke dışında “Batı” dediğimiz ülkeleri ilgilendiren rakamların izleniyor olması. Kuzey yarımkürede Nisan ayı çok daha sıkıntılı geçecek ve Mayıs sonrası kuzey yarımküre yaz mevsiminin girişi ile rahatlamaya başlarken kış aylarına giren güney yarımküre ülkeleri virüsü beslemeye, yaymaya ve yeni mutasyonlar yaratmaya devam edecek.

Ekim’den itibaren de kör topal giden aşıların koruması biteceği ve korkarım ki çok daha berbat varyantlar göreceğimiz için birinci dalganın dördüncü zirvesini yaşayacağız. Sonra yine Mart 2022’de beşinci zirve vb. Peki hep böyle mi devam edecek? Virüsü ezecek bir ilaç bulunmadıkça tek çıkış yolu virüsün insana zarar vermekten vazgeçecek bir şekilde mutasyona uğramasını beklemek. Beklerken de test, aşı, maske, mesafe, temizlik döngüsünü bozmamak…

Bizler maske, mesafe, temizlik ile zorlanırken, hükümetin buna örnek adımlar atması ve şu ana kadar çok ciddi çuvalladığı ve algı ile yönetmeye çalıştığı test ve aşı konularında çok ciddi yol alması lazım.

Ancak bu yaşatılan kısır döngü ve mevsimsel benzerlikler 5 Haziran 2020’de Truman Show’u anlatırken yazdığım bir bölümü hatırlattı:

“Şimdi art arda siyasi gündem ve algı değiştirme taktikleri ile virüs arka plana itilir ve Temmuz başına kadar sıfırlandı (!) algısı oluşturulur. En azından hayallerdeki plan bu ama, ‘bayramda çifte müjde’ nasıl gerçekleşmediyse, ne yazık ki, bu da gerçekleşemeyecek; zira gerçekleşmesi için hiçbir geçerli ve akılcı sebep yok: Virüs, ilk günkü kadar güçlü (hayır mutasyona uğramadı), ilk günkü kadar bulaşıcı (hayır virülansı azalmadı), ilk günkü kadar tehlikeli (hayır daha bilinçli davranmıyoruz; sadece yasak musluğu açılıp kapanıyor) bir şekilde sadece cehaletin sahne almasını bekliyor.

2023 için bize ütopik güzellikte bir yaşam vaat edilirken, sistemli bir şekilde distopik bir geleceğe gittiğimizi görmek için Türkiye’de yaşamak yeterli. Bize dayatılan dogmayı ve gerçekleri sorgulayamıyoruz, kendi hayatımızı planlamaya ve şekillendirmeye bile izin yok. Yaşadığına şükreden ilkel bir yaratığa dönüştürüldük.”

Şimdi fark ne?

Virüs hem mutasyonlara uğradı hem de virülansı arttı! Ama bizdeki manipüle rakamlara bakılırsa olay çözüldü!

Şimdi önümüzdeki pazartesi günü yapılacak bayram öncesi açıklamada yeni balon tedbirler ve “inşallah bayramda çifte müjde” masalının yeniden dayatılmasını bekliyorum.

Dünya nüfusundaki yüzde 1 payımıza karşılık, bugün gerçekler konuşuluyor olsa tüm korona ölümlerinin yüzde 12’inden sorumlu olmamızın sebebi işte bu sorgulamamaktan ve bunun sonucunda milletçe amaçsız bir güruha dönüşmekten kaynaklı.

Gerek korkudan gerek kendileri de kirlendiği için insanımız artık sorgulamayı bıraktı ve yaşamı çatlaklardan sızma olarak algılayıp yaşamaya çalışıyor.

Avrupa vize vermiyor mu? Malta’dan pasaport alıp çözüyor. Aşı yok mu? İngiltere’de oturma izni var, gidip hallediyor. Sokağa çıkma yasağı mı var? Alıyor belgesini çıkıyor boğazda dolanıyor.

Bu da güdülmeyi çok kolay hale getiriyor. Herkes kendi başının çaresine bakma yoluna giderse de giderek daha da ilkelleşen, cahilleşen ve yozlaşan bireyler olarak sadece günü yaşadığımıza şükretmeye razı olacağız demektir.

Virüs ile savaş insanların, doktorların ya da devletlerin değil bilinçli, eğitimli ve benmerkezcilikten kurtulabilmiş toplumların kazanabileceği bir savaştır.

Ve dünyada halen her 10 saniyede bir çocuk açlıktan ölüyor!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

23,990BeğenenlerBeğen
16,915TakipçilerTakip Et
1,350AboneAbone Ol