Rusya ve Çin Ekonomileri 1: Sovyet İnşası

Bu makalede amacım, 1978 sonrasında Rusya ve Çin ekonomilerinin evrimlerini karşılaştırmak. Olur da okur bu kısa karşılaştırmalı ekonomi tarihi neden 1978’den başlıyor derse diye nedenlerimi ileride açıklayacağım. Ama bunu yapabilmek için önce biraz daha gerilere gitmem gerekecek.

Rusya için Ekim 1917 devrimi ve sonrasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB’nin) 1922’de kurulmasıyla başlayıp, II. Dünya Savaşı sonunda Amerika Birleşik Devletleri (ABD) liderliğinde kurulan Bretton Woods sistemine değindikten sonra, Çin için Mao Zedong önderliğinde 1934-35’de gerçekleştirilen “Uzun Yürüyüş” ile başlayan devrim süreci sonunda Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) 1949’a kuruluşuna geleceğim.

Ve oradan 1978’e ilerleyeceğim. Ardından, 1978 sonrasında Rusya ve Çin ekonomileri nasıl evrildiler ve bugün nerelerde benzer, nerelerde farklılar gibi konuları tartışacağım.

1978’in önemi ise David Harvey’in 1978-1980 Deng-Volcker-Thatcher-Reagan Devrimi dediği ilk denemesi Şili’de yapılıp, ABD ve TÜSİAD destekli Kenan Evren ve Turgut Özal marifetiyle 1980’de Türkiye’ye de ulaşan ve adına neoliberalizm de denilen restorasyon programının dünyaya yayılmaya başladığı dönemin ilk yılı olmasıdır. Harvey’in devrim dediği bu döneme Deng’in adını da vermesi bir tesadüf değil. 1978, 1976’da ölen Başkan Mao’nun ardından iki yıllık iktidar mücadelesini kazanan Deng Xiaoping’in, Mart 1978’de Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı Başkanı olup, Aralık 1978’de gücü tümüyle ele geçirdikten sonra ekonomik reformlara başladığı yıldır. Tesadüf o ki aynı yılın Aralık ayında 1991’de yıkılan SSCB’nin son Başkanı Michail Gorbachev Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri oldu.

Rusya/SSCB 1917-1940
1917’de ne olduğu okurların malumudur ama yine de oradan başlayayım. Birinci Dünya Savaşı sırasında son Rus Çarı İkinci Nicholas’ı Şubat 1917’de devirip yerine geçen Rusya Geçici Hükümeti, Vladimir Lenin önderliğindeki Bolşevikler tarafından Ekim 1917 devrimiyle 7 Kasım 1917’de yıkıldı, hemen arkasından bir iç savaş başladı ve kısa bir süre sonra, Ocak 1918’de, Lenin önderliğindeki Bolşevikler Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’ni (RSFSC’yi) kurdular.

İç savaş döneminde Çarlık Rusyası’ndan kalan para ve bankacılık sisteminin yaşanılan hiperenflasyonun da etkisiyle dağıldığından da söz etmeliyim. Sıkça alıntılanan şu paragrafı Lenin Ekim 1917 devriminden kısa bir süre önce yazmıştır:

Büyük bankalar olmadan sosyalizm imkansız olurdu. Büyük bankalar, sosyalizmi yaratmak için ihtiyacımız olan ve kapitalistlerden hazır olarak alacağımız “devlet aygıtıdır”. . . . Büyüklerin en büyüğü, tek bir devlet bankası, her kırsal bölgede, her fabrikada şubeleriyle sosyalist aygıtın onda dokuz kadarını oluşturacak. Ülke genelinde defter tutma, mal üretimi ve dağıtımı muhasebesi olacak; bu, tabiri caizse, sosyalist toplumun iskeletinin doğasındaki bir şey olacak.

Devrimden hemen sonra da şunu dediği bilinir:

Ülkedeki bütün bankalar sovyetlerin denetimindeki tek bir banka haline getirilmeli.

Tabii ki yalnızca Lenin ve Bolşevikler değil bankacılar da bankacılık sisteminin önemini çok iyi biliyorlardı. Devrim sırasında Bolşevikler Çarlık Rusyası’ndan kalan Devlet Bankasının Petrograd’daki ana ofisini ele geçirdilerse de banka çalışanlarının direnişiyle karşılaştılar. Ertesi gün tüm ticari bankalar direnişe katıldılar ve açılmadılar. Bu bankalar boykotu, bankacılık sisteminin “sosyalist toplumun iskeleti” olmasını pratik olarak imkansızlaştırdı. Ancak, bu boykot ekonominin paralizine katkıda bulunduysa da −beklenenin tersine− Bolşeviklerin devrilmesine neden olmadı. Birkaç ay sonra bankacılık sistemindeki bu düzensizliğin üstesinden gelindi ve Devlet Bankası iyi kötü çalışır hale geldi (Garvy 1977).

Lenin önderliğindeki Bolşevikler Haziran 1918’e dek süren bir geçiş dönemi sonrasında Batılı tarihçilerin Savaş Komünizmi olarak adlandırdıkları ekonomi politikalarını başlatmak zorunda kaldılar. İÇ savaşın bittiği Mart 1921’e dek sürmüş bu ekonomik politikaların temel hatları şunlardır:
• Özel işletmelerin ve sanayinin karşılıksız kamulaştırılması;
• Köylülerin ürettiği artık tahıl ve diğer tarımsal ürünlerin karşılıksız devir alınması.

Yeni Ekonomik Politika
İç savaş Mart 1921’de bitip Savaş Komünizmi’nden Yeni Ekonomi Politikası’na (YEP’e) geçilirken, 21 Ekim 1921 günü yaptığı konuşmasında Yanlışımız başlığı altında Lenin şunları söyledi:

1918’in başlarında, barışçıl bir inşanın mümkün olacağı bir dönem bekliyorduk. Brest barışı imzalandığında, tehlike bir süredir azalıyor ve barışçıl bir inşanın başlaması mümkün olacak gibi gözüküyordu. Ancak yanıldık, çünkü 1918’de gerçek bir askeri tehlike bizi 1920 yılına kadar süren Çekoslovak isyanı ve iç savaşın patlaması biçiminde yakaladı. Kısmen bizi bunaltan savaş sorunlarından ve kısmen emperyalist savaş sona erdiğinde Cumhuriyetin kendisini içinde bulduğu umutsuz durumdan ötürü − bu şartlar ve diğer bazı nedenlerle, doğrudan komünist üretime ve dağıtıma geçme kararı verme yanlışını yaptık. Artık-gıda devir alma sistemi altında köylülerin bize fabrikalara dağıtabileceğimiz gerekli tahılı sağlayacağını ve böylece komünist üretimi ve dağıtımı başarabileceğimizi düşündük.

Bu planı kesin ve net bir şekilde tasarladığımızı söyleyemem; ama yaklaşık olarak bu çizgide hareket ettik. Bu, ne yazık ki, bir gerçek. Ne yazık ki diyorum, çünkü kısa deneyim bizi bu çizginin yanlış olduğuna, kapitalizmden sosyalizme geçişle ilgili daha önce yazdıklarımıza ters düştüğüne, yani komünizmin en düşük aşamasına bile yaklaşırken sosyalist muhasebe ve kontrol sürecini atlamanın imkansız olduğuna ikna etti. …

Ekonomik veriler de yapılanın yanlış olduğu konusunda Lenin’i haklı çıkarıyor. Gerçekten de zirai ve sınai üretim öylesine düşmüştü ki 1921’e gelindiğinde sınai üretim Birinci Dünya Savaşı öncesi sınai üretimin ancak yüzde yirmisi kadardı; tahıl ve diğer tarımsal ürün yetersizliğinden bir sürü şehir kıtlık tehditi altındaydı. Dahası, basılan sınırsız para nedeniyle gerçekleşen süperenflasyon sonrası para ortadan kalkmış, alış verişler takasla yapılır olmuştu. 1921 başlarında hoşnutsuzluk kırlardan kentlere yayılmış, grevler ve isyanlar başlamıştı.

Bu sorunlara çözüm olarak, yine yukarıdaki alıntıyı yaptığım konuşmasında Lenin’in “stratejik geri çekilme” olarak tanımladığı, YEP uygulanmaya başlandı. Sosyalizme geçiş amacıyla sınırlı bir kapitalizm ya da karma ekonomi denemesi.

YEP’le birlikte zorunlu artık tahıl devir alma sistemi bir tür aynî vergiyle değiştirildi ve köylüler artık ürünü tutup, kar amacıyla satabilir hale geldiler; küçük işletmelere özel girişimler olarak çalışma izni verildi; özel ticaret ve ücretler geri geldi ve çalışma zorunluluğu kaldırıldı. Ancak, büyük endüstrilerde devlet kontrolu sürdü; bu endüstrilere açık piyasada faaliyet gösterme izini verilirken, devlet fiyatları belirlemeye ve yöneticileri atamaya devam etti. Ayrıca, Ekim 1921’de yapılan bir başka önemli değişiklik de yeni RSFSC Devlet Bankasının kuruluşuyla geleneksel bankacılık ve kredi uygulamalarına geri dönüş oldu. Para istikrarının sağlanabilmesi için altına dayalı yeni bir para 1921 başlarından itibaren piyasaya sürüldü ve eski para 1925’te tümüyle ortadan kalkıncaya kadar çift paralı bir sistem sürdürüldü.

Nihayet, Ukrayna, Belarus ve Transkafkasya Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri’nin Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’yle birleşmeleriyle 31 Aralık 1922’de SSCB kuruldu. Uygulaması 1921’de başlayan YEP, SSCB kurulduktan sonra da −1928’e dek− sürdürüldü. Ayrıca, 1923’te RSFSC Devlet Bankasının adı SSCB Devlet Bankası olarak değiştirildi ve banka 1930-32 kredi reformlarına dek −her ne kadar Lenin’in 1917’de hayal ettiği merkezi muhasebe ve denetim amaçlı “sosyalizm aygıtı” olamadıysa da− SSCB 1991’de yıkıldıktan sonra RSFSC’nin yerine kurulan Rusya Federasyonu merkez bankası Rusya Bankası kurulana dek ülkenin merkez bankası işlevini de gören ve kredi planlamasının yönetildiği SSCB’nin tek bankası olmayı sürdürdü. Lenin 1924’te öldükten sonra başlayan iktidar mücadelesini 1927’de kazanan Joseph Stalin’le 1928’de YEP’ten merkezi planlamaya geçildiğinde YEP, SSCB ekonomisini Rusya ekonomisinin Birinci Dünya Savaşı öncesindeki seviyesinin üzerine çıkarmayı başarmıştı.

Stalin liderliğinde 1928’de ilki yürürlüğe konulan Beş-Yıllık Planlarla geçilen merkezi planlı ekonomik modelin iki temel direği şunlardır:
• Hızlı sanayileşme;
• Tarımın kollektivizasyonu.

Tarımın kollektivizasyonunda temel amaç, kollektivizasyon başladığında ağırlıklı olarak bireysel çiftliklere dayalı tarımı büyük kolektif çiftlikler sistemine dönüştürme yoluyla tarımsal verimliliği artırarak büyüyen kentsel işgücünü beslemek için yeterince büyük tahıl rezervlerinin üretilmesini sağlamaktı. Ayrıca, kollektivizasyon yoluyla üretilmesi umulan tarımsal fazla ile sanayileşmenin fonlanması amaçlanıyordu. Bir üçüncü amaç da bir yandan büyük çiftçilerin (kulakların) ekonomik gücünü kırarken, diğer yandan artması beklenen tarımsal verimlilik nedeniyle birçok köylünün tarımsal üretim için gereksiz hale gelerek sanayi işçileri olmalarını sağlamaktı.

1929’da başlayıp yoğunlukla 1929-1933 arası süren kollektivizasyon 1940 yılına gelindiğinde köylü hanehalklarının yüzde doksan yedisinin kollektifleştirilmesine neden olmuştu. Ne yazık ki yalnızca kulaklar değil diğer köylülerin büyük bir kısmı da kollektivizasyona gönüllü olarak katılmayıp direndiklerinden sürecin insan −ve kollektifleşmeye direnen köylüler tarafından bir sürü hayvan katledildiğinden hayvan− maliyeti oldukça yüksek oldu.

Eski SSCB Devlet Planlama Komisyonu Başkanı Voznesensky (1949), kollektivizasyon sonucu 1928-1940 arasında reel gayri safi tarımsal hasılanın yüzde 53, tarımsal alanların yüzde 32, tahıl üretiminin yüzde 62 artığını bildiriyor. Hayvancılık alanında artışlar ise çok daha büyük: değişik hayvan türleri sayısında gözlenen artış yüzde 4000 ila yüzde 8000 arasında değişiyor. Hayvancılık alanında gözlenen bu inanılmaz büyümelerin yukarıda sözünü ettiğim hayvan katliamıyla bir ilişkisi olup olmadığını elimizde veri olmadığından söylemek mümkün değil ama geri kalan büyümeleri aynı dönemdeki ABD büyümeleriyle karşılaştıran birçok Batılı yazar bunlar o kadar etkileyici büyümeler değil diyorlar. Tabii Batılı yazarlar yukarıda sözünü ettiğim insan maliyetlerini sürekli gündeme getirirlerken, Sovyet yazarlar hiç insan maliyeti olmamış gibi davranıyorlar. Takdiri okuyucuya bırakıyorum.

Hızlı sanayileşme
Hızlı sanayileşmeye gelince, o alanda SSCB’nin en azından ekonomik anlamda çok daha başarılı olduğu ve İkinci Dünya Savaşı’na girmeden önce, yani 1940’da, ABD liderliğindeki Batı kapitalizmine tehdit oluşturacak hale geldiği herkesin malumudur. Bunu ileriki bölümlerde ayrıca tartışacağım.

Hızlı sanayileşme süreci tüm sanayi ve hizmetler sektörlerinin devletleştirilmesiyle başladı. Devletleştirilmiş kurumlara atanan yöneticilere merkezi planlamacılarca kotalar verilmeye başlandı ve sendikalar işçi verimliliğini artırmak için kullanılan mekanizmalara dönüştürüldü. Ayrıca, başta Ural Dağları olmak üzere birçok yerde yeni sanayi merkezleri geliştirildi ve ülke genelinde birçok yeni fabrika açıldı. Ancak, yatırımların büyük bölümü ağır sanayiye gittiğinden, tüketim mallarında yaygın bir yetersizlik yaşanıyordu.

Sözü yine eski SSCB Devlet Planlama Komisyonu Başkanı Voznesensky’ye (Voznesensky 1949) bırakayım:
• 1926-27 sabit fiyatlarıyla 1928’de 25 milyar ruble olan SSCB milli geliri, 1932’de 45,5 milyar ruble, 1937’de 96 milyar ruble ve 1940’ta 128 milyar ruble olmuştu: yani 12 yılda 5,12 kat bir büyüme;
• 1926-27 sabit fiyatlarıyla 1928’de 3,7 ruble olan sermaye yatırımları, 1932’de 18 milyar ruble, 1937’de 30 milyar ruble ve 1940’ta 43 milyar ruble olmuştu: yani 12 yılda 11,62 kat bir büyüme;
• 1926-27 fiyatlarıyla 1928’de 21,4 milyar ruble olan gayrı safi endüstriyel hasıla, 1932’de 43 milyar ruble, 1937’de 95,5 milyar ruble ve 1940’ta 138,5 milyar ruble olmuştu: yani 12 yılda 6,47 kat bir büyüme.

Görüldüğü üzere, bu büyümelerin oldukça çarpıcı büyümeler oldukları tartışma götürmüyor. Bu bölümü daha önce sözünü ettiğim 1930-32 kredi reformlarını kısaca özetleyerek bitireyim.

Ocak 1930’da başlayan kredi reformları, Mayıs 1932’de Devlet Bankasının yeniden düzenlenmesiyle sonlandı Devlet Bankası kısa dönemli finansmanla sınırlandırılırken, uzun dönemli finansman amacıyla dört banka oluşturuldu. Bu bankalar Prombank (Sanayi Bankası), Selkhozbank (Ziraat Bankası), Tsekombank (Belediye ve Emlak Bankası) ve Vsekobank (Kooperatif Bankası) bankalarıydılar. Böylelikle Devlet bankası ticari banka görevlerini bu dört bankaya devretti ve planlı kredi verme, dolaşımdaki parayı ve ödemeleri yönetme, nakit bütçelemesini yapma ve uluslararası ödemeleri yönetme görevlerini üstlendi. Yani kısmen hazine, kısmen merkez bankası işlevlerini gören bir bankaya dönüştü. Daha önce de dediğim gibi, SSCB’nin tüm tarihi boyunca bir merkez bankası olmadı.

Ekim 1917’den İkinci Dünya Savaşı’na kısa SSCB ekonomik tarihi kabaca böyledir.

DEVAM EDECEK.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here