Riko…

Riko’nun son yaptığı haberlerden biri…

Geçtiğimiz gün Riko‘yu kaybettik… Riko, sahici adıyla Mehmet Kürşat Akyol, hem önemli bir gazeteciydi, hem de değdiği herkesin hayatında iz bırakmış bir adamdı. Benim için ise her şeyden önce lisede başlayan bir arkadaşlıktı. Sonra ev arkadaşı ve iş arkadaşı olduk. Size onu anlatmak isterim…

Ben lisenin ‘haylaz’ öğrencilerindendim. Fakat öyle bir ‘haylazlık’ kategorisinden söz ediliyorsa, Riko rakip tanımazdı. Bornova Anadolu Lisesi‘ne 1978’de girmiş, sonra bir yıl sınıfta kalıp bizim döneme havale olmuş, sonra bir sene daha sınıfta kalıp bir sonraki dönemle okulu bitirmişti. Yani hem BAL85, hem BAL86, hem de BAL87 mezunları onun yasını tutuyor şimdi…

Riko’nun hastane odasında bu fotoğrafı duruyordu.

Prensip olarak ders çalışmayı sevmiyordu ama üniversite sınavlarına girecek kadar okulda kalmayı başardı, sınava girince de İstanbul Üniversitesi’nin ‘Gazetecilik’ bölümünü kazandı ve o işi hep çok iyi yaptı. Bosna savaşında çelik yelekle işini yaparken kafasının yanından kurşunlar geçiyordu. Herkesin peşinde dolaştığı ama bir türlü görüşemediği Yaser Arafat’la canlı canlı röportaj yaptı. Abdullah Öcalan’la karargahında konuştu. Burada saymaya yerimiz yetmeyecek pek çok ciddi gazetecilik başarısı vardır.

Gazetecilikte, kendi görüşlerini habere yansıtma konusu çok tartışmalı bir konudur. Kürşat Akyol, habere görüşünü sokuşturmazdı ama yaptığı haberler onun görüşünü yansıtırdı. Bu belki de ‘iyi gazetecilik’ denen şeyin temel kriteridir.

Biz onunla lisede ahbap olmuştuk. Voleybolcuydu. Tuvalette kaçamak sigara içmelerde başlayan arkadaşlığımız ilerledi. Bayağı arkadaş olduk. Onunla arkadaş olmak lisede havalı bir işti. Riko iri-yarıydı. Lakabı zaten oradan gelir. Çok komik ve toleranslı bir adamdı ama kimse onun sinirini bozmaya yeltenemezdi. Hiçbir zayıfı ezdiğini görmedim. Aksine, zayıfları ezmeye çalışanları kendi tarzıyla sindirirdi. “Sindirirdi” tam olarak doğru kelime. Lisede onun gibilere hemen yanaşılır. Arkadaş olursanız sizin de bir ‘numara’nız olur. Ben de öyle yanaştım Riko’ya. Arkadaş olduk.

Liseden sonra çok az görüşüyorduk. Ancak yolum İstanbul’a düştüğünde, beni değişik yerlere götürürdü. Balat’ta nargileci bilirdi mesela. Bir seferinde oraya gitmiştik beraber. Ne güzel bir gündü…

Riko istediği gibi gazeteci olmuştu. Cumhuriyet‘te çalıştı. Sonra televizyon ekranlarında göründü. O zaman Kanal 6 vardı. Onu ekranda savaş alanında seyrettiğimi hatırlıyorum. “Başına iş alacak” diye düşünmüştüm. “Sinirlenirse Bosna’daki Sırp Çetniklerinin çekeceği var” demiştim yanımdaki bir dostuma.

Hayat…

Üniversiteden siyasi nedenlerle atılmış, geçici işlerle geçinmeye çalışan genç bir adamken, tesadüfen o zaman Radikal‘in ekonomi müdürleri olan Ruhi Sanyer ve Selim Türsen’le tanıştım. Sağ olsunlar, beni yanlarında çalışmaya davet ettiler, böylece ‘gazeteci’ sıfatı aldım…

Bizim Riko da o sırada Radikal‘de çalışıyordu. Mesai arkadaşı olduk anlayacağınız. Lafı uzatmadan özet geçeyim, Ankara’dan İstanbul’a geldim, Radikal‘de çalışmaya başladım, biraz oyalandım, sonra Riko’nun evine yerleştim. Bir yılı aşkın bir süre beraber kaldık.

Ölümünün ardından internette yazan pek çok kişi oldu, herkes onun sıra dışı biri olduğunu yazdı, doğrudur, Riko acayip bir adamdı. Onunla yaşadığınız takdirde ‘normal’ bir gününüz olmaz. Bir örnek olsun diye söyleyeyim, Hürriyet yazarı Kanat Atkaya, yazacak konu sıkıntısı çektiği vakit Riko’yu yazardı. Onu anlatırdı yazılarında. “Riko’ya telif öde” derdik Kanat’a…

Süper Restoran…

Biz bir de yine bir lise arkadaşımızla altlı-üstlü oturuyorduk, o da enteresan bir arkadaşımızdır, bazı günler iki evde 30 kişi toplanırdı. Hatta sirkülasyon olurdu. Liseden, gazetecilerden, Hisar’ın berduşlarından, oyunculardan, eski futbol hakemlerinden, Süper Restoran müdavimlerinden, akademisyenlerden, arızalardan, şarkıcılardan, her cinsten insan orada toplanırdı. Bazı hafta sonlarını uyumadan geçirdiğim olurdu. Muhabbeti kaçıracağım diye korkardım.

Misal, dün Vedat Özdemiroğlu ile karşılaştık, Riko’dan konuştuk, o evde her bir iskambil suratına nasıl Yeşilçam karakterlerini yakıştırdığımızı hatırladık. Vedat LeMan‘da, ben Radikal‘de aynı mevzuyu kendi meşrebimizce yazmıştık. Maça kızı tartışmasız Türkan Şoray’dı ve Riko bizim onay makamımızdı.

Riko onca keşmekeş içinde işine çok titizlenirdi. Ona anlam veremezdim. Yaptığı her habere büyük önem veriyordu. Oysa ‘gazetecilik’ benim için saçma bir işti. Sonuçta ne haber yaparsan yap, patronun hoşuna gitmeyecek, egemenleri rahatsız edecek, patronun iş ilişkilerini zedeleyecek herhangi bir haberin gazetede çıkma ihtimali yoktu. Aslına bakarsanız, kimilerinin iç çekerek yad ettiği Radikal, hümanist manzumeler rehberi gibi bir şeydi. “İnsan hakları” yazıları ve haberleri yer alırdı ama büyük patronlara karşı işçinin yanından haber koyamazdınız. Çalışanlarının hakkını yemeyeyim. Gerçekten iyi gazeteciler çalışıyordu. Ertuğrul Mavioğlu’nun haber merkezinde ‘gececi’ olması dolayısıyla Susurluk haberleri patlamış, Celal Başlangıç ve Ahmet Şık’ın varlığı başta Manisalı gençler davası olmak üzere onlarca işkence vakasının görmezden gelinmemesini sağlamıştı. Şimdi herkesin ismini saysam yazı yazı olmaktan çıkacak, çok iyi arkadaşlarla çalıştık. Kavga dövüş iyi haberler giriyordu ama aslında Radikal‘in misyonu, bence, solu manipüle etmekti. Bugünden geriye baktığımda, Baskın Oran, Ahmet İnsel, Oral Çalışlar, Murat Belge gibi liberallerin ‘sol’ kanaat liderleri haline gelmesine vesile olmuş bir gazeteden söz ediyoruz…

Riko o gazetede fark yaratan isimlerden biriydi. Lisede okula gelmeyi çok sevmediği gibi, gazetede çok durmayı da sevmezdi. Zaten durmamalıydı da. Gazeteci memur nizamında mesaiye gittiği vakit bildiğiniz memur olur. Halbuki Riko başkaydı; sokaklarda dolaşmayı, şehirleri koklamayı, belanın olduğu yerde durmayı severdi; Türkiye’nin yazan, düşünen, şarkı söyleyen, oyunculuk yapan pek çok önemli ismi Riko’nun arkadaşıydı. Her haberinde konuya vakıf isimlerin görüşlerini alırdı. Her işine titizlenirdi. Onun gibi gazeteciler her gazetede olmalı ve belki de ayda sadece bir-iki iyi haber yakalamalı. Çünkü onun yaptığı her haber özeldi.

Riko’nun lisede hocalarla ilişkisi… Bu arada rahmetli Musa Hoca’yı da saygıyla anmış olalım…

Gerçi ne anlatıyorum ki ben?! Türkiye’de Riko’nun çalışabileceği tek bir gazete kalmadı. (Birgün ve Evrensel‘i saymıyorum. O gazeteler insanların yürekleriyle çıkardığı gazeteler ve başta çalışanları olmak üzere fedakarlıkla ayakta duruyorlar.) Riko o yüzden uluslararası yayınlara haber geçerek hayatını sürdürüyordu.

Hayatını sürdürüyordu…

Sonra öldü işte. Gazeteci arkadaşları, lise arkadaşları, sadece arkadaşları, onu tanıyan herkes çok üzüldü.

Riko lise 1’de!

Bu arada gözden kaçan bir vaziyet var: Riko’nun hiçbir güvencesi yoktu. Onunla arkadaşlarımız ilgilendi. Riko’nun birden bire ortaya çıkan hastalığının tedavisi için, tedavi olamayacağını öğrendiğimizde son günlerinde rahat etmesi için yine lise arkadaşlarımız, en çok da hekim olan Atilla ve vefalı lise arkadaşı Elif ilgilendi.

Şimdi en baştan buraya kadar yazdıklarımı okudum da, Riko’yu anlatamamışım ben. Zaten o ‘anlatılmaz yaşanır’ kalıbının adamıydı.

Nasıl diyeyim, bilmiyorum, on kadar cenazenin kalabalığının birbirine karıştığı Şakirin Camii’nde, Riko’nun tabutunun başında lise arkadaşları kontenjanından yedi-sekiz kişi bekliyorduk. Ben sulu göz biriyim. Hemen ağlarım. Bir yandan tabutun üzerindeki yeşil örtüyü seviyoruz Riko niyetine, bir yandan bizim RED yazarı ve yine lise arkadaşımız olan Batuğ Riko’yla ilgili bir şeyler söylüyor. Domat’ın surat yine kıpkırmızı. Ben hem ağlıyorum, hem gülüyorum… Riko’yu anlatabilecek en iyi şey budur belki. Tabutunun başında ağlarken bile, onun hayatınıza bıraktığı anılarla gülebilirsiniz.

Bana hep, “Naif biraderim! Malsın sen mal!” derdi. Ne diyeyim, haklıdır. Birileri de akıntıya karşı kürek çekmeli.

Şimdi bu yazdıklarımı okusaydı, “Eyvallah birader” derdi o davudi sesiyle. Ben de son söz olarak, “Eyvallah birader” diyeyim bari. Sevgili biraderim Riko, en az biz ölene kadar yaşayacaksın…

1 Yorum

  1. Cok sansli bir insanimki rico dayiyla yani kursat abimle ayni hastanede yattim ve onun gibi kalbi yuregi guzel bir insani tanidim mekanin cennet olsun kursat dayim ben oyle hitap ederdim ona yanlis anlamayin beni

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here