Gazete REDRahat uyuyabiliyor musunuz?

Rahat uyuyabiliyor musunuz?

Rahat bir uyku çekemeyenlerin ülkesinde yaşıyoruz. Kimse rahat uyuyamıyor. Halbuki uyku insanın en rahat alanı olmalıdır…

  • HAKAN GÜLSEVEN

Bir kısım insan bizzat aç olduğu için, çocukları da aç olduğu için, borç içinde kıvrandığı için uyuyamıyor. En trajik uykusuzluk hallerinden biri bu. İşsizlik, gelecek kaygısı, yaşam kavgası uykusuzluğu… Ama daha beteri de var…

Daha beter uykusuzluğu yaratan uykusuzluk biçimine ‘iktisadi uykusuzluk’ denebilir. ‘İktisadi uykusuzluk’ dünyayı mahvediyor. İnsaniyeti öldürüyor.

Misal, bir kısım insan birikimlerini kaybetme kaygısıyla uykularını kaçırıyor. Dolar inecek, avro çıkacak, borsa fenalaşacak diye ömür tüketiyor…

Halbuki insan hayatı kısa. Baktığınızda, doğru hamlelerle ömrünüz boyunca biriktirdiğiniz servet birkaç milyon lira, dolar ya da sterlin olabilir ama tahminlere göre bu servet üç kuşakta bir havaya uçuyor.

Yani, biriktirilen serveti üçüncü kuşak bir güzel ‘yiyor’!

İstisna olarak yazayım, bizim ülkemizden de örnek vermeyeyim, dünyada servetleri bitmeyen Rockefeller gibi aileler var ama onların servetini profesyonel yöneticiler kontrol ediyor. Dolayısıyla, üçüncü kuşak kazanmayla değil harcamayla ilgileniyor, onların servetini de ‘başbakan’ gibi tipler idare ediyor. Bunlar ‘aile’ olmaktan uzak, bir çeşit ‘sırtlan hanedanı’.

Küçük çaplı servet yapmaya odaklanmış ailelerde ise ‘ikinci kuşak’ çok şanssız. Mülk edinme sürecinin birinci elden tanığı, o mülk edinmenin neler pahasına yaşandığını gören, misal bir gecekondunun nasıl altı daireli bir apartmana dönüştüğüne tanık olan, bu esnada hep tasarruf aşılanan bir kuşaktan söz ediyoruz.

Ama görece daha rahat yetişen ve büyük ölçüde ‘proje çocuk’lardan oluşan üçüncü kuşak tasarrufu hiç takmıyor ve dedelerinin, ninelerinin birikimini sata sata rahatça yaşıyor.

O halde servet niye biriktiriliyor?

Servet için hırsızlık, yolsuzluk, savaş, gerginlik, acı, uykusuzluk niye yaşanıyor?

Misal, doların yükselişinden huzursuz olup uykuları kaçanlar ne kadar rasyonel düşünüyor?

Antik kentlerde de bir dönem yaşayanlar vardı, han, hamam yaptırmak, daha fazla servet biriktirmek için didinenler… Şimdi o kentlerden geriye birkaç sütun kaldı ama hâlâ aynı ihtirası yaşıyor insanlık.

Bu ihtiras ne doğa tanıyor, ne de insanlığın bugüne dek biriktirdiği esas servet olan olumlu değerleri. Komşuluğu, dostluğu, kardeşliği, ortaklaşmayı…

Servet biriktirme ya da serveti koruma çabası insanı bir sırtlan karakterine büründürüyor.

Sırtlan karakteri, görebildiğim kadarıyla, doğadaki en kötü karakter. Afrika’daki bütün yırtıcılar avını boğazlayarak öldürdükten sonra yerken, sırtlanlar sürü halinde, gelişigüzel, canlıyken yiyor. Yiyerek öldürüyor.

Günümüz insanı daha büyük ‘sürü’ler halinde sırtlanlaşıyor.

Şimdi, diyeceksiniz ki, “Bütün bunları niye yazıyorsun?”

Ne yazayım?

Mülteciler ekonomik yük getirecek diye Yunanistan sınırımızda çocukların öldürüldüğünü mü?

Yıllardır bizim topraklarımızda aşağılana aşağılana, sefil hayatlar yaşayan garibanların doldurduğu botları Yunan hücumbotlarının batırmaya çalıştığını mı?

Gerici bir iç savaş ve şimdilik küçük ölçekli bir savaş sonucunda tüm ‘servet’lerini, evlerini, topraklarını bırakıp memleketlerinden kaçmak zorunda kalmış mültecileri kendi iktidarları için koz diye kullanıp saat başı sınırı geçmiş kelle hesabı yapanları mı?

Maraş’taki yağma kıtalarını mı?

Her gün giderek daha da büyük bir toplumsal alana serpilen kötülük tohumlarını mı?

Sırf servetleri yok diye, paralı askerlik yapamadıkları için, işsiz oldukları için askere yazılan, onar onar ölen ve ne adına öldükleri belli olmayan gencecik insanları mı?

Ne için?.. Ne adına?..

İnsaniyet çok büyük bir tehdit altında. Kimse rahat uyuyamıyor.

Halbuki uyku insanın en rahat alanı olmalıdır…

Ve en kötü uykusuzluk, evlatlarının ölüm haberini alma kaygısıyla bekleşen annelerin uykusuzluğudur…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

23,984BeğenenlerBeğen
16,906TakipçilerTakip Et
1,350AboneAbone Ol