Gazete REDPutri’nin bilezikleri…

Putri’nin bilezikleri…

Endonezya’da başlayan bir hikaye üzerinden insan sağlığını tartışacağız yavaş yavaş…

  • T. AKMAN

Kurak ve daha serin gecelerin başlangıcında, Mayıs ayının ilk günleri yaşanırken Putri Sudarwati kafasını iki elinin arasına almış, batan güneşin ardından kara kara düşünüyordu. Kocası Ndelu aylardır çeltikleri kurtarmaya çalışsa da 249 gündür hiç yağmur yağmamış, kuraklıktan dolayı zayıflayan tarım ürünleri zararlılara yenik düşmüş, mısırları kurt sarmış, pirinçlere bit dadanmıştı.

Köyün en büyük ek gelir kalemi olan at kılından dokumacılık, hayvanların telef olması nedeni ile bitmişti.

Normal şartlarda her aile kendine yetecek gıdayı üretir, çok az miktarda fazlasını da satarak diğer ihtiyaçlarını karşılardı; dokuma tezgâhları da birikimlerinin ana kaynağıydı. Ancak 2020 hasadı çok zor geçmiş, ürünlerin yarısından fazlası kaybedilmiş ve aile kümes hayvanlarını bile zor besler hale gelmişti.

Küresel ısınmanın net bir sonucu olarak gözlenebilecek bir durum yaşanıyordu, zira kısmi kuraklıktan dolayı zorlayan 2017 ve 2018 hasatlarından sonra, 2019’da aşırı yağan yağmurlar ve seller nedeni ile yine tam ürün alamamışlar ve zor günler için besledikleri tavuklarla domuzların bir bölümünü satarak farkı kapatmışlardı.

Hayvanları normalden az sayıda kaldığı için de 2020 hasadının iyi olması özellikle önemliydi, ancak sonuç ortadaydı.

Atlar ve dokuma tezgâhları artık yoktu ve aç kalmamak için domuz ve tavuk satmaları gerekiyordu; hem de oldukça önemli sayılarda.

Ancak 2020, George Orwell’in 1984’ünü aratmayacak kadar kâbus bir yıl olmaya kararlıydı.

İki gün önce köye Fransız “sınır tanımayan doktorlar” ile birlikte ilçedeki sağlık ocağından görevliler gelmişti ve tüm köy halkı köy meydanına çağırılarak bir toplantı yapıldı. Toplantıda sandalyeler birbirinden 3 metre uzağa konmuştu, görevliler sürekli “birbirinize yaklaşmayın” uyarılarında bulunuyor ve herkese maske dağıtıyordu.

Şaşkın gülüşmelerle başlayan, ancak oldukça neşesiz biten toplantıda dünyayı saldırgan bir virüsün esir aldığı, ne yazık ki bu ücra adaya️ da geldiği, henüz Putri’nin köyünde görülmüş olmasa da diğer insanlarla temaslarda çok dikkatli olunması gerektiği anlatıldı.

Sonrasında virüse maruz kalmamaları için valiliğin aldığı tedbirler, sebepleri ile birlikte uzun uzun anlatıldı. Domuzun en önemli yiyecek olarak servis edildiği toplantılar ve aile birliktelikleri ile toplu ziyafetler yasaklanmıştı

Adaya uğrayan tüccarların seyahatlerine yasak getirildiği için ada dışına mal satış olanağı kalmamıştı. Kısacası adı yasak olmasa da domuz ticareti sona ermişti. Turizm de bitmiş ve tüm restoranlar kapatılmıştı. Bu da tavukları satın alacak kimse kalmadığı için tavuk ticaretinin de sona erdiği anlamına geliyordu.

Çok sıkıştıklarında balık avlayıp ya da yosun toplayıp satabilirlerdi, ancak balık ya da yosun alacak kimse de kalmamıştı.

Putri’nin büyük ninesi, dedesi, anne-babası zaman zaman benzer sorunlar yaşamış, ancak tarım ile hayvancılığı dengelemeyi öğrenerek, geliri kesintisiz bir yaşam kurmuşlardı. Bu sayede hiçbir zaman yokluk çekmemişler ve mutlu bir hayat yaşamışlardı.

Hatta her aile gibi minik birikimlerini dokumacılıkla büyüttükçe takılara yatırım yapmışlar ve aile içerisinde biriken ‘zenginlik’, altın ve gümüş takılar olarak nesilden nesile aktarılmıştı. Ve Putri ertesi sabah rehincinin önünde sıraya girip, halen para veren birileri varken, aile takılarını satmayı planlıyordu; içi acıyordu.

Endonezya’nın Doğu Nusa Tenggara eyaletine bağlı Sumba adası (fotoğrafta Walakiri mangrov plajı) ülkenin en fakir üçüncü bölgesi. Dünyanın en bakir ve temiz plajlarına sahip, doğal güzellikleri baş döndürücü güzellikte olan ve dünyanın en önemli taş anıt mezarlarına ev sahipliği yapan adada yaşam çok zorlaştı.

Endonezya Türkiye’nin iki buçuk katı büyüklüğünde bir adalar topluluğu. Üç tarafı denizlerle kaplı Türkiye’nin sahil şeridinin 7 bin 200 kilometre olduğu düşünülünce, neredeyse yüz bin kilometre sahil şeridi olan bir ülkenin coğrafyasını ve büyüklüğünü hayal etmek çok kolay olmayabilir.

274 milyon nüfusu ile dünyanın en kalabalık dördüncü ve en büyük Müslüman nüfusu barındıran ülkesi.

Dini temellerdeki benzerlik oldukça önemli olsa gerek ki, demografik ve sosyoekonomik verilere bakıldığında Endonezya ile Türkiye ile çok büyük paralellikler gösteriyor.

Dünyada hemen her ölçekte çok yakın yerlerdeyiz; en büyük farklar orman alanlarında, bizde neredeyse orman denilecek bir alan kalmamışken Endonezya’nın yarısından fazlası orman. Bir de biz denizlerde balık bırakmamışken, Endonezya balık zengini. Yeraltı zenginliklerinde ve kaynaklar konusunda da aleyhimizde ciddi fark var.

Bunun dışında kişi başına düşen milli gelirde Türkiye öne çıkıyor gibi görünse de dış borçtan arındırılmış milli gelir hesaplandığında aradaki fark kapanıyor. Demokrasi, fikir özgürlüğü, insan hakları gibi konularda ise ülkelerden biri berbat, öbürü ise ne yazık ki artık kıyaslanamayacak yerde. Lüks tüketim ve otomobilde ÖTV oranlarında kıran kırana bir mücadele var.

Özetle Endonezya geleceğe daha iyi bakan ülke olsa da yok aslında birbirimizden farkımız.

Ülkenin Sumba gibi ücra köşeleri küresel ısınma üzerine turizm gelirlerini ve ticareti yok eden CoVID-19 nedeni ile bugün ciddi bir fakirlikle karşı karşıya, hatta devletin desteği olmazsa açlık dahi söz konusu olabilir.

Türkiye’nin Endonezya’dan kâğıt üzerinde daha iyi olduğu tek konu sağlık hizmetleri. Bu durumda bizim CoVID-19’a karşı çok daha avantajlı olmamız beklenir. Sonuçta adamların nüfusu bizim 3 katımız ise, bize bu kadar benziyorlarsa, bizim üç katımız vaka/vefat beklenebilir. Hele bizim rakamları ciddi oranda gizlediğimizi düşünürsek bizim 20 katımız filan olması lazım hasarın.

Nüfusumuz çok daha az, daha zenginiz, iklimimiz daha iyi, sağlık sistemimizi Almanya bile kıskanıyor ya. Yine bir arkası yarın ile bakalım gerçek tablo nasılmış? Bu karşılaştırma oldukça çokomelli zira bizde servis edilen sayıların nasıl bir ağır yalan olduğunun canlı kanıtı adeta Endonezya…

N.B. Benim gibi arkası yarınlardan nefret edenlere dipnot; Viktor sayesinde Putri bilezikleri bozdurmuyor…

4 YORUM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,156BeğenenlerBeğen
17,024TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol