Gazete REDPropagandada nasıl çağ atladık?

Propagandada nasıl çağ atladık?

Okumakta olduğunuz yazı, RED Dergisi‘nin Haziran 2019 tarihli 103’üncü sayısından alınmıştır. Derginin tamamına e-dergi olarak PDF formatında ulaşmak için: TIKLAYIN

Bu çağ atlama meselesi, “Bizden önce renkli televizyon mu vardı?” diyerek şişinen Özal’ın lafıdır. Merdivenden inerken son iki basamağı ömründe bir kere atlayabilmiş olsa canı yanmaz insanın.

Askeri diktatörlüğün düzlemiş olduğu siyasi alanda Neoliberal ekonominin gereklerini yerine getiren Özal bütün dünyada parlatılan yeni dünya düzeni argümanları çerçevesinde çağ atlatmıştı hepimize. Artık halkımız 8 şeritli yoldan Ankara İstanbul arasını 5 saatte alıyor, kilosu 50 cent’i bile bulmayan Çikita marka muzu istediği kadar tüketiyor artanını dolabına sokuyordu.

Çağ atlayan Türkiye’de renkli televizyon, özel tv kanalları, medya, muz vs. derken propaganda teknikleri de değişmişti. Özal milletin gözüne sokacakmış gibi elinde tuttuğu dolma kalemiyle, sanki önemli bir şey söylüyormuş pozunda gözlerini kısarak konuşuyor; o ve karısı Semra Hanım neredeyse kısa film niteliğindeki görüntüleriyle tv’lerde boy gösteriyordu. Misal, bu ikilinin manda kasa Mercedes’te yol alırken çekilen filmleri unutulmazdır… Semra Hanım’ın Turgut Bey’e hayır duaları ve kaset çalarak neşelerini bulmaları… Gerçekten bir baş yapıttı!

Özal’ın reklamcısı Eli Acıman aslında bir imaj yaratmıştı: Tonton sevimli bir şişman ama bir o kadar da meselelere hakim, zeki, ciddi, yenilikçi ve kararlı bir yönetici… Tabii bu imajın yaratılması sadece reklamcının başarasıyla gerçekleşmiyor. Malzemenin de bu rolü iyi oynaması gerekiyor. Örneğin Özal’dan sonra gelenler (Demirel hariç) hiç o kadar başarılı olamadı: Mesut Yılmaz pek tutuk ve nemrut biriydi. Konuşmalarında sık sık 15-20 saniye durakladığı olurdu. Tansu Çiller’in ise kafası biraz dağınık gibiydi; ne zaman tuhaf bir cümle edeceği belli olmuyordu. En son anacağım Yıldırım Akbulut ise tam bir felaketti. Meclis Başkanlığı ve Başbakanlık yaptıktan sonra ardında ciddi bir fıkra literatürü bırakarak emekliye ayrıldı.

Erbakan’ın ‘adil düzen’ projesi üzerinden yaptığı propaganda ve Cem Uzan’ın kendine ait devasa barajı önünden başlattığı ve yemekli konserli bol vaatli propaganda turlarını belirtmek gerekiyorsa da bunların hiçbiri özellikle son 10 yıldaki AKP propaganda stratejisinin eline su dökemez.

‘Ders’imizi aldık…

Herkesin üzerinde ortaklaştığı gibi AKP en başta bir mağduriyet imajı yaratarak oy toplamıştı. Ancak mağduriyet demogojisinin bir sonu olduğu yavaş yavaş ortaya çıktığında, imaj yaratma çılgınlığına da bir son vermek gerekti. Yapılacak iş son derece basitti aslında. Medyanın büyük bir kısmı satın alındığına göre en basit propaganda teknikleri rahatça uygulanabilirdi. İletişim fakültelerinin daha 1. sınıflarında öğretilen sihirli mermi, hipodermik iğne vs gibi teorileri biraz da deneme yanılma yoluyla uygulayan ve sınayan AKP yolun sonunda Göbelsi de keşfederek propaganda makinesini yetkinleştirdi. Artık topluma inanılmaz şeyler söyleniyor; sonra unutturuluyor ve gerektiğinde aynı inanılmaz şeyler sanki yeniymiş gibi tekrar söylenebiliyordu. Misal 2011’den beri her seçimde “Milli uçağımız göklerde” propagandası son seçimde ‘milli uzay ajansı’yla taçlandırıldığında artık kimse bunu yadırgamıyordu. Öyle ya strateji uzmanı eski başbakanın müjdelediği yerli elektrikli arabamız üretilmiş ve “görücüye çıkmıştı” bile!..

Yukarıda da söylediğimiz gibi her türlü propaganda faaliyeti, ister imaj yaratma olsun ister basit propaganda faaliyeti olsun aktörün yeteneklerine ve asgari izan sahibi olmasına bağlıdır. 23 Haziran’a giderken AKP stratejisinden bağımsız olarak aday Binali Bey’in bu gerekliliklerden hayli uzakta olduğu gözlerden kaçmamaktadır.

31 Mart seçimlerinden ders çıkartan AKP’nin medya gücüne güvenerek rakibini taklit etmek üzerine bir strateji kurduğu açıkça görülüyor. Bunu sadece slogan yarışında görmüyoruz. Örneğin sıkça gençlerle beraber olan İmamoğlu’na alternatif, gençlerin daveti üzerine onlarla sahur yapan Binali Bey mizanseninden de takip edebiliyoruz… Belki güzel düşünülmüş bir propaganda faaliyeti ama dedik ya aktör önemli. Hiç bir reklamcı Binali beyin o sahura tulum peyniriyle gideceğini ve evde pişen köy tarhanasıyla tulum peynirini karıştırarak yiyeceğini, üstelik bunu, “Ne yediniz?” diye soran gazetecilere söyleyeceğini tahmin edemez! Ya da kim Binali Bey’in düzenlenen geniş katılımlı toplantılara simitçi kılığında gelebileceğini kestirebilir ki? Hele İmamoğlu’nun canlı yayın teklifine karşılık, bu teklifi kabul etmek için ‘izin istemesi’ gerektiğini söylemesi tahayyül sınırlarının ötesinde…
Evet gerçekten de zamanında Binali Bey’le aynı makamları işgal etmiş olan Yıldırım Akbulut Bey toplumda ciddi bir popülarite kazanmıştı. Ancak bu popülarite siyasal başarıya değil fıkra literatürüne yansıdı. Şimdi Binali Bey ya aynı akıbetle karşılaşacak ya da bütün siyasal propaganda teorilerinin yeniden yazılmasına vesile olacaktır.

Ama hadi bu laf kalabalığını bir tarafa bırakalım ve cevapsız kalan soruyu bir de biz soralım: Sahi Binali Bey siz ne yediniz o sahurda?

Önceki İçerikÇok kötü şeyler oluyor…
Sonraki İçerikRezillikte zirve!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

23,973BeğenenlerBeğen
16,893TakipçilerTakip Et
1,350AboneAbone Ol