Piyango isabet etmiş gaspçılar…

Yasaların ayaklar altında paspas edildiği, birkaç yılda milyarlarca dolarlık servetlerin biriktirilebildiği, yolsuzluğun ve talanın temel ekonomik ilişki biçimi halini aldığı bir ülkede “hakim sınıf” artık “lümpen burjuvazi”dir.

  • HAKAN GÜLSEVEN

Beşiktaş’ta zaman zaman gittiğim bir kahvehane var. Buraya iki kişi takılırdı. Birinin nakliye kamyoneti vardı, iş çıktıkça beraber gider, yük taşır, üçe pay ederlerdi: Birer pay kendileri alır, bir pay da kamyonete, haliyle onun sahibi olana kalırdı.

O ikisini hep küfürlü konuşurken hatırlıyorum. Kuşkusuz sizin de etrafınızda vardır ya da yolda falan rast geliyorsunuzdur, bağlaç yerine küfür kullanan, edepsiz tipler…

Bunlar, kamyonetle yük taşıdıktan, yani para kazandıktan sonra kahvehaneye geldiklerinde derhal bir masaya oturup kumar oynamaya başlar, birbirlerinin parasını almaya çalışırdı.

Aslına bakarsanız, aralarında bir aşk-nefret ilişkisi vardı denebilir. Biri, diğeri olmadan yaşayamıyor ama onun parasını almak için sonsuz bir ihtiras duyuyordu.

Bir gün duyduk ki, bu iki “kafadar” bir Uzakdoğulu turisti öldürüp gasp etmiş, daha sonra yakalanıp hapse atılmış…

İşte “lümpen” tabirine mükemmel örnek budur!..

Bunları niye mi anlattım?

Bizim “kafadar”lara dönmek kaydıyla bir “teorik” tartışma yapmak için…

SINIFLAR

Marksist kuramın en temel yaklaşımlarından biri, devletli toplumların aynı zamanda “sınıflı toplum” olduğu, hakim sınıfın da aslında devleti elinde bulundurduğu fikri üzerine kurulur.

Bu yaklaşımdan baktığımızda, içinde yaşadığımız “kapitalist toplum”da, hakim sınıf, haliyle devleti de elinde bulunduran sınıf sermaye sınıfı, yani burjuvazidir.

Elbette Marksizmin sınıf-devlet ilişkisi konusundaki yaklaşımına dair pek çok “yorum” yapılmış, yapısalcılar, araçsalcılar, indirgemeciler, şu, bu, ortaya çıkmıştır.

Bu tartışmalara girmek uzun, yorucu, hatta günümüz koşullarında sinir bozucu olacağından, burada söz konusu yorumların tamamının üzerinde hemfikir olduğu “hakim sınıf” ve “devlet”i ele alabiliriz.

LÜMPEN PROLETARYA

Marksist literatürde “lümpen” tabiri, “toplumun paçavraları”nı anlatmak için kullanılır. İşsizlik ve yoksulluğun kol gezdiği sokaklarda, düşkünlüğün zorladığı ne varsa, hırsızlık, fuhuş, zorbalık, dolandırıcılık, fedailik, kumarhanecilik gibi “iş”lerden geçim sağlamaya çalışan yığındır lümpenler.

Güdüleri, kısa yoldan zenginleşme hayallerine bağlıdır.

Marx ve Engels bu kesimi anlatan tabiri genellikle “lümpen proletarya” olarak kullanıyordu.

İşçi sınıfının, hele mücadele halindeki proleterlerin kendine özgü bir ahlakı, bir yaşam tarzı varken, “lümpen proletarya” toplumdaki çürümenin aynasıydı…

Peki sermaye sahipleri, başka tabirle burjuvazi?..

BURJUVAZİ

Sermaye sahipleri, emekçilerin el konan emeği üzerinden birkaç kuşakta servet biriktirip bu serveti sindire sindire, çocuklarına ayrıcalıklı eğitimler aldırmış olmanın farkıyla, rafine zevkler geliştirerek büyüttükleri için, topluma “hoş” görünen, özenilesi bir halleri vardır.

Golf oynarlar, basketbol ya da futbol takımları vardır, mütevazı görünmeyi becerirler, hayırseverlik –şimdilerde sosyal sorumluluk- işleri yaparlar, müze kurarlar, “sponsor” olurlar, orkestra bile beslerler…

Eskinin müzisyenleri, ressamları, edebiyatçıları da ya hakim sınıftan ya da onların beslediği kesimlerden çıkıyordu, bu çok doğaldı…

Demem o ki, geleneksel burjuvazinin serveti, en az birkaç kuşaklık “sindirilmiş” servetten oluştuğu için “sindirilmiş bir servet”tir ve “doğal” bir görünüm taşır.

LÜMPEN BURJUVAZİ

Peki, mesela en başta bahsettiğim iki “nakliyeci/gaspçı” kafadara piyangodan büyük ikramiye çıksa ve birbirlerini öldürmeden bunu bölüşmeyi başarıp bir miktar “sermaye” sahibi olsalar ne olurdu?

Hiç tereddütsüz söylüyorum, kendilerine büyük ev, büyük otomobil satın alır ve para karşılığı elde edebilecekleri “güzel” kadınlar bularak eski çevrelerine, tabii yeni girdikleri muhitlere hava atarlardı. Başka hiçbir ihtimal yok.

Bu karikatürleştirilmiş sermaye sahipliğine, bizim topraklarda önemi fazlaca bilinmeyen Marksist kuramcı Andre Gunder Frank’tan bir tanım tam olarak uyar.

Frank, kapitalizmin “emperyalist” çağı için yeni bir tanım geliştirmişti: “Lümpen burjuvazi”.

Frank, “lümpen burjuvazi”yi, yabancı sermayenin elinde oyuncak olmuş, çıkarlarını onunla özdeşleştirmiş, ülkelerini aşağılık bir geri kalmışlık seviyesinde tutarak ceplerini dolduran “yerli” sermaye sahipleri için kullanıyordu.

Bahis konusu “aşağılık geri kalmışlık seviyesi”, en başta, işçi sınıfı için sendikalaşma ve grev hakkının ortadan kaldırıldığı bir toplumu gerektirir.

Bu, asgari hukuk ve adaletin olmadığı bir toplumdur. İşçilerin kollarına pranga vuran hukuksuzluk ve adaletsizlik dalga dalga tüm topluma yayılır.

Bu, çürümenin ta kendisi, tüm bir toplumsal yapının lümpenleşmesidir.

Hiç kuşkusuz, yasaların ayaklar altında paspas edildiği, birkaç yılda milyarlarca dolarlık servetlerin biriktirilebildiği, yolsuzluğun ve talanın temel ekonomik ilişki biçimi halini aldığı bir ülkede “hakim sınıf” artık bu “lümpen burjuvazi”dir. Yabancı sermaye ve geleneksel servet sahipleri, bu durum kendilerini çok rahatsız etmediği sürece pek ses çıkarmaz, çünkü gerçek sendikaların ve grevlerin olmadığı bir ortamda işleri çok daha kolay yürür.

Lümpen burjuvaların ise servetlerini ne yapabilecekleri konusunda hiçbir “yeni” fikirleri yoktur. Büyük arabalar alırlar, hatta otomobil koleksiyonu yaparlar, devasa malikanelerde yaşamaya başlarlar, genç “sevgili”lerini medyaya gösterip hava atarlar…

Tıpkı “piyango isabet etmiş gaspçılar” gibi…

DEVLET

Marksist kuram üzerinden ilerleyip hakim sınıf ile devlet arasındaki ilişkiyi hatırlarsak, hakim sınıfla devletin birbirinin suretini yansıttığını söyleyebiliriz.

Lümpen burjuvazinin egemen olduğu bir ülkede, devlet kurumlarının ve bürokrasiyi tepeden aşağıya kadar dolduran tüm unsurların benzer bir davranış göstermesi eşyanın tabiatındandır.

Servet ve güç elde etmiş lümpen, devasa sofralarda, kendi zevkini yansıtan dekor ve müzik eşliğinde tıkınırken, halkın en yoksul kesimlerinin çöplerde kuru ekmek aramasından huzursuz olmaz.

Bilakis, varlığını bu duruma borçludur…

Son Haberler

Uçan tekmeyle hırsızlık

Hepimizin cebinden kamyon yüküyle para emen bir Türkiye Wushu Federasyonu olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız, lütfen artık bilin! ÖZGÜR TOPSAKAL Wushu isminde Türkiye'de pek popüler olmayan...

Özerk değilse, üniversite değildir

“İlim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir Sen kendini bilmezsen Bu nice okumaktır" Yunus Emre FİKRET BAŞKAYA Bir yüksek öğrenim kurumunun üniversite sayılabilmesi için özerklik olmazsa olmaz koşuldur. Bir bakıma...

Koca memleket arpalık oldu!..

Yurt içinde arpa fiyatları 1550 ile 1650 TL arasında seyrederken, TMO’nun yurt dışından 2000 TL’den arpa ithal etmesi tepkilere neden oldu. RED haber - Artık Türkiye'de...

“Açılın, ben avukatım!..”

AKP'lilerin suyunun suyu aşıları bitirdi. Herkes birbirine, "Aşı nerede?" diye bakıyor. AKP'liler aşı torpilini yüzsüzce savunuyor. Armağan Çağlayan, "Açılın, ben de avukatım!" diyor... RED haber...

Artistik/Akademik Ortam Mühendisliği

Boğaziçi Üniveristesi’nin yeni 'Rektör'ü Nuri Alço... ZAFER ERCAN Biz "aşmış" insanlarız, kişilerle uğraşmayız; nitelik üzerinden hareket ederiz. Bu bağlamda da Boğaziçi Üniversitesi’ne (BÜ) rektör olarak...