Özel okullar sizi nasıl söğüşlüyor?..

Bu yılki LGS’nin en ilginç sonuçlarından biri, yabancı liselerin belki tarihlerinde ilk kez  kontenjanlarını dolduramaması oldu. Birinci kayıt dönemi sonlandığında hemen hepsinin kontenjanlarında onlarca açık vardı ve herkes bu durumu öncelikle ekonomik krizin etkilerine yordu. Zaten geçen yıldan beri kriz eğitim sektörüne, iflas eden, öğretmenlerinin maaşlarını ödeyemeyen özel kolej haberleriyle yansımıştı, demek artık şimdiye dek öğrenci sıkıntısı çekmeyen köklü yabancı liseler bile etkilenmeye başlamıştı.

Ancak benim gibi bir zamanlar orta halli ailelerin bu liselerde büyük fedakarlıklarla okuttuğu ve şimdi de çocukları eğitim çağına gelmiş bazı veliler, kriz patlamadan önce de bu okulların ücretlerinin anormal düzeyde artmakta olduğunun farkındaydık. Çok kabaca alım gücü karşılaştırmaları yaparak “bugün olsa benim ailem beni asla bu okulda okutamazdı” diyorduk. Nihayet geçen gün elime somut bir veri geçti: Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nin (NDS) 1989-1990  öğrenim yılında okul ücretlerini duyurduğu yazı, bugün tarihi bir belge niteliğinde.

Hemen hesabı çıkardım:

1989- 1990 yılında okul ücreti yeni girişler için 3.520.000 TL, lise sınıfları için 1.635.700 TL imiş.
Aynı dönemde Cumhuriyet Altınının ortalama satış fiyatı 181.000 TL (ödeme tarihlerine göre 1989 Haziran, Eylül ve 1990 Ocak ortalaması).

Buna göre hazırlık sınıfı ücreti yaklaşık 19 Cumhuriyet Altını, lise sınıfları yaklaşık 9 Cumhuriyet Altını ediyormuş.

Bugün Cumhuriyet Altınının satış fiyatı, çok da geniş paylı bir yuvarlatmayla 1.750 TL.

9 Cumhuriyet Altını 15.750 TL, 19 cumhuriyet altını 33.250 TL ediyor.

Sadece enflasyon oranında artsaydı bugün NDS’nin yıllık ücreti bu civarda olacaktı yani. Bu krizin ve 1990’dan beri yaşanmış tüm krizlerin toplam etkisi bu kadardı.

Halbuki bugün aynı okulun yıllık ücreti 68.500 TL ve tüm sınıflar için aynı.

Sonuç olarak, okulun ücreti enflasyon farkı düzeltildiğinde dahi reel olarak yüzde 106 ilâ yüzde 335 oranında artmış durumda.

“Bizim gibi aileler çocuk okutamazdı”, derken haklıymışız.

Bu acayip artışın herhalde ilk açıklaması “laikliğin bedeli” olmalı. Yani velilere dayatılan fark, çocuklarını devlet okullarındaki islamo-faşist baskıdan kaçırma bedelidir. Nitekim “laik ortam” son yıllarda özellikle yerli kolejler için etkili bir pazarlama unsuru. Devlet de her uygulamasıyla “laik eğitim isteyen parasını verip özele gitsin” tavrını hissettiriyor.

Kanımca yine aynı islamo- faşist gerileme, yabancı liselere yükseköğrenim vesilesiyle kapağı yurt dışına atma eşiği olarak da prim kazandırmış ve bu prim de okul ücretlerine yansıtılmış durumda. NDS örneğiyle devam edersek, bizim mezun olduğumuz 1991 yılında sadece bir arkadaşımız üniversite öğrenimi için Fransa’ya gitmişti. Bizim devreler yurt dışında üniversiteye okumayı, ancak ailesi zengin olup da burada iyi bir okul kazanacak kadar başarılı olmayan  öğrencilerin seçeneği olarak hatırlar. Pek de havalı bir durum sayılmazdı yani. Bugün aynı okulun sitesinde geçtiğimiz yıl 87 mezunun Fransa’daki üniversitelerden, 31 mezunun da ABD, Kanada, Hollanda ve diğer batılı ülkelerin üniversitelerinden kabul aldığı duyuruluyor.

Bu ligdeki hangi lisenin sitesine girip üniversite yerleştirmelerine baksanız benzer sayılarla karşılaşır, hepsinin yurt dışına öğrenci göndermek için yarıştığını görürsünüz; aynı birinci ligdeki köklü Türk liseleri de dahil.  Ve bu çocuklar tabii ki geri dönüp “vatana millete faydalı olmak” niyetiyle gitmiyor, en iyi eğittiklerimiz can havliyle kaçıyor bu ülkeden. Konuyla ilgili kişiler 23 Nisan’da Darüşşafaka’lı öğrencinin “Almanya’da yaşamak istiyorum” demesine şaşırmadılar yani, yaşıtlarının ancak bu hayallerle halen bu ülkede lise hayatına dayanabildiğini biliyorlar.  Dehşete kapılmalıyız, aklımız alınıyor, bu korkunç bir kan kaybıdır.

Aslında tüm bu tablonun “islamofaşizm- laik eğitim” geriliminin de ötesinde ekonomi-politik  altyapısı var ki o da AKP neoliberalizminin Türkiye’de ABD tipi ortaöğretim sistemini yerleştirme çabasıdır. Bir yanda çok küçük bir azınlığa dünyanın en iyi eğitimini vererek yönetici elitleri yetiştirirken nüfusun geri kalanının dünyanın en kötü okullarına ve en koyu cehaletine mahkum edilmesi, olarak özetleyebilirz. Ve nitelikli eğitimi tamamen paralı olmanın ötesinde fahiş pahalı bir hizmet haline getirerek eğitimin en önemli işlevi olan sınıfsal geçişlilik imkânının tamamen tıkanmasıdır. Bugün ABD’de bir yanda dünyanın en iyi bir kaç üniversitesi var, dediğimiz gibi, yönetecek üç beş kafayı yetiştiriyorlar ve insanlar üniversitede okuyabilmek için 30 yıllık banka kredilerine ömürlerini ipotek ediyor. Öte yanda dünyanın en berbat okulları da ABD’de, o kredileri dahi çekemeyen büyük çoğunluk, hani o filmlerde gördüğümüz, her türlü kriminal ortamın döndüğü devlet okullarında, haritada ülkesinin yerini gösteremiyor, doğru düzgün okuma yazma bile öğrenemiyor. Size de bu tablo bir yerden tanıdık geliyor mu?

Özetle, evet, doğru düzgün eğitim alabileceğimiz birkaç okul kaldı ve onların da fiyatı krizi de katlayarak, fahiş oranlarda arttı ve artıyor. Kriz, işin kılıfı. Özel okul patronları hem alttan alta islamcı eğitim öcüsünü köpürterek çaresizlik hissi pompalıyor hem de ekonomik krizi bahane ederek haydutluk seviyesinde fiyat çekiyorlar. Ancak bu orantısız fiyat artışlarının asıl sebebi, derin bir kastlaşma; bu okullar asıl iyi bir eğitim almayı en çok önemseyen orta sınıflar için ulaşılabilir olmaktan çıkıyor. Ve sınıfsal geçişliliğin böylece kısıtlanması, asıl toplumsal barışı tehdit ediyor.

Toplumsal dinamikler açısından eğitimin belki en kritik rolü bu: Evet, kutuplaşıyoruz ama asıl kutuplaşma, bu zeminde gerçekleşiyor. Bu koşullarda bizim hakkımız olan parasız, laik, bilimsel, nitelikli, eşitlikçi, özgürlükçü bir eğitim için, -önceliğimiz bu sıfatların hangisi olursa olsun-, ilk hedefimiz; ilkokul seviyesinde özel okulculuğun yasaklanması, ilköğretimin yine tamamen parasız ve eşit sunulan bir kamu hizmetine dönüşmesi olmalı.

Buradan devam edeceğiz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here