O mavi otobüs: 55Y Gaziosmanpaşa Yeni Bosna Metro

Ankara Yüksel Caddesinde birkaç akşam takılırsanız, kuvvetle muhtemeldir ki, siz de karşılaşacaksınız o çocukla. 11-12 yaşlarında, oralarda mendil satan ve fakat bunu çok da ilginç bir şekilde yapan bir çocuk. Mendil almazsanız yalvarmaz size, eteğinize asılıp duygu sömürüsü de yapmaz, bir matematik sorusu sormanızı ister, cevabı doğru bilirse mendil almanız şartıyla. Türevi, integrali, çok basamaklı sayıların çarpımlarını falan ezberden bilir. Hayretler içinde kalır ve çaresiz alırsınız mendili. Bir süre daha aklınızı meşgul eder bu cin gibi mendilci, sonra unutur gidersiniz.

Ama benim aklından çıkmıyor bu çocuk nedense. O çocuğun, onun gibi diğerlerinin, sokakta yaşayan, dilenen, hurda toplayan, sırasında yol kesip adam gasp eden, sırasında elindeki naylon torbadan içine derin nefesler çekerken görüp korktuğumuz, kapkaççı diye sövüp saydığımız, ana babalarını suçladığımız, bazen acıdığımız, çoğu zaman görmezden geldiğimiz o çocukların niye sokakta olduklarını düşünmek, sorgulamak dönüp dolaşıp kapitalizmle yüz yüze getiriyor beni. Bir sosyal demokratın, bir müslümanın, liberalin, faşistin ya da safdil hümanistin yapacağı yorumlar, vereceği tepkiler ilk bakışta birbirinden farklıymış gibi görünse de esasen kapitalizme çatmamakla malul ve birbirinden öz itibarı ile farklı olmayan yorum ve tepkiler olacaktır.

O çocuğun ve kader arkadaşlarının sokakta yaşamalarıyla kimilerinin kıymetli evlatlarının özel okullarda okuyor oluşu arasındaki nedensel ilişkiyi göremeyenler; her İsviçre’ye koleje yollanan çocuğa karşılık sokağa birkaç çocuğun daha mahkum olacağını düşünemeyenler; açılan her özel okulun onlarca çocuğun daha sokağa düşmesi pahasına olacağına kafası basmayanlar; özelleştirmelerle, dış borç ödemeleriyle, IMF ile, maliye bakanının villaları ve başbakan olduktan sonra servet yaratan düğün hediyesi altınlar ile, oraya buraya asker gönderme ile, patronlarla sendika ağaları arasındaki kirli ilişkiler ile, solcu kisvesi altında emperyalist tekellerin çıkarlarını vazedenler ile, yani kapitalizmin kendisi ile o çocukların gerçekliği arasındaki basit ama kopmaz bağlantıyı algılayamayanlar niyetlerini değilse zekalarını sorgulamalıdırlar önce. Şikayet etmeye hakkınız var mı? Steril, korunaklı, rahat yaşamlarınıza bir şekilde giriyor o çocuklar, girecekler, güzellikle olmazsa zorla. İşte o zaman kime söveceğinizi iyice bellemeli şimdiden. Hayat gerçekten pahalı, hem de ne paha…Ve de acımasız…

***
Yenibosna’dan Gaziosmanpaşa’ya gidecekseniz ve de aceleniz varsa kesinlikle binmeyin bu mavi otobüse: 55-Y Gaziosmanpaşa-Yenibosna Metro… Tek vasıta oluşuna falan da kanmayın, varsın iki vesait olsun, daha çabuk gidersiniz. Ahmet Kaya’nın Fabrika Kızı şarkısındaki mavi otobüsü merak ediyorsanız fakat, o otobüs bu otobüstür, binin bir cumartesi akşamı. Arka Mahalle çocuklarını, Tezgahtar Nebahat’leri, ütücü Namık Usta’yı, overlokçu Nermin’i tornacı çırağı Memet’i, hamal Hüseyin’i, sıvacı Muharrem’i ve diğerlerini, yani Ahmet Kaya’nın insanlarını göreceksiniz o otobüste.

Elleri kendilerinden büyük kir pas içinde çırak çocuklar; pazar günü kaçamak bir buluşma ayarladığı karşı atölyedeki makineci çocuğu düşünmekten yanakları kızarmış işçi kızlar; oğlanın okuldan istedikleri parayı nasıl denkleştireceğini düşündüğü yüzündeki sıkıntıdan anlaşılabilen, daha 35’inde olmasına rağmen en az 50’sinde gösteren ve iki parmağını makineye vermiş marangoz ustası; hafta sonu okula gitmeyen oğlunu da elinden tutup işyerine getirmiş, yüzüne yansıyan yorgunluğa, akşam ne pişireceğinin ve kocasının zorbalığına nasıl karşı koyacağının kaygısı karışmış, üzerinden renk renk iplikler sarkan anne işçiler; son çıkan cep telefonu modelleri ve İddaa kuponları üzerine koyu bir muhabbete dalmış bıçkın delikanlı işçiler; sabah otobüse binince çıkardığı başörtüsünü inmeye yakın geri giymeye niyetlenen ve abi korkusundan ödü kopan reşmeci kız; okuldan alıp yanında çırak olarak işe başlattığı oğluna bijon sıkmanın inceliklerini anlatan lastikçi; o gün patronun oğlu tarafından depoda sıkıştırılmış olan ve hâlâ sinirinden ağlayan ortacı kız ve daha nice memleket insanı göreceksiniz o mavi otobüste.

Sendikasız, sigortasız üç kuruşa işçi çalıştıran atölye ve iş yerlerinin yoğunlukta olduğu mahallelerle, oralarda çalışan işçilerin yaşadığı mahalleler arasında dolanır durur bu mavi otobüs.Yenibosna, Şirinevler, Bahçelievler’in arka mahallelerinden geçerek Merter, Haznedar, Güngören, Esenler, Bayrampaşa ve daha bir sürü mahalleden geçerek Gaziosmanpaşa’ya gelir otobüs ve haliyle kara İstanbul’un neredeyse tamamını dolaştığı için de iki-ikibuçuk saati bulur bir seferi. Üst üste, yan yana insanlarla dolu mavi otobüs, üst üste yan yana çirkin binaların aralarından, dar, pis sokaklardan akar gider.

Patronların işyerleriyle işçilerin evleri arasında yapılan taşımacılığın ardında, aslında o işçilerin emekleri, alın terleri, yaşamları, dünyaları, insanlıkları ile o patronların cepleri, banka hesapları, lüks araba ve malikaneleri, karılarının konken partileri ve sıpalarının zibidilikleri arasında daha büyük bir taşıma olduğunu görürsünüz o otobüste. Ve bu hakikati görmekle yumruğunuzu sıkar, kenar mahallelerin çirkinliğinden, şehri kirlettiğinden, trafikten, memleketin imajından ve suçunu yoksullara attıkları bir sürü sorundan şikayet eden ilk ‘Beyaz Türk’ün burnunun üstüne indirmek istersiniz o yumruğu.

Ve fakat burnun üzerine yenilecek okkalı bir yumrukla sıyıracağını sanan ‘Beyaz Türk’ de hayati bir yanılgı içindedir. Ormanı kesip içine kondurduğu malikanesinin içinde o işçilerin alın terinden damıttığı içkisini yudumlarken gecekondulaşmadan şikayet etmek; kamyon küçüğü ciplerinin içine tek başına kurulup mavi otobüslerin yarattığı trafik sorununa sövmek; haftanın altı günü 10-12 saat köpek gibi çalıştırdığı işçiler pazar günü şehre inince iğrentiyle karışık bir rahatsızlık duymak… serbesttir şimdilik.

Ama o işçiler günün birinde onları sırtından atıp da üstlerinde tepinmeye başlarlarsa; o mavi otobüslerin direksiyonuna bir işçi geçer de ciplerin üstüne kırarsa direksiyonu ne şikayet ne küfür hiçbi şey işe yaramayacaktır. Burnunun üstüne yumruğu mumla arayacaklardır.

Aha buraya yazıyoruz…

(Ocak 2007, RED 4. Sayı)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here